BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Ezgi Mola ve Enis Arıkan’ın geçen sezon başladıkları ‘10.11.12’ oyunu o kadar ilgi gördü ki 100 kişilik salondan 1000 kişilik Uniq sahnesine terfi ettiler. Bu, onlar için yeni bir heyecan. Tabii projeleri bununla sınırlı değil. Ezgi’nin de yer aldığı ‘Kelebekler’ filmi, Sundance Film Festivali’nde En İyi Film seçildi. Yer aldığı diğer projeler de dünya festivallerine gönderildi. Enis Arıkan ise 3 yeni projeyle karşımızda. İlk olarak, rol aldığı ‘Görevimiz Tatil’, 23 Şubat’ta vizyona girecek. Ayağının tozuyla yurtdışındaki dil öğreniminden dönen Ezgi ve onu sabırsızlıkla bekleyen Enis ile buluşup oyunculuğa, komşuluğa, dostluğa dair keyifli bir söyleşi yaptık. HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un haberi...

10.11.12 oyunu büyük ilgi gördü, artık daha büyük bir mekâna geçiyorsunuz. Rollerinizin ilk günden bu yana ne yöne evrildiğiyle başlayalım mı?
Ezgi Mola: Evet, artık 1000 kişilik bir salondayız. Enis büyük salonlarda oynamıştı ama benim için çok yeni bir şey. Ayda 1 ya da 2 oyun oynayacağız. Prova aşaması her şeyde olduğu gibi sancılı geçiyor. İpek’le (Bilgin) çalışmak çok keyifli. Dönüp baktığımızda 80’e yakın oyun oynadık ve insan kendini artık daha konforlu alanda hissediyor. “Bugün de böyle bir şey deneyeyim” deyip hem seyircinin hem de partnerinizin nabzını yokluyorsunuz. Kimi zaman aynı reaksiyonu vermeyen seyircilerle karşı karşıya geliyoruz. O zaman biz de yeni bir şeyler keşfediyoruz.

‘BENİ PİJAMALARLA GÖRÜNCE ŞAŞIRDILAR’

Oyunda komşunun çöpünü tahlil ederek onu gözlemliyorsunuz. Peki siz nasıl komşularsınız?
E.A.: Ezgi daha diyalog halinde. Ben öyle gözükmesem de bir tık daha yabaniyim. Ailemle yaşadığımda karşı komşumla evlerimizin kapıları açıktı neredeyse, artık o da yok.

Bir aşure getirenin yok mu Enis?
E.A.: Gerçekten ne yazık ki yıllardır aşure getiren kimse yok.

Ezgi?
E.M.: Bana mahalleden de apartmandan da getiren var. Mahalleciliği çok seviyorum ama oraya da hop diye gidebilen bir insan değilim. O da bir süreç gerektiriyor. Karşı komşumla çok yakınız. Apartmana sürekli gelen gidenler var. Biz karşı komşumla sabitiz. Kimin gelip gittiğini bilmek istiyorum.

Çok normal, kendini güvende hissetmek istiyorsun...
E.M.: Aynen öyle. Geçenlerde gecenin 04.00’ünde gençler eğleniyor, tüm sokak inliyor ve ben uyumaya çalışıyordum. Dedim ki “Bu iş böyle olmaz”, kafamda bant, altımda pijama, çaldım kapılarını... Beni pijamalarla karşılarında görünce şaşırdılar. Onlarla diyalog da öyle başladı. Tabii ki komşunuza “Günaydın” demek hal hatır sormak güzel. Kimisiyle samimiyim, kimisiyle sadece selamlaşıyorum.

Çöp deyince, oturduğum apartmanın bahçesinde yere atılan çöpleri hiç düşünmeden topluyorum mesela. Beni görenler de örnek alsın ya da atmasın istiyorum. Sizin bu konuda yaşadığınız tecrübeler var mı?
E.A.: Geçenlerde bir kedi kutusu alıp kapının önüne koydum. Üzerine de “Lütfen atmayın, belki bir canlıya faydamız olur” gibi bir şeyler yazdım. Birkaç gün sonra yöneticim aradı “Kedi kutusundan rahatsız olmuşlar” dedi. Neymiş, kediler orayı pisletirmiş. Anlayışsız! Ben onunla kavga etmesini de bilirim ama daha büyük ruh hastası olacağım için hiç gerek yok. Aldım kutuyu başka yere koydum.

E.M.: Bu tip insanların kendileriyle ilgili sıkıntıları var. Mutsuzlar, hayatta sevilmemişler. Birisi gidip de “Bir şeye ihtiyacın var mı?” dememiş. Bu çok trajik bir şey. Sevilmeyi bilmeyen sevmeyi de bilemez. Tu kaka ile günah ya da baskıyla büyütülüyoruz. Ve mantığını düşünemiyoruz. Kafanı kullan, Allah sana vermiş. Kurban olduğum vermiş, bir kullan ya bir zahmet. Adamın arabasına biniyorsun cillop gibi, ama küllüğü dolduğunda sokağa atıyor. Zekâsı o kadar. Temizliğin ne olduğunu bilmiyor. Herkes ahkam kesiyor da önce kendi temizliğini yapacaksın. Bu kitaplarda da yazıyor. Zaten inanıyorsan ve bu kadar havasını atıyorsan önce gerekliliğini yerine getir. O gerekliliği yapsan zaten metrobüsler leş kokmaz. O suyu al, temizlen, akça pakça kok. Ama bunların hepsi eğitim, vizyon ve sevgiyle olabilecek şeyler. Bizde de ne yazık ki çok eksik. Ülkede 20 yıl sonra su kalmayacak, susuz ülkeler kategorisine giriyoruz. Trajediye bakar mısınız?

Hayatta şükrettikleriniz mi “Keşke”leriniz mi ağırlıkta?
E.M.: Allah’ıma bin şükür. “Keşke”lerin bir faydasının olmadığını biliyorum. Çok şükür elim ayağım tutuyor, hayatta inandığım şeyler bana güç veriyor. Bundan sonrasını heyecanla görmek istiyorum. Çok hızlı geçmesin sadece, biraz tadını çıkarabileyim, tek arzum bu.

E.A.: Geçenlerde bir kız DM’den mesaj atmıştı: “Enis evin var, güzel kedin, çok tatlı bir annen var, dizide oynuyorsun. İnsan başka ne ister ki?” diye. Evet ama bazen insanın bunları hiç görmediği ve kendini kapattığı, mutsuz hissettiği ve başka şeylere ihtiyaç duyduğu durumlar olabiliyor. Biz de bunu Ezgi’yle çok yaşıyoruz, konuşup birbirimizi yükselttiğimiz anlar olabiliyor.

E.M.: Ya da çok depresif olduğumuz anlar var, insanız çok normal.

E.A.: İnsanlar bizi sadece storoy’lerden görüp çok eğlendiğimizi düşünebilir ama Ezgi’yle karşılıklı 1 saat ağlayıp sonra gülerek story çekiyoruz. O acıyı hayatımıza çok yaymadan dertleşip yok edip çözüp hayatımıza devam ediyoruz. Şükrediyoruz ve yaşıyoruz.

En büyük zaafınız ne?
E.M.: Benim çok zaafım var. Aşırı duygusal bir insanım. Bunları bu kadar açık söyleyince o zaafları birileri kullanır mı diye korkularım da olabilir. Yetenek, başarı bende hayranlık uyandırıyor ve pozitif ayrımcılık sebebi olabiliyor. Hayvanseverlik, yardımseverlik ve hoşgörü gibi... Olumsuz zaaflarım da var, şiddetle beslenen insanlar gözümü karartma sebebim olabiliyor.

E.A.: Kötü niyet, olumsuzluk moralimi çok bozuyor. Oyunculuğu da fazla umursamıyorum, iyi insan olmak benim için hayatta çok daha değerli. Hayatım sevgi üzerine kurulu ve çok da sevilen biri oldum. Ama 10 bin tane mesaj arasında bir kötü mesaj okursam çok üzülebilirim.

E.M.: İnsanlar bizi görmedikleri kadar ciddi görmüş olabilir, ben bunun nedenini açıklamak istiyorum. Arkadaşlar dün dolunay vardı. Gerçeklerle yüzleştiğimiz bir dönem. 98-2000 yılından sonra o dönemde de kırılmalar olmuştu. Yokluksa yokluk, acıysa acı, yalnızlıksa yalnızlık... Bu zamanlar da öyle zamanlar. Benden size arkadaş tavsiyesi, hayatta sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyleri güzel bir şekilde dile getirin. Bu size kazandıracak. Kendinizi doğru ifade edebilmek için çaba sarf edin. Çünkü ömür çok kısa.


‘EN ÇİRKİN HALİMLE DE VARIM'

Enis telefonu elinden hiç bırakmıyorsun. Ev halini de anneni de çekiyorsun. Hem ünlüsünüz hem de pek çok oyuncuya göre çok sahicisiniz. Bu dengeyi nasıl kurdunuz?
E.A.: Bize öğretilen şeyler vardı, “Oyuncu böyle yaşar” diye. Ben onu kırdığım an, dünyanın en mutlu adamı oldum. Bir kalıp içinde olmak zorunda değiliz. Oyuncu dediğin, muhteşem görünen, olağanüstü hayatlar yaşayan tipler değil. Biz Ezgi’yle pijamamızı giyip evde oturup çay içiyoruz. Dizi olunca da sete gidiyoruz. Hayatımız bu kadar basit. Bunun gerçek tarafını gösterince çok mutlu oldum. İnsanların beni tanımasına sebep oldu, daha keyifli bir hayat yaşamaya başladım, daha çok sevenim oldu. İyi ki yapmışım. En çirkin halimle de varım, en havalı halimle de...

‘BİR VİDEO DAHA KOYSANA'

Enis annene, Selma Teyze’ye bayılıyorum. Sen onu meşhur ettin ya da o seni, bilemiyorum tam olarak ama çok güzel oldu. Birlikte bir projede yer almak ister misin?
E.A.: Ezgi annemi filmde oynattı. Reklam projeleri geliyor ama çok keyif alacağımız bir şey gelmediği için yapamadık. Olayın büyüyüp buralara gelmesi ilginç geliyor.
E.M.: O da keyif aldı, eğlendi. Esirgemedi kendisini. Bize yaptığını kamera önünde de yapabildi, utanmadı.
E.A.: 69 yaşına geldi, bir sinema filminde oynuyor, herkes onu el üstünde tutup çok seviyor. “Bir video daha koysana, belki bir film teklifi daha gelir” diye beni arıyor. “Anne ya” diyorum.

‘DÜNYA FESTİVALLERİNDEN GÜZEL HABERLER BEKLİYORUM'



Ezgi, ‘Maide’nin Altın Günü’ filmi seni mutlu etti mi?

E.M.: Merak ettiğim şeyleri deneme şansına sahip bir oyuncuyum. Aklıma bir fikir geldi, paylaştım, insanlar da heyecanlandı, iyi ki de yaptım. 

Enis senin yeni filmlerin vizyona girecek değil mi?
E.A.: ‘Görevimiz Tatil’, 23 Şubat’ta, nisan ayında da ‘Kaç Kaçabilirsen’ girecek. Yakında diziye başlıyorum. 

Ezgi senin?
E.M: Tolga Karaçelik “Ezgi küçük bir rol var” dediğinde “Seve seve gelirim” demiştim. ‘Kelebekler’, Sundance’tan En İyi Film Ödülü aldı. Çok sevindim. Öte yandan Hiner Saleem’in ‘Lady Winsley’ filmiyle ilgili güzel haberler bekliyorum dünya festivallerinden. ‘Aydede’ de festivallere gönderildi. Güzel yerlerden davet geleceğini düşünüyorum. Bu arada güzel senaryolar okuyorum. Heyecanlıyım...

'EZGİ'NİN AKLI TIKANDI'

Ezgi dil için yurtdışındaydın...
E.M.: Okul, çok fazla kalınabilecek gibi değildi. Günde 12 saat İngilizce konuşuyorsun. Sevdim ama yetemediğimi fark edip buradaki hocamla devam etmek istedim. Sonra yine gideceğim.

E.A.: Aklı tıkandı. (Gülüyorlar.) Biz birbirimize bağımlı tipleriz. Ezgi gittiğinde moralim bozuluyor, hayat duruyor. Ezgi de bilmediği bir ortamda yalnızdı. E.M.: Bir de profesyonel insanlar içindi. Mesela bir otomobil markasının Avrupa CEO’su geliyor, çabuk İngilizce öğrenmek için. “Nasılsın Frederic?” diyorsun üç kere, sonrası zor oluyor. 

Senin İngilizce’n nasıl Enis?
E.M.: Amazing. (Gülüyorlar.)
E.A.: Wonderfull. İngilizce’m çok iyidir, 15 yıl falan okudum.
E.M.: Ama “Yes”in ötesine geçemedi canım benim, her şeyi samimiyetiyle hallediyor.
E.A.: Konuşabiliyorum ama pratik yapmadığım anda unutuyorum. 

Zamanında öğrenmediysen vakit ayırmak çok zor oluyor...
E.A.: İstersen röportajı İngilizce yapalım. Ezgi’yi ve beni test ederiz

ENİS ARIKAN: DİZİ GELMİYOR ÇÜNKÜ MİLYONLARCA OYUNCU VAR


İstediğin mesleği yapıp başarılı olmak güçlü hissettiriyor değil mi?
E.M.: Ben bu işe şöyle bakıyorum, siz benimle röportaj yapıyorsunuz, görüntü yönetmeni arkadaşlarım şu an bizi çekiyor, oturduğumuz bu yerin duvar sıvasını iyi bir usta yapmış. Herkes işini yapıyor yani. Bu kadar basit. Çok şanslıyım ki istediğim işi yapıyorum. Herkes istediği iş için çabalasın ama boşa kürek çekmesin. Şimdi herkes oyuncu olmak istiyor. Basit görünüyor galiba. İki kursa gidip oyuncu olacağına inanıyorlar. O kurslarda herkes ders veriyor, anlamıyorum. İki dizi yapan kendini inanılmaz oyuncu belliyor. Herkes oyuncu olamaz, herkes sıva ustası olamaz, herkes marangoz olmamalı.

E.A.: Ya da olup büyük zorluklarını yaşayacaklar.

E.M.: Kendilerine örnek olarak kafede keşfedilen oyuncuyu alıyorlar. Bu binde bir oluyor. Onlar istisna. Tek başına güzellikle de yetenekle de olamaz. Doğru zaman, doğru insanlar lazım. Tanıdığım çok insan evde iş beklerken ciddi tembellik hastalığına yakalanıyorlar. Bayrağını dikebilmen için kendi paranı kazanman gerekiyor. “Ama ben o işi yapmak istiyordum” diyenler, o zaman siz miskinsiniz.

E.A.: Hepimiz belli bir dönem evde oturduk belki ama o hayatta kısa yol. Oysa bunun yanında bir sürü şey yapılabilir. Ekmeğini taştan çıkarırsın, dizi gelirse de o sana büyük bir bonus olur. Ama bir süre sonra “Hiç dizi gelmiyor” dediğinde, gelmiyor çünkü milyonlarca oyuncu var.

E.A.: Ben 22 yaşında tiyatro yaparak, “Beni görüşmeye alır mısınız?” diyerek şu anda İpek Bilgin’le çalışma fırsatı yakaladım. Çırpınmak gerekiyor. Tabii bazı şanslı insanlar var ama ben de Ezgi de öyle olamadık. Bunlara güvenip bu mesleğe atılmak büyük delilik.

‘10.11.12’ oyunu ilk kez Avrupa yakasında sahne alıyor. Oyun 26 Şubat’ta Uniq İstanbul’da...

YORUM YAP0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300