Coğrafyamızda 5000 yıldır var olan koku kültürünü, gelenek, görenek ve ananeleri anlatmak, ülkemizin doğal ve kültürel zenginliklerini kendine has kokularla ifade edip tüm dünyaya tanıtmak için bir proje geliştirildi. Bu projeyle Galata kulesi, Haydarpaşa, Kız Kulesi ve Sultanahmet'in kokuları yapıldı.

İstanbul'da başlayan bu projenin devamında tüm Türkiye'yi kapsayacağını belirten Koku Kültürü ve Turizmi Derneği üyesi Taner Yılmaz, projenin sadece kokuların sunumu ile ilgili olmadığını, aynı zamanda adı geçen mekanların fotoğrafları ve keçe tabloları ile bir bütün olduğunu vurguladı.

Mekan kokularının tasarlanmış fotoğraflardan oluşturulan keçe tablolara işlendiğini söyleyen Yılmaz, böylece dünyada ilk kez kokulu tablolar tasarlandığını kaydetti. 

Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hazırladığımız ilk koku Kız Kulesi kokusuydu ve kokuyu test etmek amacıyla bir çalışma yaptık. Teste katılanlar kokunun Kız Kulesi için hazırlandığını bilmiyordu. Kokladıkları kokunun İstanbulda hangi mekana ait olabileceğini sorduk ve bu testi kayıt altına aldık. Teste görme engelli ve görme engeli olmayan kişiler katıldı. Kokuları hazırlarken ekip olarak uzun süren araştırmalar yaptık. Hazırladığımız mekanın, bölgenin, yerin, bitki örtüsü, tarihi geçmişi, coğrafi konumu vb. gibi diğer bütün özellikleri hakkında bilgiler topladık yani kokular rastgele hazırlanmamıştır. Kokuların tasarımı Koku Uzmanı ve Sosyolog Bihter Türkan Ergül tarafından yapılmıştır."

Koku Kültürü ve Turizmi Derneği üyesi Taner Yılmaz

GÖRME ENGELLİ BİREYİN VERDİĞİ TEPKİ ŞAŞKINA ÇEVİRDİ

Görme engelli bireylerle bir çalışma yaptıklarını söyleyen Yılmaz, elde edilen Galata Kulesi, Haydarpaşa, Kız Kulesi ve Sultanahmet kokularını görme engelli kişilere koklattıklarında doğru cevapları aldıklarını söyledi. 

Görme engelli bireylerden biri, kokuyu test ederken, kendisine hiçbir bilgi verilmemesine rağmen o kokunun Kız Kulesi kokusu olduğunu söyledi ve o hissi şöyle tarif etti: "Bu, Kız Kulesi olurdu. Sanki boşluğun içerisinde gibi... Ortada kalmış bir şey gibi..."

Koku Uzmanı ve Sosyolog Bihter Türkan Ergül

İŞTE YANIK KOKUSUNA ALIŞAMAMAMIZIN NEDENİ 

Kokuların mekanlarla olan ilişkisini anlatan Bihter Türkan Ergül, "Bir eve girdiğimiz zaman oranın bir kokusu vardır. 3-5 dakika sonra o kokuya alışırız çünkü içerde bize zarar verecek bir şey olmadığını beynin amigdala sistemi algılar ama yanık kokusu olan bir eve girdiğinizde oraya alışamazsınız, o koku sizi rahatsız eder. Bu, güven mekanizmasıyla doğru orantılıdır" diye konuştu. 

"MEKANLAR KOKULARLA AKLIMIZDA KALIR"

Her mekanın bir kokusu vardır. Örneğin; patlamış mısır kokusu bize sinemayı anımsatır. Bu, sinemanın kokusudur. Bir pırlanta mağazasına gittiğiniz zaman orada sıcak çikolata kokusu alamazsınız çünkü o gıda sektörüyle alakalıdır. Koku ve mekanda beynimizde direkt orantı söz konusudur. O yüzden mekanların kokularını doğru seçmemiz gerekiyor. Bu arada mekanlar kokularla aklımızda kalır. Örneğin; annemizin evinin kokusu... Anneanne ya da babaanne evi dediğimiz de eminim ki aklınıza o evlerin kokuları geliyordur.

Bir koku bizi yıllarca geriye götürebiliyor. Görsel hafızamız bu kadar iyi değilken nasıl oluyor da bir koku bizi yıllar öncesine götürebiliyor?

Koku sayesinde bebeklik hatta anne karnındaki zamanlara bile gidebilirsiniz ama beyindeki aşamalar biraz daha farklı. En gelişmiş ve yorulmayan hafızamız koku hafızasıdır. En uzun kayıt yapan da koku hafızasıdır. Koku hafızası yok olmuyor, bir o kadar da gelişerek devam ediyor.

Her şehrin her semtin kendine has bir kokusu var deniliyor. Peki, bunu neler belirliyor?

Birincisi coğrafi koşullar etkiler. Mesela Taksim daha yukarıdadır, Beşiktaş ise daha kıyıdadır. Beşiktaş ıhlamurlar ve fulyalarla anılır. Üsküdar ve Kuzguncuk mor salkım ve erguvanlar ile anılır. Kıyılarda olması, coğrafi koşullar, dağlık bölgelerde olması çok etkiler. Örneğin; Akdeniz kıyılarına baktığımızda portakal, mandalina bahçeleri çok fazladır. Karadeniz'e bakıyorsunuz coğrafi koşullarına göre balık tüketimi çok fazla. İnsanların tükettikleri şeyler, sosyal ortamları, alışkanlıkları... Örnek olarak, Kudüs'te yaşadığım bir şeyi anlatmak istiyorum. Musevilerin yaşadığı bölgeye girdiğinizde beslenme alışkanlıkları farklı olduğu için mahalle farklı kokuyor; Ortodoksların mahallesine girdiğiniz zaman yemek kültürleri farklı olduğu için orda da farklı bir koku var, keza Müslümanlarda da bu böyle... Dini inançlar, sosyo-politik konumlar, ekolojik sistem, coğrafi koşullar, ortamların kokularını belirliyor.

İstanbul'un kokusunu nasıl tanımlarsınız?

İstanbul'un kokusu bana göre tek başına tanımlanamaz. Çünkü erguvanları, Eminönü'ndeki balık-ekmeği, kahve kokusu, simit kokusu, çay kokusu, denizin kokusu... İstanbul'da o kadar çok koku var ki... Bir de İstanbul etkileşim şehridir, liman şehridir. Her gelen de bir koku bırakıyor, o yüzden de burası kozmik bir karışım. Tek bir kokudan bahsedersek İstanbul'a haksızlık yapmış oluruz.

Ankara'yı pek çok kişi soğuk bir şehir olarak yorumlar. Bunun kokuyla bir ilgisi olabilir mi?

Olabilir ama bunu pek kokuyla bağdaştırmamak gerekir. Mesela dün Ankara'dan geldim, bir anda dolu yağmaya başladı ve toprağın muazzam kokusu ortaya çıktı. Bir de Bolu'dan Ankara'ya girerken Kızılcahamam'da soğuğun bir kokusu vardı; kar kokusu. O da çok güzeldi. İnsanlar onlara yükledikleri anlamlarla özdeşleşiyor olabilir yoksa Ankara'nın kokuları var. Kişiler, Ankara'da yaşadıkları tecrübelerle veya o şehre yükledikleri anlamlarla da uzak duruyor olabilir. Sonuçta Bodrum'u da herkes seviyor. Bu tartışılır bir konu.

Doğu ve Batı'nın kokularını nasıl tanımlarsınız?

Doğu, Mistizm'in kokusu... Amberi, safranı, paçulisi, miski, udu... Bu kokular Doğu'nun göz bebeği kokulardır. Avrupa'ya baktığımız zaman ya da Rusya gibi soğuk ülkelere baktığımız zaman portakal çiçeği, neroli, mandalina, portakal, pudra kokuları gibi daha hafif ve daha naif kokularla karşılaşırız. Soğuk ülke insanlarının burunları çok hassastır, Orta Doğu ve sıcak ülkelerin insanlarının burunları çok yorgundur. Bizim aldığımız hafif kokuları alamıyorlar. O yüzden daha ağır kokuları tercih ediyorlar, çünkü burun zevkini o şekilde tatmin edebiliyorlar. Mesela ben bir Japon'un ud koktuğunu hiç görmedim. Japonların ter bezleri farklı çalıştığı için onlarda baharatlı, Ortadoğu kokularını kullanamayız.

Peki, Türkiye'de ağırlıklı olarak ne kullanmalı?

Biz çok karmayız. Ege'nin, Karadeniz'in, Akdeniz'in, Doğu Anadolu'nun iklimleri çok farklı. Akdeniz'e Ortadoğu'ya tavsiye edilen kokuyu tavsiye ederseniz haksızlık olur. Bu konuda çok şanslıyız. Katar, Suudi Arabistan ya da Kuveyt'e ud, safran, paçuli tavsiye edebilirim. İtalya'ya gelince, defne, kişniş, biberiye, yaseminli kokuları... Türkiye'ye tek koku söylemek mümkün değil. Bizde gül çok uzun yıllar kullanılmış, misk, karanfil, kekik, defne, fesleğen kokuları kullanılmıştır. Yelpaze bu kadar genişken Türkiye'yi tek bir başlıkta toplamamak lazım.

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri