Sedat Laçiner Wikileaks’in açıkladığı belgelerle ilgili komplo teorilerini Bloomberg HT’de Gülin Yıldırımkaya’ya anlattı:
Acaba Türkiye’de de böyle konuşmalar oluyor mudur? Bizim diplomatlarımız, dışarıdaki büyük elçilerimiz o ülkelerle ilgili bir takım raporlar geçiyor mudur? Yoksa Amerika’ya mahsus mu dış işleri görevlileri tam bir casus gibi kullanılmış burada gördüğümüz kadarıyla her türlü raporlama yapmışlar, bu dünya diplomasisinde var mı?
Wikileaks gibi bir olay dünya diploması tarihinde hiç olmadı. İlk defa bu kadar çok belge, bilgi aleni hale geldi, burada da herhalde sistemi çökertme çabası söz konusu diye düşünüyorum. Çünkü baktığımız zaman tüm dünyadan neredeyse eşit miktarda belge sızdırılmış. Tabii bazı ülkeler ve şehirler Ankara ve Tokyo örneğinde olduğu gibi yedi bin belge ile ön plana çıkıyor. Ama onun dışında Güney Amerika’daki en küçük başkentlere kadar bin- iki bin belgenin sızdığını görüyoruz. Bu da tek tek buralara sızmayla mümkün olacak bir şey değil, belli ki bir bilgisayar sistemi ile girilmiş ve o bilgisayar sisteminden bilgiler dışarı toplu halde aktarılmış. ‘Türkiye’nin böyle bir bilgisayar sistemi var mıdır?’ diye sorarsanız, eğer böyle bir sistemimiz varsa açıkçası şaşırırım.
Bütün bunlar bizim için birden avantaja dönüştü!
Tabii bir yönüyle baktığınızda sistemin ilkelliği de avantajdır. Çünkü Dışişleri Bakanlığı yeniden yapılanma sürecini yaşıyor, hem insan hem de teknik alt yapıyı değiştiriyor. Bugün dışişleri Bakanlığı’nda gidin 1960’larla ilgili bir bilgi ararsanız bulmak mümkün değil. Hatta geçmişte şöyle trajikomik olaylara şahit oldum: Dışişleri Bakanlığı kendi arşivinde aradığı bir bilgiyi bulamayınca, başka ülkede bir kopyası vardır diye garip arayışların içine girdiği örneklerle karşılaştım.
Başka ülkelerden de talep ediyoruz öyle mi?
Pek belli etmeden alınmaya çalışıldığını biliyorum. Ege Denizi ile ilgili bir krizde böyle bir şeyin yaşandığını hatırlıyorum. Türkiye Cumhuriyeti diplomatlarının bu kadar yoğun bir yazı yazma alışkanlığı yok. Çünkü ABD kadar geniş bir insan gücüne ve teknik alt yapıya sahip değiliz. Amerika’nın Ankara’daki elçiliğinde sadece medyadan sorumlu bir kişi vardır, sadece siyasi partilerden sorumlu bir birim vardır, sadece derneklerden sorumlu bir birim vardır yani aklınıza gelebilecek en önemli konularda Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda mutlaka birilerini bulursunuz. Bu çok büyük bir avantaj ve onlar kendi alanlarında bilgileri merkeze aktarıyorlar. Ondan dolayıdır ki sadece Ankara hakkında sekiz bin belge çıkıyor. Sekiz yılda sekiz bin belge demek, her yıl Washington’a Türkiye üzerinden bin tane belge aktarılmış demektir. Bunlar sadece dışarı sızanlar ki bunların dışında belge olup olmadığını bilmiyoruz. Ankara’nın bir elçiliğinin bin tane belgeyi dışarıya geçmesi çok düşünülebilecek bir şey değildir, genellikle de geçen bilgiler ‘açık bilgi’dir. Bir kısım belgeler de oradaki elçilikler eski bir alışkanlıkla gazeteleri keserler, fotokopi çekerler, faksa koyup Ankara’ya gönderirler.