Habertürk yazarları Abdullah Öcalan'ın Diyarbakır'da okunan Nevruz mesajını analiz etti
Diyarbakır'da okunan Abdullah Öcalan'ın Nevruz mesajıyla çözüm sürecinde yeni bir aşamaya gelindi. Gazete Habertürk yazarları Ruşen Çakır, Muhsin Kızılkaya ve Zülfikar Ali Aydın 'Nevruz atmosferini soludu' izlenimlerini yazdı
HT GAZETE
Diyarbakır'da okunan Abdullah Öcalan'ın Nevruz mesajıyla çözüm sürecinde yeni bir aşamaya gelindi. Gazete Habertürk yazarları Ruşen Çakır, Muhsin Kızılkaya ve Zülfikar Ali Aydın Nevruz atmosferinde izlenimlerini yazdı:
Ruşen Çakır
KONGRE TARİHİNİ HÜKÜMET BELİRLEYECEK
Diyarbakır'daki Newroz/Nevruz kutlamaları öncesi 3 şeyden kaygılanılıyordu: Meteorolojinin duyurduğu gibi yağmur yağması; Suriye Haseke’deki gibi bir (IŞ)İD saldırısı; cuma Batman, cumartesi Van’da olduğu gibi güvenlik güçleriyle gerginlik yaşanması. Yağmur yağdı, ama insanlar hazırlıklı olduğu için kutlamaları etkilemedi. Diğer endişeler de gerçekleşmeyince son yıllarda alıştığımız türden coşkulu, sakin, tam bayram havasında bir Diyarbakır Newroz/Nevruz’u daha yaşadık. Diyarbakır ve Newroz/Nevruz yan yana telaffuz edilince akıllara hemen, Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecine destek açıklamasını yaptığı ve PKK güçlerinin ülke dışına çekilmesini istediği 2013 yılı geliyor.
Sahiden çok tarihi bir gündü. Ama yıllarca bu şehirde Newroz/ Nevruz izlemiş bir gazeteci olarak benim için en anlamlısı 2010 Newroz/Nevruz’uydu. Çünkü o gün sadece bir bayram şenliğine değil aynı zamanda siyasi bir kimliğin, duruşun aleni deklarasyonuna tanık olmuştum. Kısacası 2010 Diyarbakır Newroz/Nevruz’u benim için Kürt sorununda, geri dönülmesi mümkün olmayan bir eşiğin aşılmış olduğunun temsiliydi. O gün bugündür, özel olarak Kürt siyasi hareketi (KSH), genel olarak da Kürtler, her ne kadar Türkiye’de siyaset ve çözümle alakalı süreçler inişli çıkışlı bir grafik izlese de hep üstüne koydu, daha da güçlendi ve geniş bir özgüvene sahip oldu.
ÖCALAN’IN ACELESİ YOK
Dünkü Diyarbakır Newroz/Nevruz’u o kadar “tarihi” değildi çünkü özellikle siyasi iktidar ve ona yakın çevreler Öcalan’dan gelecek mesaja çok büyük bir anlam yüklemişlerdi. Beklenen, Öcalan’ın Kandil’e, ana ve belki de tek gündem maddesi, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi kesin bir şekilde noktalama olacak bir kongreyi “acil olarak” toplama çağrısı yapmasıydı. Aslına bakılacak olursa Öcalan’ın mesajında siyasi iktidarın beklentilerinin çoğu karşılanmıştı ama kongrenin bir an önce yapılmasına yönelik vurgu yoktu. Tersine birtakım şartlar ileri sürdü. Anlaşılan PKK kongresinin tarihini hükümetin adımları belirleyecek. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha İzleme Heyeti’ne bile karşı çıkmış olduğu düşünülürse, seçimler öncesi böyle bir kongrenin toplanması, imkânsız olmasa bile epey zor gözüküyor. Dünkü Newroz/Nevruz’un “tarihi” olamamasının bir başka nedeni de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yaptığı kısa açıklamayla Cumhurbaşkanı’nı çözüm sürecindeki tutumu nedeniyle eleştirmesiydi. Diğer bir deyişle “tarihi” çıkış Öcalan’dan değil Arınç’tan geldi. Öyle ki kısa vadede Öcalan’ın mesajının herhangi bir etkisini görmek pek mümkün olmayacak ancak Arınç’ın çıkışının uzun bir süre gündemi meşgul edeceği ve çözüm sürecinin gidişatını da olumlu ya da olumsuz, muhakkak etkileyeceği açık.
Muhsin Kızılkaya
'TÜRKİYE RUHU'NDAN 'EŞME RUHU'NA NEVRUZ MESAJI
Diyarbakır sokaklarında konuştuğum insanlar ikiye ayrılıyor. Genç olanlar ne olup bittiğinin farkında değil, eylemde olma hali adrenalinlerini yükseltmiş, birtakım sloganların peşinde var güçleriyle bağırmak istiyorlar, fırsat bulduklarında da bağırıyorlar. Gençlerin dışında kalanların tümü ise, yolunuzu kesip aynı soruyu soruyorlar: “Barış süreci bozulmayacak değil mi?” O kadar içten soruyorlar ki...
Barış süreci ekmek olmuş, barış süreci huzur olmuş, barış süreci yeni bir hayat biçimi olmuş yayılmış bütün coğrafyaya. İşte bu geniş kitle dün Nevruz alanına bu sorunun cevabına emin olmak için yürüdü. Sanırım oradan ayrıldıklarında biraz daha emin olmuşlardı. Çünkü Öcalan mesajında, “40 yıllık mücadelelerinin gelinen noktada artık eski yöntemlerle sürdürülemeyeceğini” ilan etti ve “yeni dönemin ruhuna uygun bir silahsızlanma konferansının” toplanmasını istedi. Aslında Öcalan’ın bahsettiği bu “silahsızlanma konferansının” tarihi de belliymiş.
Bu tarih de 15 Nisan’mış. Yani Öcalan, örgütünden 15 Nisan’da silahsızlanma konferansını toplanmasını istemiş. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İzleme Heyeti”yle ilgili açıklaması üzerine Öcalan’ın metninden bu tarih, inisiyatif kullanılarak çıkarılmış. Bu “resmi” bir bilgi değil, ancak dün Nevruz alanında en çok konuşulan konulardan birisi buydu. Bir de silahsızlanma konferansı kadar önemli bir başka saptama daha vardı Öcalan’ın metninde, o da “Eşme ruhu”ydu. Süleyman Şah Türbesi’nin taşınması sırasında PYD’nin verdiği destek, türbenin Kobani kantonu sınırları içinde yer alan Eşme’ye taşınması, türbenin yapımının sorunsuz inşası gibi şeyler Öcalan’a göre “Eşme ruhu”nun sonucuydu.
“Eşme ruhu”, Türk’ün ecdadına ait mezarın riskli bir yerden alınıp Kürt’ün toprağına taşınması ve orada huzur içinde korunmaya alınmasıdır. Bu huzur, sınırları yok sayarak bütün coğrafyaya yayılabilir, yeter ki yakaladığımız barış güvercinini el ele uçurmayı becerebilelim. Dün Diyarbakır’da Nevruz alanında, bir kez daha teyit edildi. Artık PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silahlı mücadelesi bitti. Bundan sonra silahların susmasını değil, susmuş olan bu silahların nasıl “betona gömüleceğinin” teknik ayrıntılarını konuşacağız. Siz bakmayın Cumhurbaşkanı’nın eleştirilerine. Bu sürecin başmimarı odur, yaptığı eleştirilere de “uyarı olarak” bakıp kervanın yürümesine omuz vermek gerek. “Türkiye'nin ruhu" bunu emrediyor.
Zülfikar Ali Aydın
LASTİKSİZ ŞÖLEN VE BARIŞÇIL MESAJLAR
Diyarbakır'da 20 yıl önce 21 Mart yani Nevruz kutlamasının vazgeçilmezi araç lastikleriydi. Günler öncesinden otomobil ya da çıkma eski kamyon lastikleri evlerin zulasına konulur, sabah olduğunda Nevruz kutlamaları yasak olduğundan ilk fırsatta Batıkent’teki yasak ilan edilen alana götürülmeye çalışılırdı. Polis kontrolünden Batıkent’e ulaşamayanlar, ilk fırsatta sokak aralarında o lastikleri ateşe verirdi... Yakılan lastiklerin çıkardığı duman ise Diyarbakır’ın üstünde kara duman bulutu oluştururdu. O günlerde, bugünki gibi protokol tribünü olmadığından Batıkent’e gidenler oraya gelebilen Kürt siyasetinin ünlü isimlerini sadece omuzlara alabiliyordu.
CENNET VE HAYDAR DA GİTTİ
Lastikli Nevruz’un görünür simgeleri, patlayan molotoflar, eli silahlı PKK milisleri, ağır silahlı Özel Harekât polisleri, ellerinde üzerinde “Cennet”, “Haydar” yazan kalın sopalarla gezen sivil polislerdi... Lastikli Nevruz’un ölümle yaralanmalarla sonuç- lanan tarihi, bir süre sonra bu manzarayı da değiştirdi. Diyarbakırlı yaklaşık 10 yıldır Nevruz’unu artık sokak aralarında lastikler yakarak değil, protokol tribünlü, ses düzenli, led ekranların kurulduğu büyük bütçeli organizasyonlar ve yüzlerce gazetecinin Abdullah Öcalan’ın mesajını izlemek için akın ettiği “Newroz Parkı’nda” kutluyor. Kavgalı, çatışmalı, ölümlü dönemin bir tür simgesi haline gelen “lastikli Nevruz” dönemi; Öcalan’ın bir süredir yaptığı ve dün tahkim ettiği “Kürt-Türk ittifakı ve silahsızlanma kongresinin gerekliliği” açıklamalarıyla tarih oldu...
Diyarbakır’da dün her yaştan on binlerce insanın katıldığı Nevruz kutlaması 20 yıldaki lastikli değişimin özeti gibiydi.