Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çalışma ofislerine başbakanlığı döneminde dinleme cihazı konulmasına ilişkin "Fetullahçı Terör Örgütü" (FETÖ) üyesi ve yöneticisi olmakla suçlanan 11 sanık yarın ilk kez hakim karşısına çıkacak.

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki dava saat 10.00'da başlayacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "müşteki" olduğu iddianamenin sanıkları şunlar:

"Eski TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve BİLGEM Başkanı Hasan Palaz, eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan, dönemin Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanlığı Güvenlik Sistemleri Büro Amiri Emniyet Amiri Serhat Demir, dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdür Yardımcısı Sedat Zavar, dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürlüğünde görevli Komiser Yardımcısı Enes Çiğci, suç tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru İlker Usta, suç tarihinde Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanlığında görevli Emniyet Müdürü Ahmet Türer, eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği görevlilerinden Hasan Akın, dinleme cihazına ilişkin rapor hazırlayan Hamza Turhan ve Gökhan Vıcıl."

İddianamede Zavar, Özdoğan ve Palaz, FETÖ yöneticiliği, diğerleri de üyeliğiyle suçlanıyor. Sanık Akın'ın "askeri ve siyasi casusluk" suçundan da cezalandırılması isteniyor.

"İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRMAK İSTEDİĞİ ERDOĞAN'I..."

İddianamede FETÖ'nün, usulsüz dinlemeyi eskiden beri alışkanlık haline getirdiği ve örgütü yöneten Gülen'in, kişisel sırları öğrenmeye özel merakı bulunduğu ifade ediliyor. Gülen'in, "en yakınındakiler dahil herkesi dinletip, özel bilgiler elde ederek, zamanı geldikçe kullandığı" aktarılan iddianamede, "onun bu zafiyetinin örgüt üyelerince taklit edildiği" belirtiliyor.

Örgütün amacını gerçekleştirmek için kişilerin sırlarını şantajda kullandığına yer verilen iddianamede, devletin istihbari veya adli dinleme yapan birimlerinin suçların işlendiği tarihlerde bu yapının emrinde olduğu kaydediliyor.

"FETÖ'nün, dönemin Başbakan'ı Erdoğan dinlemek ve alacağı kararlarda etkili olmak, elde ettiği bilgileri dini görünümlü örgüt yararına kullanmak, yabancı ülkelere dinleme kayıtlarını vererek örgüt lehine kazanç sağlamak istediği" bildirilen iddianamede, örgütün iktidardan uzaklaştırmak istediği Erdoğan'ı gizlice dinlemeyi kararlaştırdığı görüşüne yer veriliyor.

Bu amaçla Erdoğan'ın ikametgahlarına dinleme cihazı konulduğu hatırlatılan iddianamede, casusluğun ortaya çıkarılması üzerine örgütün amacından vazgeçmeyip diğer planını devreye soktuğu, örgüt üyelerinin Erdoğan ile devletin üst düzey yöneticilerinin kriptolu telefonlarını 2013'te Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı üzerinden dinledikleri aktarılıyor.

"BİLGİSİ VE İŞTİRAKİ OLMADAN"

Sanıkların, Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığı, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı, MİT ve TÜBİTAK arasında organize yapılanma oluşturduğu belirtilen iddianamede, "mensubunun çokluğu, gizli hareket edebilme kabiliyeti ve dinleme kapasitesine göre yalnızca Fetullah Gülen'in örgütlenmesinin böyle bir yapılanmayı oluşturup bunu başarabileceği, bilgisi ve iştiraki olmadan Başbakan'ın oturduğu yerlere dinleme cihazı yerleştirilip dinlenmesinin imkansız olduğu" belirtiliyor.

Sanıkların Erdoğan'ı dinleyip, konuşmalarını kaydetmelerinin, örgütlü yapının ve hizmet ettikleri istihbarat birimlerinin çıkarını korumayı ve yönlendirmeyi esas aldığı kaydedilen iddianamede, "casusluk olayında FETÖ üyesi sanıkların yerli iş birlikçi olarak kullanıldığı, dinlemeyle elde edilen bilgilerin ABD'de yaşayan sanık Hasan Akın'a aktarıldığı, onun da örgüt merkezine ulaştırdığı, örgüt merkezinin bu bilgileri ABD'de nereye verdiği ve karşılığında ne aldığının da olayın gelişiminden anlaşılabildiği" ifade ediliyor.

"Devletin, bu örgüte o tarihte çok güvendiği, ihanet etmeyecekleri varsayımıyla Emniyet Genel Müdürlüğünün birçok biriminin hareket emrine terk edildiği" savunulan iddianamede, istihbarat, organize ve terör gibi kritik emniyet birimlerinde FETÖ üyesi olmayanların çalışmasına izin verilmediği bildiriliyor.

O günlerde bu yapı üyesi dışında hiç kimsenin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesinde çalıştırılmadığı vurgulanan iddianamede, "17-25 Aralık 2013 ihanet girişimleri sonrası bu durumun defalarca dile getirildiği, Fetullahçı ekibin istihbarattan tasfiyesinin devletin istihbarat sağlamasında zafiyet oluşturduğunu örgütün basın yayın organlarının da ifade ettiği ve örgütün istihbarat birimini kontrol altında tuttuklarını kabul ettikleri" öne sürülüyor.

ASKERİ VE SİYASİ CASUSLUK

İddianamede siyasi ve askeri casusluğun tanımı yapılarak, şunlar kaydediliyor:

"Gizli kalması lazım gelen malumata 'sır' dendiği, mevzunun mahiyetinin onun sır olup olmadığını tayin ettiği, bir ülkenin Başbakanı'nın çalışma odasının bir aydan fazla uzunca bir süre dinlenmesinin sırrın elde edilmesi için yeterli olduğu, devletin iç ve dış güvenliği, siyasal yararları, askeri birimlere verilen emirleri, yabancı devlet ve hükümet başkanları ile yapılan konuşmaları, devletin her türlü iç ve dış politikası ile ilgili görüşmeleri, çalışma odası ve çevresindeki bütün konuşma, sohbet ve telefonları dinlemek olayının bu bilgilere göre siyasi ve askeri casusluk suçunu oluşturduğu, suçun bütün unsurlarıyla gerçekleştiği anlaşılmıştır."

Daha önce Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan, haklarında mahkumiyet kararı verilen ve davası ayrılanlar ile çeşitli nedenlerle mahkumiyet hükmü kurulamayan sanıkların ortak özelliğinin "FETÖ üyeliği" olduğu savunulan iddianamede, şöyle deniliyor:

"Bu ortak özelliği taşıyan şüphelilerin, örgütün hedefi ve genel amaçlarına yönelik bu suçu işledikleri ve örgütün bir üyesi olarak ABD'de bu ülkedeki örgüt yöneticilerinden emir alarak uyguladıkları, aralarında örgütlü bir bağ bulunduğu, genel olarak bu örgüt mensuplarının yönetici veya abilerinin emrini ilahi bir buyruk gibi kabul ederek uyguladıkları, Fetullah Gülen ve örgüt yöneticisinden gelen emirleri uygulamayı imani bir gereklilik sayan örgüt üyelerinin dinleme cihazlarını örgüt adına yerleştirip bir süre siyasi casusluk maksadıyla Başbakan'ı dinledikleri, ülkelerine ihanet ettikleri açık seçik anlaşılmaktadır."

"BÖCEK"TEKİ İLK DAVA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bazıları yarınki davanın da sanığı olan 13 kişi hakkında, Erdoğan'ın çalışma ofislerine dinleme cihazı konulmasına ilişkin "Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal casusluk amacıyla temin etme", "haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek", "kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları kaydetmek" suçlarından dava açmıştı.

İddianamede, sanıkların bu suçu örgütlü olarak gerçekleştirdikleri ifade edilmiş, bu eylemleri "hangi örgüt adına yaptıkları"nın tespit edilemediği bildirilmiş ve "suç örgütü"ne ilişkin soruşturmanın ayrılarak, devam ettiği aktarılmıştı.

Dava da Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüş, yargılama sonucunda sanıklardan Sedat Zavar ve İlker Usta "devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmek"ten 6'şar yıl, "haberleşmenin gizliliğini ihlal"den de 1 yıl 6'şar ay olmak üzere 7 yıl 6'şar ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Mahkeme, 8 sanığın beraatına karar vererek, yakalanamayan 3'ünün dosyasını ayırmıştı.

AA