Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

FOTOĞRAFLAR: SERHAN SEVİN / HABERTURK.COM

Pakistan halkı için 2012 yılı da öncekilerden farklı değildi. Umut ve çaresizlik arasında geçen senede halk; işlemeyen bir ekonomi ve şiddetin kıskacında yolsuzluk, yoksulluk, politik skandallar, insan hakları ihlâlleri ve terörizmle boğuşurken nefes almaya çalıştı.

Ülkenin kuzeydoğusunda, Hindistan sınırına komşu Sialkot şehrinde yaşayan Naumi ailesi ve ailenin en küçük ferdi Üzeyir içinse 2012 yılı çok daha çetindi.

30 yıl boyunca kamu kurumlarında memur olarak çalışan Münir Azam, yolda yürürken dikkatsiz bir sürücünün kurbanı oldu. Geçirdiği trafik kazasında beli kırılan ve yatağa mahkûm olan ailenin direği Münir Azam ne bir daha konuşabildi ne de hareket edebildi. Önce felç geçirdi, ardından da bitkisel hayata girdi.

BABASININ VEFATIYLA BAŞLADI

Naumi ailesi için hayatı altüst eden babasının geçirdiği bu kaza oldu. 6 aydır insan tacirlerinin elinden kurtulmaya çalışan 26 yaşındaki Üzeyir Naumi için geçmişe dönme ve bir kelebek etkisi deneyi yapılma imkânı olsa, belki de değiştirilecek ilk olay babasının başına gelen bu elim kaza.

Münir Azam, geçirdiği kazanın üzerinden 1 yıl 6 ay 17 gün sonra hayata gözlerini yumsa da aile bu süreçte babalarının hastane ve bakım masraflarıyla baş etmek zorunda kalıyor. Neredeyse olmayan tüm ekonomik gücünü de tüketiyor.

MAHALLEDEN BULDULAR, İNGİLTERE'DEN İKNA ETTİLER

2016 sonlarına gelindiğinde 26 yaşında, liseyi zar zor bitirmiş ve terziliğin yanı sıra boş zamanlarında da günübirlik sokak müzisyenliği yaparak bütçeye katkıda bulunmaya çalışan Üzeyir’in karşısına Ali Hasan isimli biri çıktı. Üzeyir’in, Pakistan’ın en kalabalık eyaleti olan Pencap’ın Sialkot bölgesinde yaşadığı mahallesine yakın yerlerde takılıyordu.

Ali Hasan, arada sırada karşılaştığı Üzeyir’e, Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitmekten bahsetti. Vizesini alacağını, iş bulacağını ve ayda en az 80 bin rupi (2500 lira) kazanabileceğini söyledi. En iyi ihtimalle aylık 10 bin rupi, yani yaklaşık 350 lira kazanabildiği bir ülkede ailesine bakması ve bir yandan da hayâllerini kovalaması zor olan Üzeyir için çok cazip bir teklifti.

Genç ve neşeli bir karaktere sahip olan Üzeyir’in ağabeyleri ise 35 yaşını çoktan geçmişti. Yurt dışında kabul edilmeleri de tutunmaları da uzak bir ihtimaldi. En büyük ağabey, 48 yaşındaki Nabih Aghar bir fabrikada işçilik yapıyor, küçüğü 40 yaşındaki Ahvaz Afdal bir baskı atölyesinde çalışıyordu. 35 yaşındaki Resul ise serbest, günübirlik işlerle geçim mücadelesi veriyordu.

Babasının ölümünün ardından ailesine yardım etmek için Avrupa'ya gitmeyi düşünen Üzeyir'i mahalleden Ali Hasan isimli biri buldu. Kendisine iş ve vize ayarlayabileceğini, gittiği yerde Pakistan'da eline geçenden neredeyse 10 kat fazlasını kazanabileceğini söyledi. İngiltere'de yaşayan bir tanıdıklarının kız kardeşi olan Afifa ile aileyi de ikna etmeyi başardılar.

Bir gün, Naumi ailesinin evine Afifa isimli bir kadın çıkageldi. Üzeyir’in İngiltere’de yaşayan kuzeni İşrat ile arkadaşlık eden Tarık’ın kız kardeşiydi. Tarık, olan bitenle ilgisi bulunmadığı hâlde, kız kardeşi Afifa aileyi karar vermeye ikna edecek mesajı götüren güvenli referans rolünü üstlenen kişiydi. Ve yanında Üzeyir’e ilk teklifi yapan Ali Hasan da bulunuyordu.

PARAYI KADINLARIN GÜNÜYLE DENKLEŞTİRMİŞLER

Kadınların o gün yaptığı toplantıdan ağabeylerin haberi olmadı. Evde Üzeyir’in annesi ve anaokulu öğretmenliği yapan 36 yaşındaki ablası Sadia vardı. Üzeyir için çekici fakat bir o kadar da zor olan kararı kolaylaştırdılar. Çalışması için Avrupa’ya gitmesine izin verdiler.

Üzeyir’in ülke dışına çıkması için gereken en büyük engel ise 300 bin rupi, yaklaşık 2000 sterlin civarındaki parayı bulmaktı. Parayı tek başlarına bulması imkânsız olan ailenin aklına yaratıcı bir fikir geldi. Çevre kadınlar ve akrabalar arasında gün düzenleyerek finansman işini çözmeye karar verdiler. Başardılar da. Nasıl geri ödeyeceklerine fazla kafa yormadılar. Ne de olsa Üzeyir, Avrupa’ya vardığında çalışıp birkaç ayda masrafını çıkarabilecekti.

İNSAN KAÇAKÇILARININ ROTASI

Aralık ayının buz kesen bir sabahında, saat 4-5 sularında Üzeyir evinden alındı. 10-15 kişilik bir minibüsle, tüm günlük bir sürüşün ardından güneydeki Lahor’a geldi. Burada bir başka grup göçmen dalgasıyla daha birleştiler.

Lahor sonrası istikamet batıdaki Afganistan sınırına yakın, Belucistan eyaletinin yönetim merkezi Ketta şehriydi. Üzeyir için hayatın bilfiil işkence olmaya başladığı yer sınırın dibindeki Ketta şehrinden Afganistan sınırına geçişti.

Terör ve benzeri nedenlerle zaman zaman kapatılan sınır geçilmeden önce sayıca kalabalıklaşan göçmen kafilesi daha küçük, 4-5 kişilik bölümlere ayrıldı. Başlarına da trafiği yöneten çetenin adamlarından birer kişi verildi. Üzeyir de dahil olmak üzere, umuda yolculuk eden onlarca kişi dövülerek, yaka paça, oradan oraya sürüklenerek farklı araçlara sevkedildi.

Sonrası ise karanlık. Tek bildikleri Afganistan’ı geçerek önce çok daha sıkı korunan İran sınırına, ardından da Türkiye’ye geçecekleriydi.

"İngiltere'de yaşadığım için bana da birkaç kez ulaşmaya çalıştılar, onlara para verebilecek tek insan olduğumu düşünerek arayıp durdular ama ben başlarda hiç cevap vermedim." - İşrat

ŞANTAJ, İŞKENCE ve ESARET

Üzeyir’in güvenle Avrupa’ya gittiğini düşünen aile, tüm bunlar olurken, oğullarından 4-5 gün haber alamıyordu. Ardından bir telefon geldi ve ahizenin ucundaki bilinmeyen bir ses Üzeyir’in güvende olduğunu söyledi. Seyahatin başlamasından 15-20 gün sonra gelen ikinci telefonda da aileye çocuklarının Türkiye’de güvende olduğu belirtildi ama birkaç farkla. Üzeyir’in durumu sorunluydu, daha iyi beslenmesi ve hastanede tedavi görmesi gerektiği söylendi. İstekleri basitti. Para...

Kuzeni İşrat ve ailesi, Üzeyir’in o gün umut taciri insan kaçakçılarının tuzağına düştüğünün ve Türkiye’de berbat koşullarda tutunmaya çalıştığının farkına vardıklarını söylüyor. Afgan ve Pakistanlı insan kaçakçıları tarafından Türkiye’ye getirilen Üzeyir, sonrasında İstanbul’da bir başka gruba teslim edilerek neredeyse 5 ay boyunca tutsak kalmış.

Afganistan, İran, Irak ve Türkiye başta, pek çok ülkede faaliyet gösteren bu çok ayaklı suç şebekesi, önce insani gerekçeler gösteriyor ve sonrasında kaçırdıkları kişilerin Pakistan ve İngiltere’de bulunan ailelerinden para talep ediyordu. İstediklerini alamadıkları ya da inandırıcılıkları sorgulandığı takdirde ise işkence, şantaj ve tehdit başlıyor; ardı arkası bitmeyen istekler gelmeye devam ediyordu.

PARMAKLARINI KAYBEDECEK

İnsan kaçakçılarına ilk olarak 2 bin sterlin toplamda 4-5 bin sterlin kadar para kaptıran ailenin İngiltere’de yaşayan yakını olan İşrat, daha fazla dayanamadı. Yolda gördüğü işkence ve soğuk hava koşulları nedeniyle parmaklarını kaybetme tehlikesi yaşayan Üzeyir’i almak için Türkiye’ye geldi.

Üzeyir, ülkesine dönmeden önce kuzeni İşrat ile birlikte Atatürk Havalimanında sınır dışı edilmeden önce Haberturk.com'a yaşadıklarını ve Pakistan’dan Türkiye’ye insan kaçakçılarının binlerce kişinin hayatını nasıl kararttığını anlattı. Genç adam, genelde kapalı bir ortamda gizlenerek tutulduğu ve olup biteni görmediği için Türkiye’ye gelirken geçtiği yerlerin tamamını hatırlayamıyor. Büyük, karla kaplı bir dağın yamacından yürürken arkalarına baktıkları takdirde öldürüleceklerinin söylenmesi ise aklından çıkmıyor.

Kışın en sert geçtiği aralık ayında Türkiye’ye girmeden önce ellerinden ve daha sonra uzuvlarını kaybetme riskine kadar götürecek biçimde parmaklarından telle bağlanarak etraflarına bakmamaları için sopayla dövüldüğünü ve işkence gördüğünü söylüyor. Gördüğü işkencelere sert kış şartlarında maruz kaldığı soğuk ısırığı da eklenince Üzeyir’in parmaklarında çürüme (nekroz) meydana gelmiş.

Türkiye’de tedavisini üstlenen doktor, baş parmakları zarar görmediği için Üzeyir’in yüzde 60-70 işlevsellikle ellerini kullanabileceğini fakat bazı parmaklarını kaybedeceğini söyleyerek sağlık durumu hakkında şu açıklamayı yaptı:

Doktorunun belirttiğine göre alttaki yara iyileştikçe parmaklarındaki ölü dokular düşecek. Yaraların enfekte olmaması için Üzeyir’e nasıl pansuman yapması gerektiği de anlatılmış. Hastane yetkilileri, sınır dışı edilmeseydi Üzeyir’in elindeki dokuların cerrahi olarak alınacağını söylüyor. Parmaklarının geri dönüşü ise artık söz konusu değil.

İNSAN KAÇAKÇILARI NASIL ORGANİZE OLUYOR?

Üzeyir’in gördüğü eziyet ve maruz kaldığı insanlık dışı koşullar insan kaçakçıları için çok sıradan. Amaçları daha fazla para koparmak olduğu için kandırdıkları ve esir tuttukları insanlara her türlü zararı verebileceklerine de Üzeyir bizzat şahit olmuş.

"Yolda bu insanları tanıdım. Para için her şeyi yaparlar. Ellerinizi keserler. Kollarınızı, bacaklarınızı koparırlar. Sizi öldürmeyi bile göze alırlar. Param olmadığı için beni de öldürmek istediler." ÜZEYİR NAUMİ

Türkiye sınırında kemikler ve cesetler gördüğünü, hayatını kaybedenler için hiçbir şey yapamadıklarını gizlemiyor. Kendisi de aynı korkuyu iliklerine dek hissetmiş. Üzeyir, perişan hâle gelmesine rağmen, kurtulmanın verdiği mutluluğun yüzüne yerleştirdiği ince tebessümün arkasından ne hissettiğini tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Söylediklerinin bir bölümü düşündürücü, bir bölümü ise hayret verici.

İSTANBUL GÜNLERİ ve BAĞCILAR HAYATI

Genç adamın morarmış, erimiş parmaklarının kuzeni İşrat ve ailesinde yarattığı korku sayesinde, insan kaçakçılarının istedikleri parayı almış olması Üzeyir’in şu an yaşamasında belki de yegâne sebep. Yine de, tüm bu esnada Üzeyir’in zaman zaman ölümü görüp sıtmaya razı olduğu dönemler de yok değil.

Umut tacirleri tarafından İstanbul’un Bağcılar ilçesinde saklanan göçmenler, hiç de sağlıklı olmayan koşullara sahip evlerde, kimi zaman 20 kişiyi bulan gruplarla aynı yerde kalmış. İnsan kaçakçıları baskı ve tehdit altında, cebren tuttukları Üzeyir’i, daha fazla fidye alabilmek için haftada sadece beş dakika boyunca ailesiyle görüştürmüş.

Haberturk.com olarak görüştüğümüz Üzeyir'in Pakistan'da yaşayan ailesi tüyler ürpertici detaylar veriyor. Oğullarının günlerce bir odaya kilitlendiğini ve susuz, yiyeceksiz ve ısınma şansı verilmeden tutulduğunu söylüyorlar. Dövülmesi ve işkenceye maruz bırakılarak kendilerinden telefonla para istenmesi ise hayatlarının gündelik bir parçası olmuş. Aileye parayı göndermezlerse işkenceye devam edeceklerini de söylemişler. 

İşrat, kuzeni Üzeyir ile ilk doğrudan bağlantıyı yaklaşık 2 ay önce sağlamış. Yaşadığı yerde, internet üzerinden kamerayla görüntülü bir görüşme gerçekleştirmiş. Ellerinin durumunu da ilk o zaman görmüş. Üzeyir‘in görüşmede “Ellerim iyi değil, ölüyorum.” dedikten sonra kaçakçılara yönelerek 'merhamet edin' çağrısı yapmasıyla İşrat harekete geçmiş.

Konuştuğu kaçakçılardan kuzenini doktora götürmelerini istemiş. Türkiye’de tıbbi yardımın paralı olduğunu söyleyerek para isteyen çeteye de ilk etapta 100 sterlin göndermiş. Üzeyir’i esir alan suç örgütünün Türkiye’de başına gözcü olarak verdiği kişi, genç adamı Pakistan’da kandırarak Türkiye’ye gelmesi için ikna eden iki kişiden biri olan Ali Hasan isimli şahıs.

Öte yandan, İşrat ve Üzeyir arasındaki görüşmede Üzeyir’in merhamet dileyen çaresiz ruh halini kaçakçılara açık etmesi maddi sömürüyü daha da azdırmış. Devamlı olarak haraç ve fidye istemişler.

İşrat, son olarak Üzeyir’in ülkesine gönderilmesi için yaklaşık 600 sterlin tutan uçak bileti parasını da ödemiş ama yine de verilen sözler tutulmamış.

Sadece Üzeyir değil, Pakistan ve Afganistan başta olmak üzere, pek çok göçmen benzer şekilde illegal yollardan Avrupa vaadiyle Türkiye'ye getiriliyor.

SADECE CAMİYE GİDEBİLDİ

Çete, aileden tahsil edebileceği parayı aldığını düşündüğünde, kandırılarak illegal yollardan Türkiye’ye getirilen diğer kişilerle birlikte Üzeyir’i Bağcılar’da metruk bir yere bırakıp gitmiş.

Üzeyir’in dış dünya ile irtibatı bundan sonra başlıyor. Dilini bilmediği ama çoğunlukla aynı dine mensup olduğu Türkiye’de, korkmaktan sonra en sık yaptığı şey ibadet etmek için camiye gitmek.

Bağcılar Çiftlik Demircan Camii imamı ve cemaati fotoğraflarını görür görmez Üzeyir’i tanıdı ve haftada 3-4 gün rastladıklarını belirtti. Hatta ilk başta, parmaklarındaki çürüme (nekroz) kaynaklı döküntülerin başkalarını etkileyebileceğini düşünmüşler. Pakistanlı mağdurun elindeki yaraların bulaşıcı olup olmadığını bilmedikleri için mesafeli durmuşlar. Urduca dışında bir dil bilmeyen Üzeyir, bir süreliğine dahi olsa ötekileştirilmeyi yaşamış.

İşrat, kuzeninin çetenin radarından çıkmasından sonra Üzeyir’in sağlığı için civardaki kişilerden ve elçilikten yardımcı olmalarını istemiş. Üzeyir’in hastaneye götürüldüğünü ancak doktorların fazla ilgilenmediği dışında fazla bir bilgisi olmadığını söylüyor.

Serbest kaldıktan sonra neden polise gidip durumunu anlatmadığını sorduğumuzda Üzeyir, kuzeninin tercümanlığında çok çarpıcı bir yanıt veriyor.

"Polise gitmedim. Çünkü Pakistan polisi yozlaşmış bir teşkilat ve burada da aynı olabileceğinden çekindim. Orada hayvan muamelesi görürsünüz. Burada da hapse atılacağımdan ve dayak yiyebileceğimden korktum."

BİLET PARALARI DA KAÇAKÇILARA AKIYOR

Kuzeninin polise ısrarla gitmesini isteyen ve yardım alabileceğini düşünen İşrat’a Türkiye’ye geldikten sonra kendisinin ne yaptığını sorduk. Hemen elçiliğe gittiğini bilgisini aldık.

İşrat’in öncelikli isteği Üzeyir’i konsolosluğa getirmeleri ve tıbbi yardım sağlandıktan sonra ülkesi Pakistan’da bulunan aileye teslimi olmuş. 26 yaşındaki talihsiz gencin, bundan sonra yaşadıkları da pişmiş tavuğun başına gelmeyecek cinsten.

Elçilik, Üzeyir’in Pakistan’a gönderilmesi için uçak biletine gerek olduğunu fakat bunu kendilerinin sağlayamayacağını belirterek, Hamza isimli şahsı referans veriyor ve aileyi Hamza’ya yönlendiriyor.

Hamza isimli şahıs İşrat'a göre kaçakçılarla çalışan kişilerden biri. Konsolosluk yetkililerinin kendisini böyle birine yönlendirmiş olmasına kızgın. Hamza, paranın alıcılarının Pakistan’da olduğunu söyleyerek transferin yurtdışına yapılmasını istiyor. İşrat, tam 70 bin Pakistan rupisi yani 630 euro tutarında parayı Üzeyir’in atölye işçisi kardeşi Ahvaz Afdal’e gönderiyor. O da parayı elden Pakistanlı alıcılara teslim ediyor. Üstelik belgesi de var.

SINIR DIŞI BİLE EDİLEMEDİ

Paranın ilgililere ulaşmasının ardından ortaya bir problem daha çıkıyor. 3 Nisan’da satın alma işlemi gerçekleşen biletteki uçuş tarihi 2 hafta sonrasına, yani 19 Nisan’a ait.

İşrat, elçilik yetkililerinin Üzeyir’in geri dönüşü için bilet organizasyonunu eksiksiz olarak ayarlayacağını belirtmesine rağmen ortaya çıkan bu sorun nedeniyle bir kez daha mağdur olduklarını iddia ediyor. Kendileriyle yeterince ilgilenilmediğini ve yardımcı olunmadığını düşünüyor.

Üzeyir’in hâlen takip altında olduğunu düşünen aile, bir an önce ülkesine dönebilmesi için bileti öne çekmelerini istese de başarılı olamıyor. Uçağa biniş vakti geldiğinde her şeyin güllük gülistanlık olduğunu düşünen Üzeyir ve İşrat yine yanılıyor. Sabiha Gökçen Havalimanından kalkarak Birleşik Arap Emirlikleri’nin Şarika şehrinden aktarmayla Sialkot’a uçacak AirArabia’nın Airbus A320 tipi uçağının kaptan pilotu Üzeyir’i binişe kabul etmiyor.

UÇMASINA KORKAN YOLCULAR ENGEL OLMUŞ

Üzeyir’in elindeki iltihaplı nekrozun koku yapması ve tehlike oluşturabileceği düşüncesiyle kabin yetkilileri geçerli sağlık raporu istiyor. Böyle bir prosedürden haberi olmayan Üzeyir, raporun bulunmaması nedeniyle uçamıyor. Pilotun böyle bir karar almasının nedeni Üzeyir ve deport edilmek üzere uçakta bulunan diğer Pakistanlı göçmenler arasında geçen bir diyaloğun yolcular arasında duyulmuş olması.

Air Arabia yetkilileri, Üzeyir'in uçuşa kabul edilmemesiyle ilgili kayda geçen tutanakta yazılanları Haberturk.com ile paylaştı. Rapora göre, ellerine bulaşık eldiveni takarak uçağa binen Üzeyir, bir sorunla karşılaşmadan yerine geçiyor. Diğer Pakistanlı göçmenlerle ana dili olan Urduca konuşmaya başlıyor. Eldivenlerini çıkararak nekrozlu parmakların böcek ısırığı nedeniyle düşme noktasına geldiğini söylediği zaman yolculardan biri bu diyaloğa kulak misafiri oluyor. Böcek ısırığından oluşan çürümenin bulaşıcı olabileceğini düşünerek durumu hemen kabin ekibine iletiyor.

Yolcu ve kabin ekibi arasında İngilizce geçen bu görüşmeye, Türk yolcuların da dahil olduğu, pek çok insan tanıklık ediyor. Hayatlarının tehlikeye atıldığı gerekçesiyle Üzeyir'in uçmasının doğru olmadığını kabin ekibine iletiyorlar. Olay böylelikle kaptan pilota intikal ediyor. Kabin ekibi, Üzeyir'in söylediklerini doğrulamak için Urduca konuşabilen bir kabin memurunu görevlendiriyor. Üzeyir, aslında soğuk ısırığı olan rahatsızlığını kabin ekibine yeniden böcek ısırığı olarak anlatınca Air Arabia pilotu Üzeyir'den 'fit to fly' yani uçmasının uygun olduğunu belirten resmi bir sağlık raporu talep ediyor.

Üzeyir, böyle bir sağlık raporu bulunmadığı için uçaktan indiriliyor. Sağlık raporu daha sonra temin edilse de durumun ciddiyeti göz önüne alınarak kabin ekibinin ve kaptan pilotun anlayabilmesi için 25 Nisan 2017 tarihinde raporun onaylı İngilizce tercümesi isteniyor. 2 gün içerisinde tercüme gelmeyince konu kapanıyor.

KONSOLOSLUK İDDİALARA NE DİYOR?

Kocaeli İl Göç İdaresi yetkilileri, “Gönüllü Geri Dönüş Kapsamında” olması nedeniyle Üzeyir’i serbest bırakarak sınır dışı işlemleri için yeniden seyahat programı yapması için Pakistan konsolosluğuna gitmesi gerektiğini anlatıyor.

Naumi ailesi hasretle beklediği oğullarına kavuşmak için beklediği uçaktan Üzeyir’in inmemesi üzerine panikliyor. Pakistan’a gelemeyen evlatları için telaşla İşrat’ı arayarak durumdan haberdar ediyorlar.

İşrat, elçiliği aradığında cevap veren konsolos vekili, Üzeyir ile birlikte çay içtiğini belirterek olanları izah etse de İşrat’ı ikna edemiyor. Haberturk.com ekibi olarak iki kez görüştüğümüz İşrat, konsolosluk yetkililerinin sağlık raporundan haberdar olmamasının imkânsız olduğunu ve işleri özellikle yokuşa sürerek yine para için kullanıldıkları konusunda şüphelere sahip.

Pakistan konsolosluğu ise Üzeyir ve İşrat'ın kendilerine yeterince yardım edilmediğiyle ilgili iddialara karşı çıkıyor. Üzeyir'in çıkış işlemlerini yapabilmesi için acil pasaport verildiğini belirtiyor. Biletin alınabilmesi konusunda Pakistan'dan onay gelmesi gerektiği ve bunun 4-5 gün sürebileceği, aynı şekilde sınır dışı işlemleri için de en az 1 hafta öncesinden Türk polisine bilgi verilmesi zorunluluğu olduğu aileye belirtilmiş.

Pakistan konsolosluğu yetkilileri sağlık raporunda da topu aileye atıyor. Üzeyir'in ellerindeki rahatsızlığın kritik olduğunu bilmediklerini söylüyor. Sağlık raporu konusunda çok acele eden aileye işlemlerin tamamlanması için birkaç gün gerektiğini de belirterek seçenek sunulmuş. Raporun konsolosluk tarafından halledilebileceği gibi isterlerse kendilerinin de rapor alabileceğine dair bilgilendirilme yapılmış.

İşrat ise elçiliğe, "2-3 gün içinde yapamazsanız ben onun adına yapacağım." şeklinde cevap vermiş. Raporu ve biletini ayarlayacağını söyleyip ertesi gün uçma garantisi istemiş. Konsolosluk bunu sağlayacağına dair söz vermiş ancak o günden sonra ne Süheyl'i ne de İrfan'ı görmüşler.

 

PAKİSTAN ELÇİLİĞİNE GELEN GİZEMLİ KİŞİ

İddiaya göre konsolosluk, ilk başta sağlık raporu alınmasının 2-3 gün süreceğini belirtiyor. Yönlendirdiği Türk arkadaşının devreye girmesiyle süreyi 1 hafta olarak güncelliyor. Biraz daha üstelediği takdirde, Üzeyir’in dosyasını bakanlığa göndererek işlemin 1 aya uzayabileceği konusunda aba altında sopa gösteriyor. En sonunda da raporu kendilerinin halletmesi gerektiğini belirterek işin içinden sıyrılıyor. Elbette iddialar böyle. 

İngiltere’de eli kolu bağlı olan İşrat’ın iddiasına göre, konsolosluk önce gerçekleşmeyen uçuşa ait biletin geçerli olduğunu söylüyor ve birini göndererek Üzeyir’i almasını istiyor. Sonrasında gönderdiği kişinin gelmediği belirtilerek, sözde geçerli biletin yerine yeniden seyahat planı yapılması ve uçak bileti alınmasını salık veriyor.

Üzeyir'i almak için gelen kişi ise yine yeni yeniden Hamza. İşrat bunun insan kaçakçılarının iki ayaklı bir para koparma çarkının parçası olduğuna inanıyor. Zira Hamza görevinin sorunları temizlemek ve Pakistanlıları ülkelerine geri göndermek olduğunu söylüyor.

Suç örgütü, zincirin ilk halkasını Pakistanlı göçmenlerden Türkiye üzerinden Avrupa’ya götürülmek vaadiyle tahsil edilen paralarla kuruyor. Sonrasında ise gelen insanları Türkiye’den gerisin geriye Pakistan’a teslim etmek için oluşturulan dümen takip ediliyor. Böylelikle çifte vurgun yapılıyor.

Nitekim, para transferi işi yeniden gündeme geldiğinde, işini sağlama almak ve kanıt ele geçirmek isteyen İşrat, 3 Nisan’da alınan biletin organizasyonunda yapılan işlemin alıcısına ulaştığını gösterir dekontu güvence olarak insan kaçakçılarından talep ediyor. Yoksa parayı göndermeyeceğini söylüyor.

İletilen makbuzda paranın Lahor üzerinden İspanya’nın Barcelona şehrindeki Bilal isimli şahsa gönderildiği anlaşılıyor.

İşrat belgeyi aldıktan sonra Türkiye’ye gelerek Üzeyir’in bilet işlemleriyle bizzat ilgileniyor. Atatürk Havalimanından 6 Mayıs akşamı ayrılan Üzeyir şu an sağ salim Pakistan’da ancak ilk etapta hemen özgürlüğüne kavuşamamış.

Çete, Üzeyir’in yakasını bırakmazken ülkesine iner inmez onu ilk başta kandıran kaçakçı Ali Hasan’ın ihbarı ve tezgahıyla polis tarafından gözaltına aldırmış. Üzeyir, tam 4 gün hücrede tutulmuş. Özgürlüğünün bedeli ise 20 bin Pakistan rupisi, yaklaşık 700 liralık rüşvet oldu. Üzeyir artık ailesiyle birlikte. Kendi tabirleriyle Allah'a şükrediyorlar ve rahatladıklarını belirtiyorlar. Bir yandan da oğulları gibi evlerinden ayrılan ve kaybolan ya da hayatlarından olan diğer gençler için üzüntülerini belirtiyorlar.  

İnsan kaçıran suç şebekesi çökertilmediği sürece Pakistan nüfusunun önemli bir kesimi tehdit altında hissediyor. Türkiye ayağındaki binlerce Pakistan ve Afgan vatandaşı için de durum daha farklı değil.

İNSAN TİCARETİNİN AKILALMAZ BOYUTLARI

Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü raporlarına göre toplam 21 milyon insan umut tacirlerinin pençesi altında. İnsan kaçakçılığında dönen para 150 milyar dolara ulaştı. Benzer yollarla ülke değiştiren teröristler de bu şebekelerle koordineli çalışıyor.  İnsan tacirleri erkekleri ağır işlere koşarken, kadınları da fuhuşa zorluyor. 99 milyar dolarla kaçakçılığın en büyük gelir kalemi fuhuştan. 

Türkiye de kaçak ve belgesiz göçmenlerin Avrupa'ya geçişlerindeki önemli duraklardan biri. Son iki yıldır, düzensiz göçmenlerin sayısında neredeyse 3 misliyi bulan bir artış var. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) verilerine göre 2014 yılında 58.647 olan düzensiz göçmen sayısı 2016 raporunda 174.466 kişiye ulaştı. Üstelik bu veri sadece yakalananları kapsıyor.

Suriye, yaklaşık 70 bin göçmenle listede başı çekiyor. İç savaşın boyunduruğundaki ülkeyi 31.360 kişiyle Afganistan ve 30.947 kişiyle parçalanmış bir başka ülke Irak takip ediyor. Pakistan ise 20 bin civarındaki vatandaşıyla listenin 5. sırasında. Oysa Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından işletilen Geri Gönderme Merkezleri ile Kabul ve Barınma Merkezlerinin kapasitesi ise sadece 6.780 kişi. Yapımı devam eden tesislerle birlikte bu sayı 10 bini geçecek. 

GİGM tarafından 2016 yılında tespit edilen insan ticareti mağduru sayısı 2015 yılına göre % 68’lik bir artışla 181 oldu. 2005 yılından 2016 yılı sonuna kadar tespit edilen mağdur sayısı ise 1.427 kişi. Hikâyesini tüm kurbanlar adına paylaştığını söyleyen Üzeyir, bu kümenin içerisinde bir istatistik olarak kalmanın ötesine geçti ve yetkililere seslendi. Umarız o ses yankı bulur.

Olayda ismi geçen tüm kişilerin ismi ve detaylar değiştirilmiş olup ilgili her türlü bilgi, belge ve kayıtlar Haberturk.com'da saklıdır.

"HER GÜN 10 ÜZEYİR DEPORT EDİYORUZ, 200'Ü SINIRDAN GERİ GELİYOR" >>