Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
DHA

15 Temmuz darbe girişiminin ardından başlatılan FETÖ soruşturmaları kapsamında tutuklanan eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ile eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın'ın da aralarında bulunduğu 14'ü tutuklu 15 eski vali ve kaymakamın yargılaması başladı.  İddianamede 3'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapisleri istenen Mutlu ve Çapkın'ın duruşma salonundaki sanık bölümünde yan yana oturmaları ve uzun süre sohbet etmeleri dikkat çekti. 

DHA'nın haberine göre; İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumu karşısında bulunan salondaki duruşmada 13 sanık hazır bulundu. Mutlu ile Çapkın sanık sandalyesinde ön sırada yan yana oturdu. Mahkeme başkanı, kimlik tespitinin ardından sanıklar hakkında iddia edilen suçlamaların özetini okudu. İlk savunmayı, Eski Kadıköy Kaymakamı Birol Kurubal yaptı.

HÜSEYİN ÇAPKIN SAVUNMA YAPTI

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) "mülkiye" yapılanmasına yönelik davada tutuklu yargılanan eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, FETÖ’cü polislerin 17 Aralık kumpas operasyonunu erkene çektiğini belirterek, "17 Aralık öncesi idi, bir gün İçişleri Bakanı Muammer Güler aradı. ‘Rıza Sarraf denilen iş adamının korktuğunu, etrafında kılıksız şahıslar gördüğünü ve hayati tehlike derecesinde korktuğunu’ söyleyerek, bu durumu araştırmamı istedi. Ben de İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş’a söyledim. O da ekipleriyle Sarraf’ın gittiği yerlerde çevresinde şüpheli şahıslar var mı diye araştırma yaptı. Meğer Mali Şube Rıza Sarraf’ı günlerce takip ediyor ve operasyona hazırlık yapıyorlardı. İstihbarat Şubesindeki polisleri görünce düşman görmüş gibi olmuşlar." dedi.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısında yapılan binada görülen duruşmada savunma yapan Çapkın, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü (KOM) eski Daire Başkanı Mehmet Yeşilkaya’nın ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını iddia etti.
Kamuoyunda 17 Aralık darbe girişimi olarak bilinen operasyonu önceden bilmediğini ileri süren Çapkın, "Mehmet Yeşilkaya, operasyonun yapıldığı gün beni aradığını ve ulaşamadığını söylüyor. Oysa meslek alışkanlığımdan dolayı telefonum hep açıktır. Mehmet Yeşilkaya’nın bana ulaşamaması mümkün değil. O gün Nazmi Ardıç ile Yakup Saygılı, ‘Biz yolsuzluk operasyonu yaptık, darbe yapmadık. Hatta operasyonları haber vermediğimiz müdürlerimiz de bize hak verdi.’ şeklinde açıklamalar yaparak beni de kendilerinin yanındaymışım gibi gösterdiler. Bu şekilde algı operasyonu yaptılar." diye konuştu.

Hüseyin Çapkın, 17 Aralık darbe girişimi operasyonu sonrasında Yeşilkaya’yla görüştüğünü ve ikisinin de operasyondan haberdar olmadığını savundu.

"FETÖ'CÜ GAZETECİLERE KİTAP YAZDIRDILAR"

Çapkın, 17 Aralık darbe girişimini gerçekleştiren Mali Şube ve İstihbarat Şube Müdürlerinin bu operasyonları kamuoyunda “yolsuzluk” adı altına işlemeye başladıklarını söyledi.

Kamuoyunun 17 Aralık operasyonuyla sürekli meşgul edildiğini dile getiren Çapkın, "Operasyon yapıldıktan sonra Yakup Saygılı’yı aradım. Telefonumu açmadı. Kriptolu telefonları dinledikleri ve bu yönde çalışmalar yaptıkları ortaya çıktı. Kod isimler kullanarak bakanlar dinlenmiş. Hatta bu operasyonu yapanlar, bazı FETÖ’cü gazetecilere bilgiler vererek kitap yazmalarını sağladılar. Yalanlarla süsleyerek operasyonları medyada ‘yolsuzluk’ şeklinde süslediler." ifadelerini kullandı.

"SIRTIMDAN BIÇAKLANDIM"

Eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç’ın tutuklandıktan sonra kendi ismini ifadelerde geçirdiğini savunan Çapkın, şöyle devam etti:

"Benim, operasyondan sonra Sırtımdan bıçaklandım şeklindeki açıklamam gazetelere manşet olunca Nazmi Ardıç, Sen öyle yaparsan al sana, biz batmışız, seni de yakarız diyerek tutuklandıktan sonra ifadeler verdiler. Tam bir FETÖ taktiği. Mehmet Yeşilkaya, bunların görevden alınması gerektiğini bana söylemedi. Bunlar, bir şeyler yapacaklar, hemen görevden al deseydi, görevden alırdım. Niye almayayım ki… Ha almazsam o zaman bana FETÖ’cü desinler. Benden kimsenin tayin edilmesini istemediler. Dört operasyonu aynı torbaya koyarak 17 Aralık operasyonunu gerçekleştirdiler. Şimdiye kadar hiç böyle bir şey olmamış, emniyet müdürlerine, emniyet müdürüne bilgi verilmemiştir. Kendilerine sorduğunuzda, ‘mevzuat böyle, savcı böyle talimat verdi’ diyorlar. Çünkü kendilerinden olmadığımızı biliyorlar.”

Çapkın, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’i daha önceden tanıdığını savunarak, "Geldiğimiz noktada bakıyorum kripto bir örgüt çıkıyor karşımıza. Ben İçişleri Bakanı Muammer Güler’i eskiden tanırım. Çocukları ellerimde büyüdü. Bunların yanlış bir işini görsem çağırır tokatlardım, bu kadar yakınım. Bunu biliyorlar. Şimdi bunları dinledikleri için operasyonu bana söylerler mi? Bunlar hiç klasik polis gibi değiller. Tayinle yatıp kalkıyorlar." diye konuştu

"Nazmi Ardıç denen FETÖ’cü polis müdürünün 17 Aralık’tan sonra arkadaşlarından öğrendiği kadarıyla daha polis kolejinde iken sınıf imamı olduğunu öğrendiğini" anlatan Çapkın, "Örgütün her türlü takiyesini, stratejisini bilen, çekirdekten yetişme biri olarak televizyonlarına çıkıyor. Her şeyi benimle paylaşmışlar gibi açıklama yapıyorlardı. Ben gazetelere Sırtımdan bıçaklandım diye açıklama yapınca Ardıç da sanki kahvehane arkadaşıymışım gibi konuşarak, sanki benimle her şeyi paylaşmış gibi algı yarattı." dedi.
Yalan ifadelerle tutuklandığını öne süren Çapkın, Mehmet Yeşilkaya’nın, eski Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakup Saygılı ile Nazmi Ardıç’ı değiştirmesini istediği halde buna izin vermemekle suçlandığını, bunun doğru olmadığını savundu.

İçişleri Bakanlığının farklı haber alma imkanlarına rağmen bu kripto FETÖ’cüleri tahmin etmediğini anlatan Çapkın, buna rağmen kendisinin bunları bilememekle ve FETÖ üyesi terörist olmakla suçlandığını öne sürdü.

"17 ARALIK OPERASYONU ÖNE ÇEKİLDİ"

Hüseyin Çapkın, 17 Aralık kumpas operasyonlarının öne çekildiğini, bunun sebebini anlatmak istediğini anlatarak, şunları kaydetti:
"17 Aralık öncesi idi, bir gün İçişleri Bakanı Muammer Güler aradı. ‘Rıza Sarraf denilen iş adamının korktuğunu, etrafında kılıksız şahıslar gördüğünü ve hayati tehlike derecesinde korktuğunu’ söyleyerek, bu durumu araştırmamı istedi. Ben de İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş’a söyledim. O da ekipleriyle Sarraf’ın gittiği yerlerde, çevresinde şüpheli şahıslar var mı diye araştırma yaptı. Meğer Mali Şube Rıza Sarraf’ı günlerce takip ediyor ve operasyona hazırlık yapıyorlardı. İstihbarat Şubesindeki polisleri görünce düşman görmüş gibi olmuşlar.

Sonra da bu kripto operasyonları bozulacak endişesi ile operasyonu yapmaya karar verdiler. İstihbarat Müdürü hakkında da soruşturmayı sekteye uğrattığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundular. İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş da görevi benim verdiğimi söyledi. Ona bu görevi ben verdiğim için de sonrasında bana ulaşarak beni de tutuklamak istediler. Alelacele operasyon yapmalarının sebebi, İstihbarat ekiplerini fark etmeleri idi.”
Operasyon olduğunda İçişleri Bakanı Muammer Güler’in kendisini aradığını dile getiren Çapkın, "Ben de şaşkınım bilgim yok dedim. İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş’ı aradım onun da bilgisi yoktu. Nazmi Ardıç’ı aradım Bizim operasyonumuz dedi. Bağırdım, çağırdım, yanıma gelmelerini söyledim. O ve Yakup Saygılı, olayın patlayacağını tahmin etmişler ki takım elbise ile yanıma gelmişlerdi, hatta bilgi notunu bile hazırlamışlardı." diye konuştu.

"HER ŞEYİ GÖZE ALDIK"

Hüseyin Çapkın, burada eski İçişleri Bakanı Güler’in tekrar kendisini aradığını, sorulan soruları söz konusu iki şube müdürlerine yönelterek Güler’e cevaplar verdiğini belirterek, şöyle devam etti:
"İkisine bu durum sizi yakacak dediğimde, Nazmi Ardıç, Her şeyi göze aldık dedi. Saygılı da başını salladı. Her şeyi göze alarak, amirlerinden habersiz savcılarla birlikte dar bir kadro ile bunu yaptıkları ortaya çıktı. Tarihte ilk kez poliste bir paralel bir yapılanmayla yüz yüze geldiğimizi anladık. Daha sonra tüm Türkiye’de karşılaştık."

Saygılı ve Ardıçın birbirinden haberinin olmadığını belirterek yalanlarını sıraladığını anlatan Çapkın, "Güya iki şube müdürünün orada birbirlerinden haberi oluyor. Bu büyüklükte, bakanları da ilgilendiren olaya bir darbe teşebbüsü denmesin diye böyle yolsuzluk gibi bir yalan uydurdular. İkisi birbirinden haberinin olmadığını söyleyip olaya ‘yolsuzluk’ denilsin diye olayı küçültmeye çalışıyorlardı." iddiasında bulundu.
Tutuklu sanık Hüseyin Çapkın, FETÖ’cü polislerin birçok kişinin telefonlarını izinsiz dinlediğinin belli olduğunu, hatta istihbarat Şubesinin bile telefonlarının dinlendiğini kaydetti.
Yakup Saygılı ve Nazmi Ardıçın yumuşak ve sıcak cümlelerle kendisinden bahsettiğini dile getiren Çapkın, "Bu şekilde benden sanki ahbabı, kankası gibi bahsetmesi de tam bir FETÖ taktiği. Benim Sırtımdan bıçakladılar manşeti bunlara itibar kaybettirdi, bu nedenle yumuşak cümlelerle çok yakınmışız gibi cümleler kurarak manşetin öcünü aldılar." şeklinde konuştu.
Kendisini 19 Aralık’ta Ardıç’ın aradığını ifade eden Çapkın, karşıdaki kişi "Ben Nazmi" der demez ağzına gelen her şeyi söylediğini, bunun üzerine de Ardıç’ın "Görüşürüz" deyip telefonu kapattığını aktardı.
Çapkın, Mahkeme Başkanının araya girerek "Nazmi Ardıç sizin daha önce görev yaptığınız İzmir’den mi geldi?" sorusuna, İstanbul’a tayin olduktan sonra İzmir’de de beraber çalıştıkları Şube Müdürü Mehmet Likoğlu’nun ısrarı üzerine Ardıç’ı İstanbul’a getirdiklerini söyledi.
"Bunların sadakatleri bize değil, biz getirmişiz ama sadakatlerinin örgüte olduklarını görüyorsunuz." diyen Çapkın, "Şimdilik amaçlarına ulaştılar, bizi tutuklattılar." dedi.

"BAŞBAKANIN AMELİYATA GİRDİĞİ GÜN DİNLEME KARARLARINI GETİRDİLER"

MİT krizine de değinen Çapkın, savunmasına şöyle devam etti:
"O günlerde Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan ikinci ameliyatına girdiği gün, İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan ve Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün yanıma geldiler, ellerinde bir mahkeme kararı vardı, bu MİT krizi olayı… Kararda Hakan Fidan’n da aralarında bulunduğu üst düzey MİT yöneticilerin dinlenmesi istemi vardı. Ben bu kararı görünce çıldırdım. ‘Emniyetle MİT’i birbirine mi düşüreceksiniz, siz kimsiniz ulan?’ dile bağırmaya başladım. Her ikisini de kovdum ve Doğru o savcıya gidiyorsunuz ve o kararı kaldırıyorsunuz dedim."

Çapkın, aynı gün "çok önemli" diyerek Erdoğan’dan randevu talep ettiğini belirterek, bir süre sonra Üsküdar Ekipler Amirliğine çağrıldığını söyledi.
Buraya gittiklerinde bir komiserin kendisine eşlik ettiğini ve Kısıklı’ya gittiklerini dile getiren Çapkın, şunları anlattı:
"Kısıklı’ya geçtik salona alındım ve bir süre sonra Başbakan geldi, konuyu arz ettim, dinleme kararını kendisine arz ettim.. O da İdris’e (İdris Naim Şahin) söyleyin, bunları alın Ankara’ya verin dedi. Üçü dediği Ali Fuat Yılmazer, Erol Demirhan ve Yurt Atayün’dü. Bu kişilerden ilk önce Yılmazer görevden alındı, Başbakanımız İstanbul’da kalsın ama istihbarat görevinden alınsın dedi ve istihbarat görevinden alındı. O zaman daha siyaset, bu FETÖcülerle sert mücadele içinde değildi, zannediyorum o yüzden Ankara’ya almak istedi. Demirhan, Ankarada İstihbarat Başkan Yardımcılığına getirildi.

Sanık Çapkın, 17 Aralık’a kadar FETÖ’nün ne tür bir çılgınlık yapacağını kimsenin bilmesinin mümkün olmadığını savunarak, "Bundan sonra bile çılgınlık sınırı tahmin edilemedi ki 15 Temmuz yaşandı. İki sene önce bunları neden tahmin edemedin, göremedin diye suçlanmak hayatın olağan akışına aykırıdır." diye konuştu.​

"FETÖ'CÜLERİ BİLMEM MÜMKÜN DEĞİL"

Çapkın, kendi döneminde yapılan tayin ve atamalar konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını savunarak, "O dönem 41 bin polis vardı. Hepsini bilmem ve kontrol etmem mümkün değil ki. Kimseden veya herhangi bir kuruluştan bilgi gelmedi ki gereğini yapalım. 15 Temmuz sonrası aşağı yukarı bazı şeyler ortaya çıktı. Bu kadar FETÖ’cüyü 17 Aralık öncesinde nasıl bilebilirim." ifadelerini kullandı.

FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası FETÖ’yle topyekun mücadele edildiğini aktaran Çapkın, emniyet teşkilatında personelin tayinini gerçekleştiren şube müdürlerinin tamamının FETÖ soruşturması geçirdiğini söyledi.

Çapkın’n savunması sırasında, Nazmi Ardıç’ın ifadeleri doğrultusunda tutuklandığını belirterek, haksızlığa uğradığını sürekli tekrarlaması üzerine araya giren Mahkeme Heyeti Başkanı, "Verilen ifadeler var, sizin ifadeleriniz var, onlar başka bir şey söylüyor, siz başka bir şey. Biz onlar gibi rüya görmüyoruz. Elimizi vicdanımıza koyup doğruyu bulmak için de tedbir almamız gerekiyor. Tutuklama da bir tedbirdir. Onu bulmak için kendimizi parçalıyoruz." dedi.

Çapkın da bunun üzerine "Biz de bunu bekliyoruz başkanım." şeklinde konuştu.

Savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçilen Çapkın, avukatı Fahrettin Kocagöz’ün, "16 Aralık gecesi neredeydiniz, KOM ve Mali Şube personeli bu kadar büyüklükte bir operasyon için yeterli mi başka birimlerden destek istediler mi?" sorusuna, "16 Aralık gecesi saat 03.30’a kadar Asayiş Şube Müdürlüğünde Şube Müdürü ile oturuyorduk. Başka birimlerden gizli ekip istemişler ama asayişten istemediler." yanıtını verdi.

Çapkın’ın savunması ve çapraz sorgusunun tamamlamasının ardından mahkeme heyeti, duruşmayı yarına erteledi.

İDDİANAMEDEN

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu savcısı Emine Koçak tarafından hazırlanan iddianamede 15 sanık hakkında, "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs", "Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" ve "TBMM'yi ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlarından 3'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor. Sanıklar hakkında ayrıca "Silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan ise 7,5 yıldan 15'er yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

İddianamede, Hüseyin Avni Mutlu'nun, 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasından bir gün sonra, FETÖ üyesi kamu görevlilerini İstanbul emniyetinin İstihbarat, Terör ve KOM gibi kritik birimlerinin başına getirilmesini sağladığı, yapılan bu atamaların da örgüte üye kamu görevlilerinin devlet aleyhine başlatmış oldukları 17/25 Aralık kumpas soruşturması ile Selam Tevhid kumpas soruşturmalarını devam ettirmeye yönelik olduğu, ayrıca soruşturmaların sızmamasını sağlamaya çalışıldığı belirtiliyor.

İddianamede Hüseyin Çapkın da, FETÖ üyelerinin emniyetin kritik birimlerinin başına getirilmesine onay vermekle suçlanıyor. Çapkın, 3 Eylül 2016'da tutuklanmış, avukatının itirazı üzerine 8 Kasım 2016'da tahliye edilmişti. Hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulan Çapkın, iddianamenin tamamlanıp gönderildiği 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden tutuklanmasına karar verilmişti.


İddianamede şüphelilerden eski Bağcılar Kaymakamı Fatih Şahin, eski Rize ve Çorum Valisi Nurullah Çakır ve eski Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan'ın Bylock kullandığı tespitine yer verildi.


Davanın sanıkları şu isimlerden oluşuyor:


1-Eski Kadıköy Kaymakamı Birol Kurubal


2-Eski Bağcılar Kaymakamı Erdal çakır


3-Eski Muğla Valisi Fatih Şahin


4-Eski Sancaktepe Kaymakamı Feyzullah Özcan


5-Eski Mülkiye Başmüfettişi Gürkan Polat


6-Eski İstanbul Vali Yardımcısı Haluk Nadir


7-Eski İstanbul Emniyet müdürü Hüseyin Çapkın


8-Eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu


9-Eski Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Mürteza Balcı


10-Eski Artvin ve Hakkari Valisi Necmettin Kalkan


11-Eski Rize ve Çorum Valisi Nurullah Çakır


12-Eski Pendik Kaymakamı Osman Tunç


13-Eski Mülikye Başmüffettişi ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Genel Sekreteri Yılmaz Kurt


14-Eski Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan


15-Eski Denizli Valisi Abdülkadir Demir