Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        Christophe Gans, Erik Poppe, Marina de Van gibi ana dilinde film çekmeyen yönetmenlerin DVD’lerinin piyasaya çıkmasıyla, bu yıl ABD’de daha da baskın hale gelen bu örnekleri değerlendirmek şart hale geldi. Peki 2014 tarihli 20 üzeri film neden böyle bir tercihte bulunmuş? Bu durum sağlıklı mı?

        Sinema tarihinin ufku geniştir. ‘Herkes kendi ülkesinde film çekerek başarı yakalar’ gibi net bir kural yoktur. Bu bağlamda “Cinayeti Gördüm” (“Blowup”, 1966), “Şafak” (“Sunrise: A Song of Two Humans”, 1927), “Değişen Dünyanın İnsanları” (“Fahrenheit 451”, 1966), “Paris, Texas” (1984) gibi başyapıtlar aklımıza gelebilir. Bunlar ‘yabancı’ işi İngilizce klasiklerdir. Öte yandan Lubitsch, Preminger, Lang, Leone, Besson, Trier, Woo gibi bu konuda alışkanlığı olan veya iz bırakmış isimlerden de söz edebiliriz.

        YABANCI DİLDE HAREKET ETMEK ALIŞKANLIK OLURSA…

        Ama eğer köşeli bir tanım var ise ona takılmak da mümkün. Sözgelimi Cédric Klapisch ve Pedro Almodóvar her ne kadar Hollywood’la akraba tarzda yönetmenler olsalar da o ‘viraj’a girmeyi tercih etmezler. Bu riski almazlar. Ama William Wyler, Billy Wilder, Michael Curtiz, Franklin J. Shaffner, Tarsem, M. Night Shyamalan, Miguel Arteta, Don Coscarelli, Alex Proyas, Jaume Collet-Serra gibi farklı ülkelerde doğduktan sonra erken yaşta düşler ülkesine göç etmiş yönetmenlerde daha farklı seyreder bu durum. İngilizce iletişim bir kan dolaşımına dönüşmüştür.

        2014 yapımı ve yıl içinde izlediğimiz eserler arasında yolculuğa çıkınca 20 üzeri ‘ana dilinde film çekmeyen yönetmen’ görebiliyoruz. Bunlar çok istedikleri için mi, projeye inandıkları için mi, yoksa para kazanmak için mi böylesi bir işe soyunmuşlar bilinmez. Ama Oscar yarışında adları geçmeye başlayan “Birdman” (2014), “Yaban” (“Wild”, 2014), “The Imitation Game” (2014), “Miss Julie” (2014), “Kirli Para” (“The Drop”, 2014), “Grace of Monaco” (2014), “The Search” (2014) gibi filmlerden başlayan bir liste mevcut halihazırda…

        BAŞARILISI DA VAR, BAŞARISIZI DA

        Ancak “Yitirdiğimiz Şeyler”deki (“Things We Lost in the Fire”, (2007) oyuncu yönetimi ve duygu zafiyetinden çeken Susanne Bier’in iki yıldır ABD dağıtımcısı bulamayan “Serena”sı (2014), Marina de Van’ın belki de para kazanma arzusuyla çektiği video filmi “Telekinezi” (“Dark Touch”, 2013) affedilir gibi değil. “Düş ve Gerçek” (“Jimmy P.”, 2013), “Yasak Aşk” (“Two Mothers”, 2013), “The Reach” (2014) gibi inanılan projelere saygı duyulabilir.

        Fakat geriye çekilip değerlendirince Avrupa sinemasının popüler kanadından sıçrayan Morten Tyldum, Michaël R. Roskam, Henrik Ruben Genz gibi yeni isimler, Takashi Shimizu, Nacho Vigalondo gibi korku yönetmenleri çıkabiliyor. Güney Kore’nin yakıcı üçlüsü Park Chan-Wook, Kim Jee-Woon ve Bong Joon-Ho’nun 2013’teki iki başarılı eserin ardından “Snowpiercer” (2014) ile üçlediği de ayrı bir istatistik.

        Ayrıca ‘yeniden çevrim’ meselesinde “Gece Nöbeti” (“Nightwatch”, 1997), “Ölümcül Oyunlar” (“Funny Games”, 2007), “Garez” (“The Grudge”, 2004) ve “Kayboluş” (“The Vanishing”, 1993) transfer sebeplerine örnek teşkil edebiliyor. Bunların yönetmenlerinin orijinal filmin arkasındaki isim olması uyarlamaya katkı sağlarken, Mayıs’ta izlediğimiz “Kan Bağları”nda (“Blood Ties”, 2013) aynı görevi ilk filmin oyuncusu üstlenip benzer bir sonuç verebiliyor. Christophe Gans’ın “Sessiz Tepe” (“Silent Hill”, 2005) örneği bir tarafa, yapımcı Besson’un üretimine Pierre Morel, Olivier Megaton gibi popüler sinemaya yatkın isimlerden sonra Camille Dellamarre’ın (“Yasak Bölge/Brick Mansions”) eklenmesi şaşırtmadı. Aksine Hollywood’da B-tipi üretimi fazlalaştırdı.

        Ama popüler anlatıda becerikli Olivier Hirschbiegel’in, İngilizce film çekme zaaflarına karşın halen proje alması ilginç. Bu örnekleme kıstasına Tsui Hark, Gavin Hood, Susanne Bier, Chen Kaige ilk sıradan girer. Bunların ardına Werner Herzog, Niels Arden Oplev, Jérôme Salle, Gabrielle Muccino, Fernando Meirelles ve Sergei Eisenstein’ı yerleştirebiliriz. Wong Kar-Wai, Florian Henckel Von Donnersmack gibi ilk deneyimden sonra geri çekilenler, Lone Sherfig gibi ana dildeki kariyerinin üzerine koyanlar da var… Misal Nakata’nın İngilizce filmleri son 10 senede ülkesindekilerden daha iyi…

        Öte yandan Ang Lee, Timur Bekmambetov, Milos Forman, Roman Polanski, Alejandro Amenabar, Alfonso Cuarón, Alejandro González Iñárritu, Guillermo Del Toro gibi anavatanındaki kalitede filmler çeken ve kariyerinde aşama atlayan isimler mevcut. Hang Khou gibi ilk film faciası ayrı meseleyken, Ermeni Sarik Andreasyan ve İtalyan oyuncu Andrea di Stefano da radarımızda… “Günahkarlar” (“The Flock”, 2007) ile Hong Kong’taki çiftinden ayrılıp tökezleyen Wai-Keung Lau’nun, bu kez Andrew Loo ile bir araya gelmesi neler getirir? Bilinmez.

        BASKICI REJİMLERDEN KAÇMAK TARİHSEL DÜSTUR

        Ama bu durumun köklerinin kaotik savaş halinden veya diktatör rejimlerden, yasakçı zihniyetten kaçmaya kadar uzandığını söyleyebiliriz. Almanya’dan Ernst Lubitsch, Fritz Lang ve F.W. Murnau bu konuda en sağlıklı örnekler. İspanyol Luis Bunuel’in de benzer şekilde Fransa’ya gidip orada rahatlığı bulduktan sonra ışıltılı bir kariyer inşa etmesi, Costa-Gavras, Barbet Shroeder örneklerinde de görülebilir. Yedinci sanatın 100 yılı aşkın tarihinde, Fransa ve ABD yönetmenlerin yasaklardan kaçtığı ve en elverişli koşulları bulduğu ülkeler olmuştur. Zaten bana kalırsa İranlı Jafar Panahi de aynı hamleyi çoktan yapmalıydı.

        DVD raflarında ise “Binlerce Kez İyi Geceler” (“Tusen Ganger God Natt”, 2013), “Telekinezi” gibi Poppe ve De Van imzalı örnekler bu tutkunun başarısız örnekleri. Ama Hollywood’da 2014’te 20’yi aşkın film üretilmesi çok anormal değil. Aksine bu durum bir ‘kültürlerarası jenerasyon’ oluşmasını tetikleyecek. Zamanla en başa azınlıkların adının yazılmasını sağlayacak. Obama sonrası Afro-Amerikalılar daha fazla öne çıkarken, kökenlerin farklılaşması, kanın melez akması kaçınılmaz bir sonuç.

        KEREM AKÇA’NIN TÜRKİYE’DE YENİ PİYASAYA ÇIKAN DVD’LERDEN ÖNERİLERİ

        1-A Hard Day’s Night

        2-Serpico

        3-Aşk (Her)

        4-Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (Only Lovers Left Alive)

        4-Muhteşem Güzellik (La Grande Bellezza)

        5-Korku Bulvarı (388 Arletta Avenue)

        6-Sinema ve Çocukların Hikayesi (Story of Children & Film)

        7-Geçmiş (Le Passé)

        8-Gloria

        9-Maïna

        10-Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis)

        11-Küf

        12-Stalingrad

        13-Joe

        14-Felekten Açlık Oyunları (The Hungover Games)

        15-Seninle Yaşıyorum (How I Live Now)

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ