"Belki de gerçekten iyi biriyimdir!"
Geçtiğimiz aylarda İstanbul'a gelen house müziğin başarılı ve yakışıklı temsilcisi Phonique ile konuştuk...
Özge Mine SARIÇAM / HABERTURK.COM
osaricam@haberturk.com
Merak ediyorum Alman ırkı olmasaydı edebiyat, müzik ve sinemada oluşacak boşluğu kim doldururdu... Öyle genel bir doldurma değil hem de, ince zevklerden ve "underground" kültüre yönelik sanattan bahsediyorum. Farklı bir şekilde düşünüyorlar. Örneğin bir Alman arkadaşınıza yeni aldığınız bir elektronik aleti gösterin; 2 saat nasıl bir sistemi olduğunu inceler ve anlayana kadar elinden bırakmaz. Bu durum bazen size çok sıkıcı gelir. Ama gözlemlediğim kadarıyla, herhangi bir şeyin mantığını kavrayana kadar saplantılı şekilde onu incelemek Almanların tipik özelliği. Çok iyi sanatçı olsalar da öyle çok "duygusal" veya "ruhsal" insanlar değildirler. Sadece o sanatın nasıl yapıldığını kavrar ve onu en iyi şekilde yaparlar. Bu yönüyle Alman zekasını makineye benzetirim. Belki de bu nedenle elektronik müzikte bu kadar başarılılar.
Müzik açısından bakacak olursak 70'lerden itibaren Kraftwerk'le birlikte ilgilerini elektronik müziğe yönlendiren Almanlar, o günden bu yana özerkliklerini koruyorlar. İyi ki de öyle olmuş böylece deep house'un yakışıklılığıyla meşhur başarılı producer/DJ'i Michael Vater nam-ı diğer PHONIQUE ile tanışmış olduk. "Feel What You Want" şarkısına çekilen seksi klip o kadar popüler oldu ki insanlar Phonique deyince klipteki dansçı kızı düşünmeye başladılar. Oysa bu büyük haksızlık!
Birkaç ay önce İstanbul Cosmique Room'a gelen Phonique ile biraz muhabbet ettik. Ancak soruları ülkesine döndükten sonra yolladım ve uzun süreli bir bekleyişten sonra tam umudumu kesmişken "Geciktiğim için üzgünüm. Uzun uzun cevap vermek istedim" diye gönül alarak cevapları yolladı.
Not: Ağzı kulaklarında olmak bu olsa gerek...Bir insan bu kadar yakışıklı, yetenekli, nazik ve düzgün olmamalı! İnsan ister istemez kıyaslama yapıp bunalıma giriyor. İstanbul'a kız arkadaşıyla gelen Michael Vater, çaldığı gece boyunca kız arkadaşı odada onu beklediği ve bir şey içmediği için sudan başka bir şey içmedi!
"ŞİMDİKİ HOUSE, O ZAMANKİ HOUSE MÜZİĞİN ANCAK %10'U"
Erken dönem deep house producer’larından biri ve bu türün 90’ların ortalarından günümüze değin nasıl değiştiğinin şahidisin. O dönem bir patlama yaşanıyordu ve çıkan tüm iyi parçalar, içinde yeni bir şey taşıyordu ancak bugünlerde o tarz farklı bir sound bulmak oldukça zor. O dönemi nasıl tarif edersin?
Michael Vater: O zamanların tarzında ses, saf bir şekilde underground’du ve organ sound’lar gibi sıcak ve groove tonlar içerirdi. Bazen tek bir parça dinlediğinizde kulağa sıkıcı gelebiliyordu, bu türün güzelliğini görebilmek ve takdir etmek için deneyim kazanmanız gerekiyor. Bunu şarap içmeye benzetiyorum. Şarabı ilk içtiğinizde hepsinin tadı aynı gelir, ancak ne zaman uzman olursunuz, o zaman içindeki tüm tatları hisseder ve saatlerce bundan zevk alabilirsiniz.
O zamanlardaki deep house kahramanlarım Francois K, Charles Webster, Vincenzo, Kevin Yost, DJ Deep, Jef K gibi adamlardı. Dixon ve Ame gibi DJ’ler eski tarz deep house çalardı.
Ben kişisel olarak diğer türlere biraz daha açıktım. Root’lar ve eski disco sound’larını ama aynı zamanda vokalleri ve ilerleyen bas dizilimlerini severdim. Bir pop şarkısının edit’ini veya kaçak kayıtları dinlemekten zevk alırdım.
2008’de Beatport (dijital müzik sitesi) farklı türlere karşı ilk online oylamasını yaptığında demin saydığım tüm deep house kahramanlarımla yan yana aday gösterilmiştim. Kişisel olarak eski deep house’un tüm o ağırlığı altında biraz yanlış yere koyulmuş gibi hissettim. Aynı yıl Ibiza DJ Ödülleri de tarihlerinde ilk kez deep house kategorisi ekledi ve ben, yine aday gösterildim. O yıl iki ödülü de kazandım ve sanırım bu deep house döneminin yavaşça değişmeye başladığını gösteren bir işaretti. Şimdilerde deep house, elektronik müziğin korkunç EDM sound ve çirkin vokalleri olmayan yeni pop türü gibi. Şimdiki house, o zamanların deep house’unun ancak %10’u.
50’den fazla ülkede çaldın. Hangi ülke ve dinleyicileri seni en çok şaşırttı? En çok hangisinde çalmayı sevdin?
Buna cevap vermek zor. Farklı ülkelerde çalıyor olsan da hangi kulübe getirildiğine bağlı. Çok uzun süredir geziyorum ve bazen deep house ve techno müzikteki deneyimlerimden ötürü bir DJ olarak, bazense çok şatafatlı bir kulübe sırf “Feel What You Want” parçası için book’landım. Ancak Kolombiya ve Şili’deki insanların underground house müzikle ilgili bilgisi beni çok şaşırttı. Ayrıca Brezilya’da mümkün olduğunca çok çalmak istiyorum çünkü oradaki insanlar hayattan nasıl zevk alacaklarını ve nasıl parti yapılacağını iyi biliyor.
Bilirsin insanlar ilk defa elektronik müzik dinlediklerinde “Bunların hepsi birbirinin aynı, insanların bunda ne bulduğunu anlamıyorum” der. Ancak bir gün bir şarkı duyarsın ve beyninde sanki yeni bir kanal açılır. Ondan sonra bu türe karşı kendini son derece aç hissedersin ve artık hiçbiri aynı gelmemeye başlar. Ben buna “click” (jetonu düşmek) şarkısı derim. Peki senin jetonunu düşüren şarkı hangisi?
House müzik dinlemeye 1988’de başladım ve benim için o zamanın ilk büyük parçaları D-Mob’un “We Call It Acieed”i ve Ten City’nin 'That's The Way Love Is'iydi. Açıkça birbirine benzemiyorlardı ama bu benim için bir devrimdi ve ondan sonra bir sürü house plağı toplamaya ve dinlemeye başladım.
"FEEL WHAT YOU WANT KLİBİNDEKİ KIZLA TANIŞTIM"
“Feel What You Want” videosu harika parçana ekstra ilgi kattı. Sence bu siyah beyaz video ve seksi dansçı mı şarkını bu kadar popüler hale getirdi? Klibin arkasındaki hikayeyi anlatır mısın?
Sanırım o video şarkıyı biraz ileriye itti; seksi bir şarkının seksi bir videoyla mükemmel birleşimiydi. Klipteki dansçı Julia Lapina ile daha sonra dansçı ve dans eğitmeni olarak çalıştığı Moskova’da tanıştım. Böylece videoyu parçanın resmi klibi yapabildik. Ama diğer yandan siyah beyaz video yaklaşık 10 milyon izlenmesine rağmen, parçanın sadece fotoğrafla yüklenen bir diğer versiyonu YouTube’da 22 milyondan fazla izlendi…
Eski elektronik müzik videolarıyla şimdikileri kıyaslayacak olursak, yeni jenerasyon kliplerde bolca çıplak ve güzel kadın görüyoruz. Ancak eskilerin bir stili, bir hikayesi var ya da hiç videoları yok…
Şimdilerde her şeyi yapmak daha kolay ve her şey giderek profesyonelleşiyor. Böylece bugünlerde yüksek bütçeli kliplerle düşük kalitede house müzik görebiliyoruz.
Sence neden elektronik müzik sahnesinin en iyi çocuklarından biri olarak anılıyorsun?
Eğer öyleyse, belki de gerçekten iyi biriyimdir.
"ONU GEÇMEK ZOR..."
Biliyorum seçmek zor olabilir ama hangi şarkın sana “İşte bu!” dedirtti? Yoksa hepsi gözünde eşit mi?
“For The Time Being” hala favorim. Erlend Oye’nin mükemmel vokaliyle groove’un özgün bir birleşimi. Onu geçmek zor…
Beklemediğin halde birden patlayan ve her yerde duymaya başladığın bir şarkın var mı?
İlk olarak “Feel What You Want” büyük sürpriz oldu. Sonrasında da “Vincent Price”. Vokalsiz ve karanlık bir atmosfere sahip bir parçanın YouTube’da 5.000.000’dan fazla dinlenmesini beklemiyordum!
Alman elektronik müziği, İskandinav elektronik müziği ve Amerikan tarzı elektronik müzik arasında açık bir sound farkı var. Mesela ben ne zaman bir deep house ya da nu disco parçası beğensem sahibi hep İskandinav çıkar. Bu 3 kültür arasındaki sound farkını kısaca açıklar mısın?
Nedense İskandinavların daha diskotik bir eğitimi var bu nedenle Todd Terje gibi adamlar deep house’u iyi bir disco kısımla verebiliyor. Almanlar Techno/Kraftwerk tarihleri nedeniyle house müziği daha minimal tech gibi icra ediyor. Amerikalılarsa gay kulübü geçmişinden geliyor bu nedenle müziklerinde daha çok vurmalı groove’lar ve vokaller var.
Yeni albümünü sabırsızlıkla bekliyoruz. Neden bu kadar uzun sürdü?
Hala üzerinde çalışıyorum ama geçen yılda büyük ilerleme kaydettim. Bu nedenle 2015’te çıkacak. Çok seyahat ediyor oluşum ve özel hayatım bu sefer sürecin biraz uzamasına neden oldu.
Yeni projelerin var mı?
Sadece yeni albüme odaklanmış durumdayım.
"TÜRKİYE SAHNESİ İSTİKRARLI ŞEKİLDE BÜYÜYOR"
Türk dinleyicilerinle ilgili gözlemin ne? Eski hayranlarınla kıyasladığında bir fark görebiliyor musun?
8 yıl önce ilk geldiğimden beri mentalitenin değişmediği hissine kapılıyorum. Bunu iyi anlamda söylüyorum, kalabalık her zaman hevesli ve sound’a karşı açık fikirli. Tek fark, sahnenin istikrarlı bir şekilde büyüyor oluşu.
Rahatlamak ve kafanı boşaltmak için ne yaparsın?
Biraz poker oynar, spor yapar ve oğlumla video oyunları oynarım.