Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat

        BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com

        “İçkievinden çıkınca / Camdan / demin oturduğum yere baktım. / Sigara paketimi masada unutmuşum. / Sandalyede / Tıpkı benim gibi / Oturuyor boşluğum. / Bir eli alnında benim gibi. / Ama biraz daha mı hüzünlü? / Otururken de / Biraz daha mı çıkarıyor kamburunu? / Biraz daha mı benziyor babama? / Bir yaş büyüğüm babamdan / ve rüzgâr bir törendeki gibi çekiştirir durur yağmurluğumu.”

        Bir Eylül akşamının muhabbete düşen suretinde, heybetiyle bize tebessüm ettiren Uludağ’a karşı, beyaz ve yeşilin yamacında demleniyoruz... Masada sefamıza eşlik edip, yazıya da bize de merhabasını çakan ise Cemal Süreya’nın “Camdan” adlı şiiri oluyor. Dünya ile münasebetim-izde zerre kadar yol alamamışken, içimden, masayı şereflendiren muhabbete doğru; “Sırf doğru yolu yitirmenin zevkini yaşayabilmek için, bile isteye oyalanıyordum” diyen Hasan Ali Toptaş’ın sözü nidalanıyor... Bakmayın siz, Eylül’ün havada parendeler atan efkâra bulandığına, Bursa’nın en ünlü, en muhabbete düşüren ve en daracık sokağındayız!

        (Uzun zaman oldu buraları görmeyeli… Bursa’da değişmeyen tek şey; geceler dağ havasından olsa gerek, serin ama miss geçiyor. İnsan bir dağın karşısında öylece durup, bir kendine bir de dağa bakıyor, tuhaf oluyor; “hayatımız” dediğimiz süreç içinde yaptığımız-üstlendiğimiz hallenmeler-algılar komik geliyor, şimdi şu kadrajdan bakınca. Dağların aksine, zamana ayak uydurmuş kent de insanları da…-Uludağ’ın kışın gelen misafirlerini es geçiyorum.- Epey değişmiş Nazım’ın Bursa’sı… Küçük İstanbul olmuş neredeyse, trafik ve TOKİ bünyeyi ağlatacak derecede göz dolduruyor. Kim ne derse desin, bu dev cüsseli binalara inat, Bursa’ya gelmişken bir çınar ağacının altında yahut Bursa Kalesi’nin yamacında, bir fincan Türk Kahvesi yudumlamadan dönmek olmaz! )

        İSTANBUL’UN NEVİZADE’Sİ: ARAP ŞÜKRÜ…

        Bursa’ya yolumun düştüğünü öğrendiğinde, bu aralar beşinci kitabını bitireyazarken iç dehlizlerine zilyon tane bünye kaçıran üstadımın sözünü dinleyip soluğu, tarihini bu kentin renginden alan, İstanbul’un Kumkapı’sı yahut Nevizade’sine benzeyen Bursa-Altıparmak Mahallesi’nde konuşlanan, Arap Şükrü’de alıyorum. 1324 yılında Bursa'nın Osmanlılar tarafından fethinden sonra; Orhangazi, Bursa'daki Museviler’in, bu sokakta yaşamalarına ve ibadetleri için de bir Sinagog yapmalarına izin verir. 1492’de İspanya'dan göçe zorlanan Yahudiler de, Padişah II. Beyazıt'ın isteği ile Bursa'da bu sokağa yerleştirilirler. Bu nedenle, yakın geçmişe kadar bu bölge "Yahudilik Mahallesi" olarak anılmaktaymış. Zaman içerisinde, Arap Şükrü olarak tanınan bir esnafın girişimiyle de bu sokağın serüveni başlamış oluyor. 1991’de Osmangazi Belediye Başkanı Erhan Keleşoğlu tarafından yeniden düzenlenerek araç trafiğine kapatılan ve resmi adı Sakarya Caddesi olan sokak, 2002 yılından itibaren alemcileri mest etmeye devam ediyor.

        ŞAİRLERİN BULUŞTUĞU SOKAK

        Konuşlandığımız mekânın sahibi; “Arap Şükrü Sokağı’nın tarihi biraz da Bursa’nın tarihidir” diyor ve başlıyor usuldan hem sakiliğine, hem de tadında kelamına… Soruyoruz kimdir bu Arap Şükrü diye?! “Bursa’da meyhane kültürü oluşmasına katkıda bulunan, 1960’ta hayatını kaybeden işadamı Şükrü Değişmez... Lakabını dedesinin Yemen’de bir Arap kızıyla evlenmesinden alan Arap Şükrü, 1893’te, Selanik yakınlarında bulunan Vodina kazasında doğmuş. Askeri bir okulda okuyup, subay olduktan sonra Akıncı Şükrü olarak, Kurtuluş Savaşı’na katılmış ve Kütahya yakınlarında esir düşmüş bir savaş gazisi aslında… İlk lokantasını Ayvalık’ta açan Arap Şükrü, daha sonra eşi ve kızlarıyla Bursa’ya yerleşiyor ve bugün dillere destan sokağın oluşumuna ortam hazırlıyor” diyor ve ekliyor dükkânın ev sahibi; “Arap Şükrü’nün torunlarının günümüzdeki mekânları ise Bursa - Orhaneli Yolu üzerinde bulunan Arap Şükrü Balıklı Bahçe. Meyve bahçelerinin arasında bir dükkan burası da. Belki, oraya da gidersiniz dönüşte…” (İstanbul Yenikapı’dan feribotla Bursa, 1.5 saatlik mesafe. Düşünürseniz, hayatta nelere vaktinden fazla zaman harcamıyoruz ki?! Hem üç günlük dünya demiyor muyduk, her bir cenaze safında…) Arap Şükrü, Bursalılar’ın rakı-balık ve fasıl güzergâhında buluştuğu, neredeyse tek adres. Biz yavaştan demlenirken, arka fonda keman ve darbukanın sesi de bize eşlik etmekte. Unutmadan, sokağa giriş yaptığınızda, ayak sürüdüğünüz yerlere bir göz atmayı ihmal etmeyin! Biraz silinmiş belki ama iyi bakarsanız görebilirsiniz, büyük üstadların-şairlerin isimlerinin plakaları düşülmüş buralara… Biz gecede, bu defa anasonu, biraz beni buralara sürükleyen üstada, biraz Cemal Süreya’ya, biraz da Edip Cansever’e içtik.

        İSKENDER, ŞIRA, KESTANE ŞEKERİ…

        Rotanızı; Hitit, Lidya, Frigya, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı kültürlerinden izler taşıyan tarihi geçmişi Neolitik (M.Ö. 8000-5000-Cilalı Taş Devri), Kalkolitik (M.Ö. 5500-3000-Bakır-Taş Devri) dönemlere kadar inen Bursa’ya düşürdüğünüzde, merkezden ilçe ve köylerine doğru hissiyatlı bir keşfe çıkmanızda fayda var. Sokakları ve insanlarında çok hikâye var. Dünyada yaşanmamış bir tecrübe ya da hissiyat, ufukta yepyeni karanlıklar var mıdır, bilinmez ama kim bilir, belki bu anlatılacak hikayelerin kahramanlarından biri de sizsiniz?! Bursa demişken; 1867’den günümüze lezzetseverleri ihya eden Yavuz İskenderoğlu’nun herhangi bir şubesinde, (biz Köy Tesisleri şubesindeydik, mekan atmosferiyle şahaneydi) bol tereyağlı İskender’ini yemeden, şırasını içmeden ve tabii ki Uludağ’da yetişen kestanelerden yapılan kestane şekerinden bir paket almayı unutmayın! Sonra ah’lanırsınız, benden söylemesi!

        (Tarih ve arkeoloji tutkunlarına not: Bursa ve civarı önceleri Bithynia olarak anılmaktaymış. Bithynia'nın en eski halkı Bebryk, Migdones ve Mariandini'lermiş. Avrupa'dan gelen Bithyn'ler adlarını tarihten sildikleri Bebryk'lerin yerine yerleşmişler. Bugün Anadolu'nun en eski halkının M.Ö. VII yüzyılda göç eden Bithynia'lılar olduğu kabul görüyor. Sonra da Mysia'lılar geliyor. Adını Bithynia kralı 1. Prusias'dan alan Bursa ve çevresi çok eski çağlardan beri yerleşimlere sahne olmuş.)

        ***

        MERAKLISINA NOT:

        Vicdan Filmleri…

        Hrant Dink Vakfı’nın “Vicdan Filmleri” projesi, yeni kısa filmlerle vicdanın yeni yüzlerini görünür kılmaya devam ediyor. Geçen yıl çeşitli türlerde birçok filme ev sahipliği yapan proje, bu yıl da dünyanın her yerinden, amatör, profesyonel eli kamera tutan herkesi film çekmeye davet ediyor. Bu daveti kabul ederek kamerasını vicdanına çevirenler, 15 Ekim tarihine kadar www.vicdanfilmleri.org adresine film yükleyebilecek. Jüride kimler var derseniz de; Arsinee Khanjian, Costa Gavras, Cüneyt Cebenoyan, Ferzan Özpetek, Hale Soygazi, Nadje Al-Ali, Rakel Dink ve Serge Avedikian.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ