Chet Faker konserinden ilk izlenimler
24. Akbank Caz Festivali kapsamında ilk Türkiye konserini veren Chet Faker sahneye çıktığında içimden "Less is more" diye haykırıyordum...
Özge Mine SARIÇAM / HABERTURK.COM
osaricam@haberturk.com
24. Akbank Caz Festivali kapsamında ilk Türkiye konserini dün akşam Volkswagen Arena’da veren elektronik müziğin yeni dönem ilahlarından Avustralyalı Chet Faker’ı tarzı, hali, tavrı olarak tek cümleyle özetlememiz gerekirse bu kesinlikle “Less is more” olmalı.
“Less is more”. Modern mimarinin öncü mimarlarından Ludwig Mies van der Rohe’un modernizmin genel tasarım yaklaşımını özetlediği “Az, daha çoktur” anlamında gelen ve mimariden çıkıp hayatın tüm alanındaki zevklere yansıyan minimalistlerin mottosu haline gelmiş bir hayat felsefesi.
“Less is more” akımının müziğe yansımaya başlamasının 2000’lerin başlarına denk gelmesi aslında insan psikolojisiyle ilgili basit ama önemli bir detayı da gözler önüne seriyor. Bu tıpkı, karmaşa ve kalabalığın içinde geçen bir ömür yarısından sonra insanların emekli olup sahile yerleşme hevesine benziyor. Bağlantı açık. Hepimiz içimizde azın aslında daha çok olduğunu hissediyoruz. Sadece “anlamak” için biraz “yaşamak” ve “yorulmak” gerekiyor.
Chet Faker'ın hipster gençliği arasındaki popülerliği göz önüne alındığında, konser alanına doğru yol alırken arkadaşımla aramızda "Kemik çerçeveli gözlüğümü unuttum lanet olsun","Senin sakalın bu konser için yeterince uzun değil" benzeri şakalaşmalar ve yüksek sesli kahkahalarımız insanların garip bakışlarıyla çarpışsa da, bindiğimiz metrodaki insanlar tarzları ile "Biz de oraya gidiyoruz" diye bağırıyordu. Nitekim yaklaşık 100 kişi aynı yerde inip kapıya kadar birlikte gittik. Ancak kitlenin geneline baktığımda, "görüntü" yaratmak için değil de gerçekten dinlemek için giden insanların ağırlıkta olduğunu gördüm.
26 yaşındaki Nicholas James Murphy - sahne adıyla Chet Faker, boğazına kadar iliklediği sade beyaz bir gömlekle tek başına sahneye çıkıp, binlerce kişinin doldurduğu kocaman alanda soul ve dub-step tabanlı minimal parçalarını “tek kişilik dev kadro” havasında seslendirmeye başladığı anda da kafamda bu cümle yankılandı “Less is more işte canım, fazla kurcalamana gerek yok”.
Bazı parçalarda sahneye çıkıp kendisine eşlik eden davulcu ve gitaristiyle ama genelde tek olarak; “Drop the Game”, "To Me" gibi sevilen parçalarını hakkını vererek seslendiren Chet Faker bir ara “İçinizde yalnız olanlar ellerini kaldırsın” diye bir giriş yaptı. Sonra “Şimdi de sevgilisi olanlar ellerini kaldırsın” dedikten sonra “Açık ilişkide olanlar da ellerini kaldırsın” diye sormayı da unutmadı. Tüm eller kalktıktan sonra o mükemmel Jeff Buckley cover’ını söylemeye başladığında kalbime ufak iğneler batıyormuş gibi hissettim; “I Want Someone Badly”.
İtiraf etmem gerek, eğlenme odaklı gittiğim bir yerde duygulandırılmak ve ağlayacak gibi durmak beni sinirlendirir. James Murphy de, “Ooh I wanna know” dedikçe içimden biraz sövmüş olabilirim. Hatta dans ettirip ettirip arada aniden duygusala bağlaması sonucunda kollarımı önümde bağlamış önüme bakarken “Talk Is Cheap”i dinlemeden gitmeye niyetlenmiştim ki konsere beraber gittiğim neşeli insan tipimle dalga geçip beni güldürdü ve kendime geldim.
Sonuçta neşeli bir şekilde biten konser sonrası yeterince eğlenmediğim hissine kapılıp, soluğu Cue İstiklal’de çalmakta olan İsviçreli elektronik müzik ikilisi Animal Trainer’ın önünde aldım.
Konuya “Less is more” dan girip “Yetmedi, yetmiyor” diye bitirmek yeterince ironik olduğuna göre açıklamakta fayda var; kulaklarım minimal soundlara yönelse de hayatı minimalleştirecek kadar yorulmadım!