Deniz kokulu bir zaman yolculuğu!
Bu sergiyi kaçırmamak için tam 9 gününüz kaldı. Salt Beyoğlu'nda yer alan "YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi" sergisi sizi deniz kokulu bir zaman yolculuğuna davet ediyor
Özge Mine SARIÇAM / HABERTURK.COM
osaricam@haberturk.com
Sert bir kışa girmek üzere olduğumuz şu son ayda ve Kasım’ın güneşli yüzünü gösterdiği bir günde moda girmekte fazla zorlanmayarak, yazmakta biraz geç kaldığım ancak 16 Kasım’a kadar sürecek olan bir sergiden bahsedeceğim size.
1980’lerden itibaren Türkiye’nin orta hâlli aileleri arasında bir tatil biçimi olarak modalaşan yazlık kavramını, kıyı bölgelerindeki değişimi gözlemleyerek sunan “YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi” müstakil evlerden sitelere, Türkiye kıyılarındaki yazlık ortamına dair oldukça detaylı bir araştırma. 5 Eylül’de SALT Beyoğlu’nda Kalebodur’un desteğiyle açılan sergiye Garanti Mortgage da uluslararası bir film seçkisinden oluşan “Bugün Günlerden Ne?” adlı ücretsiz gösterim programıyla destek veriyor. Sonuncu film 13 Kasım saat 19.00’da Yılmaz Güney’in “Arkadaş”ı.
Sergiyi birlikte gezdiğimiz SALT Araştırma ve Programlar Yöneticisi Meriç Öner'in yürütücülüğünde hazırlanmış “YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi” bir sergiden çok zaman tüneli hissiyatı veriyor. İstanbul ve Türkiye’nin diğer yazlıkçı şehirlerinden fotoğraflar, ünlü yazarların yazlık kültürü üzerine yazıları, yazlıkçılardan alınmış sandalye vb. objeler ve videolarla süslenmiş, Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze kadar uzanan bu yazlıkçı tarihi, İstiklal Caddesi’nin kalabalığında itile kakıla ulaştığım Salt Beyoğlu’nun içinde bir nefes alma durağı haline geliyor.
İçeri adımımı atar atmaz salonun ortasındaki salıncak gözüme çarpıyor. Ve tabii duvarlardaki yazlıkçı fotoğrafları. Ve aniden çocukluğuma dönüyorum; ailecek gittiğiz Gökçeada’ya, Yalova’daki tatil beldesinde geçirdiğimiz mutlu yaza, herkesin şimdikinden çok daha fazla mutlu olduğu, neşeli ve tasasız zamanlara… Ne oldu da bu kadar gergin bir ülke haline geldik, neden çevremdeki hiçbir insan eskiden olduğu kadar neşeli değil diye düşünüyorum.
Serginin duvarlarında yazıları bulunan Refik Halid Karay’ın İstanbul’da mesken sıkıntısı çektiklerine dair yazdıkları takılıyor gözüme. “Yazlıkçılar evleri alıp kışın boş bırakıyor, biz yerli İstanbullulara kalacak yer kalmıyor” diyor Karay. Ne komik, şimdi istemediğimiz kadar binaya boğulmuş durumdayız. Üstelik artık o kadar kalabalığız ki yolda yürümekte bile zorlanıyor, nefes almak için ilk fırsatta şehir dışına çıkmaya çalışıyoruz. Betonlaştıkça geriliyoruz. Doğa ve yeşilin insan psikolojisi üzerindeki sakinleştirici etkisini göz ardı ediyoruz.
İşimize gelince örnek vermekten pek hoşlandığımız “gelişmiş ülkeler”den Amerika, New York’ta da istemeyeceğiniz kadar bina, alışveriş merkezi, dev gökdelenler var, evet. Ama şehrin göbeğindeki devasa Central Park, plazadan çıkıp ayaklarınızı çimlere basabileceğiniz bir kaçış imkanı sunuyor. Çok da zor değil az da olsa “insan”ı düşünmek. Gelişmek robotlaşmak olmamalı…Tabii konuyu dağıtmadan yeniden “kıyı”lara çekmekte fayda var.
Meriç Öner’e serginin insanlarda hangi duyguları uyandırdığını düşündüklerini soruyorum…
Meriç Öner; “ Sergiyi kurgularken duygular üzerine çalışmadık. Amacımız kıyının ev düşkünlüğümüz neticesinde nasıl kullanıldığını anlamak ve aktarmaktı. Seçilen belgeler, görseller, anekdotlar, metinler, mimari projeler 1990'lar dahil son iki yüzyılın incelenmesine vesile olsun diye derlendiler. Bize ulaşan tepkiler izleyicilerin bireysel ilgilerine göre değişiyor. Mimarlık ve tasarım alanlarında çalışma yürütenler derlememizin bu alana olan katkısını vurguladılar. Kendileri yazlık sahibi olanlar bizzat yaşadıkları kimi değişimleri paylaştılar. Genel izlenimim tarihsel süreklilikteki anlatımın ilgi çektiği yönünde. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki adetlerin, Ankaralıların ilk yazlık konut yapımlarındaki etkin bir rol oynadığının, İstanbul'un 1950'lere kadar ilelebet bir sayfiye şehri olarak hayal edilmesinin, günümüze kalmayan kimi mimari projelerin ve farklı inceliklerin bir arada ele alınması yazlık yapısına toplumsal ve kültürel bir çerçeve getirdi. Serginin içeriği çoğaltılabilir. Detaylı yerel incelemeler çok daha fazla sayıda benzer ve farklı hikayeler çıkartacaktır. Biz asıl malzemenin aile arşivlerinde ve albümlerde olduğunu söylüyorduk. Sergiyi inceleyenlerin de çok farklı yorumları; zihinlerinde ekledikleri, çıkardıkları olduğunu tahmin ediyorum. Bunun da sergiye karşı bir yakınlık duyulmasına vesile olmasını olumlu karşılıyorum. Ciddi ve temelli bir araştırma yürütülmüş olmasına karşın bu bize erişilmez bir uzmanlık rütbesi vermemeli kanımca. Bir çoklu sohbet ortamı sağlamalı. Sergi herhangi bir duyguyu uyarmak için yola çıkmadıysa da bir sohbete aracı olmak amacıyla bu şekilde biçimlendi. İletişime açıklık içeriğin yerleşmesine, şekillenmesine ilke oluyor” diye açıklıyor.
YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi kapsamında mimari, hukuki ve edebî kaynaklar temelinde yürütülen araştırmalar, yazılı belge, çizim, fotoğraf, film, maket ve mobilyadan oluşan çeşitli malzemeyle sergiye aktarılmış. SALT Araştırma başta olmak üzere çok sayıda kurum arşivinden derlenen içerik, aile arşivlerinden seçkiler, güncel saha araştırmaları ve sanatçı işleriyle desteklenmiş.
Refik Halid Karay, 08.02.1946 tarihinde yazdığı “Otel ve Ev” yazısında İstanbul’daki yazlıkçılar nedeniyle ev bulmanın zorlaştığından bahsederek belediyeye önerilerde bulunuyor. Ancak bu yazısı 1946’dan 2014’e İstanbul’un nasıl büyük bir değişim geçirmiş olduğunu da gülümseterek gözler önüne seriyor. Nüfusça bir fazlalık bulunmadığından bahsetmiş… O günleri görmek isterdim.
“Otel ve Ev”
“İstanbul şimdilik bir seyyah şehri değildir. Nasıl olabilir ki bin bir noksanından başka kendi ahalisine bile yetişecek evi yoktur. Ev neden yoktur? Nüfusça bir fazlalık bulunmadığı son sayımda meydana çıktı. Yeni yapılan binalar ise yangın ve imar dolayısı ile eksilenlerden kat kat ziyadedir. O halde mesken buhranının sebebi nedir? Bir okuyucumun yazdığı gibi buhranın belli başlı bir sebebi de yaz mevsimini geçirmek üzere şehrimize gelen diğer vilayetler zenginlerinin bulabildikleri evleri yıllık kiralamaları ve dört aya karşı sekiz ay bunları kapalı tutmalarıdır. Eğer bir nüfus sayımı da mesela temmuzda yapılsa yazla sonbahar arasında büyük bir fark olduğunu iyice anlardık. Yani İstanbulu ev darlığında bırakan gerçek nüfusu ekim veya kasım ayında değil, yazın meydana çıkar.
Demek ki İstanbul bir seyyah şehri olmamakla beraber muhakkak ki bütün Anadolu zenginlerine ve Ankaradaki memur sınıfı çoğunluğuna yazlık vazifesi gören bir şehirdir ve bu vasfını daima muhafaza edecektir. Zira yurtta pek güzel yerler, yaylalar, ormanlar, dağlar varsa da hiçbiri ne İstanbul kadar mamurdur, ne de çeşitli manzaraları, eğlenceleri, zevkleri bir araya toplayabilimiştir. O halde bir belediyeci gözüyle İstanbula bir yaz şehri, sayfiye yeri diye bakmak, o bakımdan da bazı tedbirler almak lazım gelir. Biz henüz iç memleketimizin yaz misafirlerini bile barındıracak vaziyette değiliz. Mesken buhranını onlar yüzünden çekiyoruz.
Şu var ki halkımız oteli, otel yemeğini ve etiketini sevmez; çoğumuz hususi evleri tercih ederiz. O halde mesken buhranına uğramış olan İstanbul otel kadar, otelden önce mobilyalı seri evlere muhtaçtır. Yabancılar için büyük turistik oteller yapmaya hazırlanan resmi ve hususi teşekküllerin bir de bu ciheti, bunu düşünmeleri icap etmez mi?”
Refik Halid Karay, 24.04.1944 tarihli yazısında da “Yazlığa Gitmeyenlerin Psikolojisi”ni o denli güzel betimlemiş ki, üzerine tek kelime dahi eklemeye gerek kalmıyor. Karay, yazlığa gidenlerin ardından İstanbul’da kalan yerli halkın nasıl bir psikoloji içinde olduğunu şu cümlelerle dile getiriyor…
“Yazlığa gidenlerin kalabalığından kurtulan asıl İstanbul bir ay sonra ferahlayacak, içinde kalanlara safra atmış bir balon gibi yükselmiş, bulut tabakalarından kurtulmuş hissini verecek. Parisin tiryakisi olan halk da yazı beklerler ve tenhalaşan şehrin yazın birkaç misli daha güzelleştiğini, büsbütün Parisleştiğini ileri sürerler. Gerçekten öyledir, büyük şehirlerin yazlık hallerinde ayrı bir hoşluk, bir kendini buluş, kendine geliş, başını dinleyiş, bir nekahete giriş benzerliği vardır. Hele akşam üstleri, köylere gideceklerin eli ayağı çekildikten, telaşları dindikten, vapurlar dumanlarını ve duman kadar taşkın yolcularını sürüyüp götürdükten sonra boş kalan İstanbulun kubbesinde sesler-cemaati dağılmış bir selatin camide gibi- daha akisli olur, çın çın öter; ışıklar daha parlak görünür, her tarafta genişlik ve ferahlık duyulur. Şehir sinirlerine, bir misafir baskınını savmış ev sahibinin yoğun rahatlığı yayılır.
Sokaklarda insanları teker teker görebilirsiniz; kimse tarafından kakılmadan vitrinleri uzun uzun seyredebilirsiniz; o zamana kadar farkına varmadığınız birçok şeylerle oyalanabilirsiniz; semtteki esnafla lafa dalarsınız. En mühim nokta şehirle aranızda bir benimseme hasıl olmasıdır; buna bir “benimseşme” de diyebiliriz. Karşılıklı anlaşma, birbirini yakından tanıma, kanı kanına kaynaşma, benlikleri birleştirme. Adeta o size “benim vefalı, sadık hemşerim!” der; siz de ona” ayrılamadığım sevgili!” diye hitap edersiniz. …
Yazlığa gitmeyenlerin arasında sınıf farkı da hemen hemen kalkar; gidenler aleyhinde birleşme başlar. Köşedeki aktar cıgara alırken size teselli olarak “Bu yaz havalar pek serin gidiyor” der; aynı içtimai seviyede bulunanların kibirsizliğiyle gülümsersiniz ve bu aktarı yazlığa gitmiş dostlardan fazla kendinize yakın bulursunuz.”
Araştırma: SALT / Meriç Öner ile Alper Kurbak, Bahar Akgün, Dilşad Aladağ, Aslı Can, Melodi Dilan Gülbaba, Begüm Hamzaoğlu, Vasıf Kortun, Lorans Tanatar Baruh
Tasarım: PATTU
Saha Tespitleri: whatabout / Atıl Aggündüz ile Dilşad Aladağ, Emirhan Altuner, Hayriye Avcı, Emine Mine Bora, Beste Çakır, Merve Dokumacı, Melodi Dilan Gülbaba, Serli Hobikoğlu, Cansu Kaçar, Meriç Musaoğlu, Öygü Özkurt, Esin Uçkun, Asya Ece Uzmay, Emre Üngör, Sena Yıldız, Yeşim Yılmaz
Katkılar: Ekin Özbiçer, Ege Berensel, Cengiz Tanç, Simge Hough ve Burcu Kütükçüoğlu, Dilşad Anıl ve Özlem Tıpırdamaz
Mimari Maket: Doty / Ömer Talha Yağcı, Dilan Çelik; Duran Taşdemir
Çeviriler: Michael D. Sheridan, R. Aslıhan Aksoy-Sheridan
Arşivler: SALT Araştırma, Mimarlar Odası Arkitekt Veritabanı, Ağa Han Mimarlık Ödülleri Vakfı, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, TBMM Arşivi, İBB Atatürk Kitaplığı, Milli Kütüphane