'Dünyaya Düşen Adam'ın kız kardeşi
"Under The Skin"in ilk eleştirisi HABERTÜRK'te! Kerem Akça, Scarlett Johansson'un da katıldığı Kanada prömiyerinde izledi…
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Anti-uzaylı istilası filmi olarak anılabilecek “Under The Skin”, alt türe ait bütün emperyalist tabloyu yerle bir ediyor. “Uçan Dairenin Esrarı” ve “Dünyaya Düşen Adam”ın peşine takılarak ‘insan kılığındaki uzaylı’nın halkın arasına sızmasını dinginlikle, ‘sosyalist bilimkurgu’ damarıyla ele alıyor. Ancak bunu cinsel yozlaşmanın zirve yaptığı erkek egemen bir İngiliz şehrinde, Soğuk Savaş’ın casusluk kavramını kimliksizlik ve kirlilikle canlandırıp ‘60’lar Doğu Bloku ülkeleri mizanseni’ne malzeme ediyor. Jonathan Glazer, dengeli elektronik müzikten, sabit açılardan, grinin tonlarından, uzun planlardan ve sessizlikten güç alırken, filme yalın ama paranoyak bir yaklaşım yüklüyor. Hiçbir şekilde geleneksel bilimkurgu filmlerinin yanına yanaşmadan kendi sanatını uygularken keskin bir komünizm eleştirisi de yapıyor. “Under The Skin”i yönetmen Jonathan Glazer’ın yanı sıra Scarlett Johansson’un da katıldığı 38. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde düzenlenen Kanada prömiyerinde seyrettim.
Uzaylı istilası filmlerinin bizi alıştırdığı tablo genelde basittir. Öncelikle günün siyasi konjonktürüne uygun bir ayrım yapılır. Eğer söz konusu Hollywood ise karşı taraf, o zamanın düşmanına göre köşeli bir tanıma sokulur. İstisnalar kaideyi bozmadıkça emperyalist, ırkçı ve militarist bir söylem bu yoldan gelir. Son dönemde de 11 Eylül ve Irak Savaşı sonrasında benzer bir tablo var. Bir bakıma Soğuk Savaş ve Nükleer Savaş dönemindeki komünizm ve füze tehdidinin yerini Ortadoğu tehdidi almış durumda.
Uzaylı istilası filmlerinin ‘insan kılığındaki uzaylı filmi’ alt-alt türüne mensup
Ama “Yasak Bölge 9” (“District 9”, 2009), “Gezegen 51” (“Planet 51”, 2009) gibi bu konuda fark yaratma hedefindeki eserleri de unutmayalım. Jonathan Glazer ise ‘video klip-reklam’ arka planını “Seksi Hayvan” (“Sexy Beast”, 2001) ve “Birth”ten (2004) sonra burada daha usturuplu bir şekilde kullanıyor. Bunlardan birincisinin İngiliz kara komedisi, ikincisinin reenkarnasyon odaklı gizem filmi yaklaşımının ardından bu sefer soluğu bilimkurgunun kenarında alıyor. Bir anlamda da ortadaki ‘Hitchcock’laşma’ arzusunun bayağılaşması halihazırdaki tabana aşılanmıyor.
Scarlett Johansson’un uzaydan gelip insan kılığına girmesiyle birlikte de olanlar oluyor. Aslında uzaylı istilası filminde farklı eğilimler, uygulamalar, alışkanlıklar var. Bunlar zamanla furyaya dönüştü. ‘İnsan kılığındaki uzaylı’ ya da ‘insanın içine giren uzaylı’ da bu kollardan biri. “Under The Skin”, işte bu alt-alt türe dahil oluyor. Ancak bunu yaparken aslında günümüze uygun bir sinematografik yaklaşım belirlemek veya atmosfer kurmak için hiç ama hiç çabalamıyor.
Soğuk Savaş paranoyası, cinsel tehdit, sessizlik ve cüretkarlıkla sarılıyor
Hedefini komünizm, atom bombası tehlikesi ya da nükleer füze krizlerinin orta yerinde kalmış bir Doğu Bloku ya da Demir Perde ülkesi tasarlamak olarak belirliyor. İngiltere gibi gözüken mekan, bu ‘ara kıta’ya taşınmayı böylesi bir siyasi damar için kullanıyor. Cinsel tehdidi de bu tabandan paranoyak bir duyguyla sararak, Soğuk Savaş casusluğu üzerinden kirlilik, soğukluk, bitkin insanlar, harap olmuş binalar ve yalnızlık buluyor. “Utanç Duvarında Casusluk”ta (“The Spy Who Came in from the Cold”, 1965) Alec Leamas’ın Doğu Almanya’ya yollanmasıyla yaşadığı duyguyu devreye sokmuş gibi yapıyor. Açılış karesiyle “2001: Uzay Yolu Macerası” (“2001: A Space Odyssey”, 1968) destansı ve hipnotik durumuna yanaşırken bunun devamında sanki modern sanat müzesinden fırlamış ‘karanlık, ışıksız erkeğe ders verme sahneleri’ fütürizmin dengesini belirliyor. Bu kimlik arayışının geldiği nokta, sessizlikle, sabit açılarla ve grinin tonlarıyla sarılı bir komünizm coğrafyasına açılıyor.
Muhbir, casus olarak konumlanan Laura, yanına aldığı erkekleri bir yere götürüp onları yok ekmekle görevli. Lafın özü kadını mal olarak gören bir topluma haddini bildirmek, ataerkil düzene tokat atmak istiyor. Bir bakıma da erkek liderlerin faşizme, otoriteye, komünizme sürüklediği dünyaya karşı bir isyan başlatıyor. Bunu yapma sebebi de aslında işin ucunu, kimliksizlik ve siyasi tehlikeye kadar götürüyor. Uzaylı, gerçek İngilizler derken karşımıza hiççilikte sınır tanımayan bir sosyalist bilimkurgu örneği çıkıyor. Özellikle 60’lı 70’li yıllarda Doğu Avrupa ülkelerine de sızan bu alt tür burada ‘uzaylı istilası’ tanımı üzerinden ‘insan/öteki’ ayrımını tanımlıyor. Bir anlamda Hollywood’un geleneğini tersine çevirip, melez bir bireyin mücadelesini öne çıkarıyor.
“Uçan Dairelerin Esrarı” ve “Dünyaya Düşen Adam” ile arkabalık bağları kuvvetli
Grinin tonlarının sabit çerçevelerle sarılması, Scarllett’in seksiliğiyle de bir anlam kazanıyor. Teşhirciliğinin kadın manyaklığını bir hastalığa dönüştüğünü anlatırken, aynı zamanda da erkeklerin deformasyonlu gözükmesi Demir Perde ülkelerindeki gidişatın tehlikesine dikkat çekiyor. Aralarda kaybolan karakter, bir röntgencilikle sarılıyor. Gerillaya yakın stil minimalizme yaklaşırken büyük oranda 2008’de bir yeniden çevrim veren “Uçan Dairelerin Esrarı”nın (“The Day the Earth Stood Still”, 1951) uzaylıya yaklaşırken kullandığı siyah-beyaz çizgilerini akla getirirken eser, çok yakın plan-gögüs plan arasında gidip gelen çekim ölçekleriyle bu duruşu sarıyor.
Oradaki Michael Rennie nazarındaki Klaatu’nun dönüşümü, Roeg’un “Dünyaya Düşen Adam”ında (“The Man Who Fell to Earth”, 1976) da biraz eşcinsel kimlikle uygulanması burada kadınla yer değiştiriyor. O eserde yalnızlığı öne çıkarıp, özgürlük gayesine odaklanan tavır daha bir öne çıkıyor. 68 ruhu ise biraz daha siyasi bir sürece malzeme ediliyor. Yukarıdan çıkıp gelen bu tiplemenin ne aksiyon yüklü sahnelerle kovalandığı, ne askeri darbeye yol açtığını, ne de yediden yetmişe izlenen aile filmleri için dostluk aşıladığını görebiliyoruz. Aksine dinginlik bir Doğu Bloku şehrinin çıkışsızlığına, siyasi dayatmalarına uzanırken, Tarkovsky’nin ses ve görüntü paletiyle yaptıklarını bilimkurgu nazarında akla getiriyor. Böylece “Daft Punk’s Electroma”nın (2006) alanda ‘elektronik müzik’i uzun metraja yaymayı denerken, bir uzaylı istilası belgeseline ya da 75 dakikalık bir video klibe çevirmesi bir profesyonellik kazanıyor.
Abartılan cinsellik oranı, psikolojik ve ekonomik uçuruma dikkat çekiyor
Elbette bu noktada komünist Sovyetler Birliği üzerine şekillenen “Branded” (2012) gibi bir B filminin üstüne gelmesi sevindirici filmin. Soğuk Savaş periyodunun esaslarının günümüzde bir ‘ara öğün’e dönüştüğünü de böylece bir kez daha açığa çıkıyor. Glazer’ın elektronik müziği, üflemeli, yaylı çalgılarla ve davulla süslemesi yabancılaşmayı anlamlandırıyor. Aralara giren erkekleri suyun altına sokup yukarıda yürüyen karakterin gücü de böyle açığa çıkıyor.
Buradaki karanlık, ışıksız ve gölgelerden beslenen tablo filmin aynasına dönüşüyor. Döküntü şehir tablosu, büyük oranda kapitalizm, komünizm, faşizm gibi rejimleri ya da kafa yapılarını eleştirmeye yarıyor. “Under The Skin”, bedenin altında yatan kimlik arayışına, paranoyaya dikkat çekerken 70’lerin Vietnam ve Soğuk Savaş dokusunu içeren Amerikan bilimkurguları ile 40’ların siyah-beyaz dokusu arasında tadına doyum olmaz bir köprü kuruyormuş gibi gözüküyor görünürde. Ancak esasen Doğu Bloku sosyalist bilimkurgusu tabanı adına buna benzer bir yaklaşımı canlandırıyor. Böylece Johansson, sanki Barbara Stanwyck-Sharon Stone arasından bilimkurgu tanımına ‘femme fatale’ olarak girmiş izlenimi yaratırken, bu durumu mizansen niyetine kullanıma açıyor. Bunu da Tarkovsky’e yakın bir yönetmenin eline veriyor izlenimi bırakıyor.
Ama esasen “Dünyaya Düşen Adam”ın benzer yapısını uygulama inceliğini siyasi bir yaklaşıma kavuşturuyor. Film David Bowie’nin canlandırdığı o çekici karaktere, politik duyarlılığı olan bir kız kardeş buluyor. Bu noktada da dışarıdan gelen tehdit, öteki gibi tanımlarla ilgili yorumlarıyla kayda değer bir işe dönüşüyor. Sovyet Birliği’nin komünist rejimini eleştiri yağmuruna tutarken Soğuk Savaş’ın demokrasiyi yok ettiğini anlatmaya çabalıyor. Cüretkar bir Johansson’un cinselliğin sadece bir misyon haline geldiği düzende yaptıkları da aslında insanoğlunun sömürülmesinin, ekonomik ve psikolojik uçuruma sürüklenmesinin bir tez çalışması niteliğinde.
FİLMİN NOTU: 7
Künye:
Under The Skin
Yönetmen: Jonathan Glazer
Oyuncular: Scarlett Johansson, Paul Brannigan, Jessica Mance
Süre: 108 dk.
Yapım yılı: 2013