Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Geceler tekinsiz ve tehlikelidir

        ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com

        Başarılı oyunculuğuyla ne Altın Küre’de, ne de Oscar’da umduğunu bulamayan Jake Gyllenhaal, son filmi “Nightcrawler” ile bir hayli ilgi odağı olmuştu. Ama maalesef sonuç istediğimiz gibi gelişmedi. Şu ana kadar belki de en yüksek performansını gösteren Gyllenhaal’ın hakkı yendi. Bu, film için de geçerli! Gayet açık ve sade bir film olan “Nightcrawler” ders veren diyaloglarıyla seyirciyi düşünmeye itiyor ve televizyon gazeteciliği üzerine bazı ciddi söylemlerde bulunuyor. İş dünyasında-özellikle de televizyon haberciliği- bazı değişikliklerin yapılması konusunda hassas görüşlere sahip yönetmen-yazar Gilroy, kendinize olan özgüveninizin tam olmasını ön görüyor. Derinlerde bir yerde asla adım atmaktan korkmayın mesajı çıkıyor.

        Jake Gyllenhaal’ın Oscar’lık bir performans gösterdiği Dan Gilroy filmi Nightcrawler, bize şunu soruyor: Televizyon şiddet içerikli görüntüleri göstermek zorunda mı?

        Bu zaten son zamanlarda çok tartışılan bir konu… Gittikçe çoğalan sosyal ağlar ve yeni medya; televizyonla ilintili olarak birtakım değişikliklere maruz kaldı. Artık televizyonda şiddetle ilgili görüntüler tiraj yapmaya başladı, bu da in san doğasının şiddetle iç içe olduğunun göstergesi. Hunharca işlenen bir cinayetin tüm ayrıntılarını olduğu gibi televizyon kanalında haber olarak gösterirseniz, o zaman tiraj korkusu yaşamazsınız çünkü o haber izlenir.

        Tüm bunları filme abartıya kaçmadan aktaran yönetmen Gilroy, gece yarısı sokaklarda aylak aylak gezinen ve kafası çok iyi çalışan Louis’in, kendini televizyon işinde bulmasını merceğe alıyor. Hangi insan sokaklarda gezinerek cinayet olaylarını kayda almak ister ki? Önce basit bir video kamerayla, kimsenin yakından çekmeyi başaramadığı bir cinayet olayını kayda alıp kanala gidiyor, kanal da görüntüyü satın alıyor ve macera bu şekilde başlamış oluyor. Kanal direktörü serbest olarak kendisiyle çalışmasını istiyor. Yapacağı tek şey kanlı olayları kayda almak… Aslında bu işin kuralı korkusuz olmak tabi bir de sonuna kadar diretmek!

        BEDEL ÖDEMEDEN BAŞARI GELMEZ

        Küçüklüğünden beri her şeyi araştıran Louis, kendini sürekli yenileyip zekâsını doğru bir şekilde kullanıyor, bu da ona çok para olarak geri dönüyor. Zekânı iyi kullan para da altın gibi yağsın öyle değil mi? Bunu biraz açalım. Bir insanın başarı basamaklarını çıkabilmesi için, diretip kendini ifade etmesi gerekiyor. Hangimiz bunu yapıyoruz ki? Sınır tanımamak çok güzel gerçekten... Eğer bir işi istiyorsak sonuna kadar gitmeliyiz, önünde sonunda farkımız anlaşılacaktır, eğer işimizde çok iyiysek tabi... Bedel ödemeden başarı gelmez ki... Şu da var tabi; eğer bir insan kendinden eminse başarı zaten gelir, ama bazen direnç kırmak da önemli. Azim ve sabrı da unutmayalım!

        Bunu film boyunca uygulayan Louis, ideallerinin peşinden koşarak, dur durak bilmeden yükselmenin yollarını arıyor, bu da biraz gözetleme tekniğini doğru kullanıyor oluşundan ötürü kaynaklanıyor. Karşımızda ibretlik bir film var! Bu kadar yetenekli bir karaktere olumsuz özellik ekleyen Gilroy, onu sosyopat olarak tanımlıyor. Eğer olumsuz özelliği perdeye yansıtılmasaydı hikâye çok tekdüze kalırdı. Aslında hikâyeyi tamamlayan başlıca etmen, genç çocuğun kanal direktörüne iş hakkında verdiği okkalı ders! Düşünsenize bu şekilde patronunuza kafa tuttuğunuzu, çoğu insan bunu yapamaz bile. Bu nasıl cesarettir? Bunun altında yatan şu: gerçek ve doğru bilgi… Bazen kendinizi göstermek için cesur olup bilginizi konuşturmanız gerekebilir, bunu da saygı çerçevesinde yaparsanız farklı sonuçlar elde edebilirsiniz. Megaloman bir karaktere bürünüp patronunuzun karşısına çıkmayın da!

        SANKİ BİR MATEMATİK DENKLEMİ

        Louis üzerinden yozlaşan medya araçlarına gönderme yapan Gilroy, içinde bulunduğumuz yapının gitgide çöktüğünü belirtiyor. Medyanın eski medya olmadığını vurgulayan Gilroy, toplumun şiddet içerikli olaylara karşı ilgi duyduğunu ve bu nedenden ötürü şiddetin yanı başımızda olduğunu hiç çekinmeden film karelerine yansıtıyor. Karakter ile yozlaşmayı ilişkilendiren film, gerçekleri çarpıtmadan olduğu gibi perdeye yaftalıyor ki, burnumuzun dibindeki sorunları görebilelim. Karakterin tüm dünyası işiyle kurduğu bağlantı… Yanlış giden bazı sorunları, kendi yöntemlerine göre çözmeye çalışan karakter, önceki deneyimlerini kullanarak bir insanın nasıl kendini ortaya koyabileceğini gösteriyor. Karakter sanki matematik denklemi yaparmışçasına, sistematik bir şekilde televizyon kanalının yönetimine müdahale ediyor. İşinin ehli olmak demek böyle bir şey… Eğitim alanların, alaylılara oranla daha çok başarıya ulaştıklarından söz edilir, ama bu doğru değildir. Buradaki durum bunun tersini kanıtlıyor.

        Amaca giden yolların birer birer açılmasını sağlayan karakterin soğukkanlı oluşundan tutun da, sınır tanımamasına kadar, her şey muhteşem bir sinema diliyle aktarılırken, insanı duygulardan yoksun oluşunun üzerinde durulması ise hikâyenin sert tarafını ortaya koyuyor. Karakterin mimikleri ve hareketleri ile psikolojik değerlendirme testi yapan film, insanların para kazanmaları adına, yasakları bile deldiklerini, hatta bazen yalnızca para odaklı düşündüklerini dile getirerek, kapitalizmin ağırlığını ele alıyor.

        KAPİTALİZM İÇİNDE KAPİTALİZM

        Farklı bir okumayla; yer yer kapitalizme dem vuran film, çok para kazanmak için insanların yaptıkları türlü türlü numaraları hikâyenin merceğine alarak, ahlak değerlerinin silindiğini ve hırs duygusunun kuvvetlendiğini göz önüne seriyor. Bunun da ötesinde; canavarlaşmış yaşam biçimine ayna tutuyor. Ne empati var, ne de etik kurallar! Kapitalizm içinde kapitalizmin anlatıldığından rahatça söz edebiliriz. Çünkü para kazanmaya gözü doymayan insanlara muazzam bir ders veriyor film. B tipi havasında ilerleyen film, yukarıda da bahsettiğimiz üzere karakterin sosyopatlığını bu şekilde inceliyor. Karakterin yalnız iş yapmasını ve çevresini hiçe saymasına nasıl bir açıklama buluruz, bilemiyoruz. İş konusunda kimseye güvenmediğini belirtmekte fayda var. Buradan hareketle; tekinsiz bir ortam yaratan Gilroy, sarı ve kahverengi görüntülerin hâkim olduğu görsellerle hikâyenin ürkütücü yanını güçlendiriyor.

        Geldik teknik detaylara… $8.500.000 gibi az bir bütçeyle ve 2.35: 1 teknik formatla çok yaratıcı bir film yapan Gilroy’un, hikâyede kusursuz görüntüler yakalamasının yanında çektiği görüntülerin net oluşu, başarılı bir iş ortaya çıkardığının resmi. Tüm şehri mekân olarak kullanan Gilroy, kovalamaca sahneleri ve gece çekimlerinin pürüzsüzlüğü ile ilk filmini bir şahesere dönüştürüyor. Lakin ilk filmi olduğuna inanmak istemiyoruz, çünkü her şey fazlasıyla tutarlı. Hikâye anlatımı, karakter gelişimi, görsel anlatım biçemi, aksiyon ve gerilim dolu sahneleriyle filmin bütünlüğünü koruyor, hem de araya bazı ironik sahneleri koymayı ihmal etmeden… Modern klasik olarak tanımladığımız film, minimal manevralarla hikâyeye yeni anlamlar yüklemeden gerçeklerin bu yolla anlatılmasını doğru bulduğu için, bireysel çıkarların ve hazların daha iyi anlaşılmasına yardımcı oluyor.

        Netice itibariyle; tek dişi kalmış çarpık medyanın hikâyedeki konumunu, göz önünde bulundururken, filmin bizi objektif olamadığımız için, eleştirmesi gerçekten yerli yerinde bir karar. Bir işi elde etmek için, ahlak ve etik değerleri çiğnemememiz gerektiğini savunan film, bir insanın yalnızca hırsını ve egosunu ortaya koyarak hareket etmemesi gerektiğine ışık yakarak, prensiplerimizi ona göre belirlememizin yararımıza olduğunun altını çiziyor. Eğer stratejinizi iyi belirlerseniz Louis gibi verimli sonuçlar elde edebilirsiniz, ama Louis gibi fazla iddialı olmak, bazen lehimize sonuçlanmayabilir. Medyayı ve kapitalizmi tek bir karakter üzerinden işleyen filmin, en önemli görevi yapıcı oluşu… Bir atıf örneği ile karşı karşıyayız.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ