Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Özge Mine SARIÇAM / HABERTURK.COM

        osaricam@haberturk.com

        "Beden ve ruh bir bütün ise, sanırım insanı en iyi yazacak olan da bir cerrah olacaktır diye düşünüyorum" diyor cerrahi uzmanı yazar Mehmet Emin Güneş...

        İlk kitabı "İkra"yı 2012'de çıkardıktan sonraki sene "İstanbul Seni Affediyorum" ile adından söz ettirmeye devam eden üretken cerrah-yazar Dr. Mehmet Emin Güneş, son kitabı "İnsan Kokusu" ile yine raflardaki yerini aldı. Her romanında bir sosyal olguya değinen Güneş, İnsan Kokusu'nda da uyuşturucu bağımlısı sokak çocuğu Mustafa ile bir avukatın dostluğunu anlatıyor.

        Kitabın geliri "Uyuşma, Yaşa, Yaşat" projesi kapsamında Umut Çocukları Derneği'ne bağışlanacak. Yani aldığınız her kitap bir sokak çocuğuna yardım edebilir. Biz de bu vesileyle yazarla kısa bir söyleşi yaptık. Güneş "Bu çocuklardan birinin hayatına dokundum, şimdi okuyor ve çalışıyor" diye açıklıyor.

        18 Ocak Pazar günü Balat Kültür Evi'nde saat 12.00'de imza günü ve söyleşi düzenleyecek olan cerrah-yazar, sizleri de bekliyor.

        "NE ZAMAN HASTA İNİLİTİYLE UYANMAYA BAŞLIYOR, O ZAMAN ANLIYORSUNUZ Kİ O BEDENDE BİR CAN VAR"

        Bu 3. kitabınız. Bir yandan doktorluk yaparken diğer yandan bu kadar yazmaya ve düşünmeye nasıl zaman yaratıyorsunuz?

        Ben genel cerrahi uzmanıyım. Kanser cerrahisi, meme ve tiroid cerrahisi özel ilgi alanım. Cerrahlık gerçekten zor ve stresli ancak benim için bir o kadar da keyifli. Ameliyathanede olmayı çok seviyorum. Biz cerrahlar için ameliyathane kutsal bir mekan gibidir. 1-2 haftalık izinde dahi ameliyathaneyi özleriz. Hekimlik ve cerrahlık aynı zamanda iyi bir gözlemci olmayı gerektirir. Bazen bu gözlemler size hayata başka bir pencereden bakmayı gösteriyor. Uzun süren hekimlik ve cerrahlık hayatınızda öyle bir an geliyor ki anestezi altında masada yatan hastaya baktığınızda sadece bir bedeni değil, onun ötesini görüyorsunuz. Anestezi ile uyuyan hasta bir beden, sizde cerrah olarak o bedenin arızalı yerini onarıyorsunuz. Ancak ne zaman ki ameliyat bitiyıor, hasta inilti ile uyanmaya başlıyor, işte o zaman anlıyorsunuz ki o beden içinde bir can var. Sizin için o can'ın canlanması, uyanması önemli. Çünkü hisleriniz, duygularınız, beklentileriniz işte o candır. Hani Mevlana demiş ya insandan duyguyu alın geriye et, kemik ve kıl yığını kalır diye. İşte ben bunu farkettiğim an yazmaya karar verdim ve anladım ki asıl tamire ihtiyaç duyan bu can. Geceleri yazıyorum. Gündüz cerrahlık, geceleri yazarlık yapıyorum. Yani günün yarısında cerrah, yarısında yazarım. Gündüz bedene, gece ruha hitap ediyorum.

        Kitaptaki tasvirler çok etkileyici. Özellikle sokak çocuklarının hayatını çok güzel anlatmışsınız. Bunun için özel bir gözlem çalışması yaptınız mı yoksa her gün yanından geçip gittiğimiz sokak çocuklarıyla ilgili genel bir gözlem mi? Örneğin kitabı yazdığınız dönem yolda gördüğünüzde gidip biriyle tanıştınız mı?

        Gerçekten iyi bir gözlemciyimdir. Karşımdaki insanın bir mimiği, bir kahkahası, bir sözü veya duruşundan çok şey kapabilirim. Bir önceki romanım olan İstanbul Seni Affediyorum'da adım adım İstanbul sokaklarını dolaştım ve tasvirledim. İnsan Kokusu' sun da da sokak çocuklarını anlatırken, onların bir kısmıyla konuştum, bir kısmının yaşamını gözlemledim, birlikte zaman geçirdim. Eğer siz okuyucuya bir hissi doğru vermek istiyorsanız onu yaşamalısınız. Ben biraz hüznü seviyorum, inanır mısınız romanlarımda öyle yerler geliyor ki bende ağlıyorum. Kahramanımla yaşıyorum, bazen o kahraman ben oluyorum, onunla ağlıyor, onunla üzülüyor, onunla seviniyorum. İnanıyorum ki ancak bu şekilde okuyucunun yüreğinde iz bırakabilirsiniz. Siz hissetmedikten sonra, siz yaşamadıktan sonra karşınıza o duyguları samimi vermeniz mümkün değil. Bence yaşanmışlıktır hayatı değerli kılan. İnsanların hayatına dokunmayı seviyorum, elimi taşın altına koymayı seviyorum. Örneğin bu çocuklardan birini hayatına dokundum, şimdi okuyor ve çalışıyor.

        "RUHUNUZDAKİ İYİLİK VE KÖTÜLÜĞÜN SAVAŞINDA GALİP GELEN TARAF, KOKUNUZA YANSIR"

        Kitabın girişinden itibaren kokular üzerine odaklandığınız anlaşılıyor. "İnsan kokusu" deyince sizde ilk hangi kokular canlanır? Kafanızdaki "İnsan kokusu" nedir?

        Hani bazen yalnız hissedersiniz kendinizi, hani bir başına hissedersiniz de bir insan kokusuna hasretlik duyarsınız ya, işte benimde anlatmak istediğim insan kokusu bu. İnsanın dokusu. Merhametliğiyle, zalimliğiyle, sevmesiyle, sevmemesiyle, ağlamasıyla, gülmesiyle oluşan insan dokusu ve bu dokudan yansıyan kokusu. Her bedenin kendine özgü bir kokusu vardır. Ben inanıyorum ki bu koku onun iç dünyasını da yansıtıyor. Hani iyi insan, kötü insan yoktur da, iyilik de kötülük de insanın içindedir. Ruhunuzdaki iyiliğin ve kötülüğün savaşında siz hangisini galip getirirseniz, bu galibiyet etrafınıza yansıttığınız kokuya yansıyacaktır.

        Bazı dostlarınızın yanında bulunmak size keyif verir. Bence aldığınız bu keyif dostunuzun size yansıttığı, enerjinin içindeki kokusudur. Ve ben derim ki bu kısa yaşamda her zaman keyif aldığınız insanlarla birlikte olun ve keyif aldığınız işi yapın. Eğer işinizden keyif almıyorsanız, mutlaka keyif aldığınız bir hobiniz olmalı ve etranıza yansıttığınız kokuya dikkat etmeli. İnsanlar sizden kaçıyorsa, ruhunuzdaki savaşta, iyilik yönünde yeni bir savaş taktiği geliştirmelisiniz.

        "KİTABIN GELİRİNİ UMUT ÇOCUKLARI DERNEĞİ'NE BAĞIŞLADIM"

        Kitabın geliri "Uyuşma, Yaşa, Yaşat" projesi kapsamında Umut Çocukları Derneği Vakfı'na bağışlanacakmış. Bu vakıftan biraz söz eder misiniz? Bugüne kadar bu vesileyle kaç çocuğa yardım ettiniz?

        Bu kitabın kasım ayında şişli kent kültür merkezinde tanıtım lansmanı oldu. gerek basın, gerek sanat ve edebiyat dünyasından dostlarım beni desteklediler. Tanıtımla birlikte romanın konusuna uygun olarak bir 'UYUŞMA YAŞA YAŞAT' adında bir proje başlattık. Tamamen amatörce. İstedim ki, bu proje kitap tanıtımının önüne geçsin ve tüm Türkiye'ye dalga şeklinde yayılsın. Biliyorsunuz uyuşturucu bir dünya sorunu. Kişisel bir sorundan ziyade, bir toplum sorunu. Çok yakın dostlarımın evlatları ve kendileri bu illeten perişan durumdalar. Kayıp yaşamları çok gördüm. Her romanımda bir sosyal olguya değiniyorum. Bu romanda da uyuşturucu bağımlısı sokak çocuğu Mustafa ile bir avukatın dostluğunu anlattım. Hayatın adil davranmadığı Mustafa'nın yolculuğunu...

        İşte bununla birlikte hem sokak çocuklarına hem de uyuşturucu bağımlılığına dikkat çekmek istedim. Bu konularda bir farkındalık oluşturmak istedim. Çünkü bu çocuklar da bizim çocuklarımız ve bu toplumun çocukları. Bunlara sahip çıkmamız gerekir diye düşünüyorum. Bu nedenle bu kitabın gelirini 'Umut Çocukları Derneği'ne bağışladım. Bu dernek eski bir dernek vakıf değil. Umuyorum sizlerin de yardımıyla bu proje tüm Türkiye'ye yayılır ve umut çocuklarına da bir parça da olsa dokunmuş oluruz.

        Satışlar nasıl gidiyor?

        Satışlar fena değil, ancak istediğim düzeydede değil. Biraz yavaş. Biliyorsunuz pr ve reklam önemli. Kitabevlerinde sizin romanınızın sergilendiği yer, bulundurduğu kitap sayısı bile önemli. Bu konuda sizlerin yardım ve desteği büyük önem taşıyor ama inanıyorum ki bu kitap iyi satacak. Çünkü ticari bir kaygı taşımıyorum ve hedeflediğiniz şey insan yararına ise yerini buluyor.

        "ŞİMDİ DİLENMEK MESLEK HALİNE GELMİŞ"

        Sokak çocuklarına olan bu özel ilginizin bir kaynağı var mı? Geçmişte yaşadığınız veya tanık olduğunuz bir olay gibi...

        Dediğim gibi insanların hayatına dokunmayı seviyorum. Onca hastam ve aynı zamanda üniversitede akademisyen olarakders verdiğim öğrencilerim olduğundan, bu öğrencilerimin arasında da tanık olduğum hayatlar oldu. Çocukluğunu yaşayamayan, Mustafa gibi düşleri olmayan çocuklarla tanıştım. Bu çocukların acılarını biriktirdikleri o minicik yüreklerinin ne kadar kocaman olduğunu gördüm. Yazmak benim için bir keşif yolculuğu olduğundan, her romanımla birlikte hayatı kahramanlarımla birlikte yeniden keşfediyorum ve bu bana tarifi imkansız bir heyecan veriyor. Belki her gün yanından geçtiğimiz bu, kafamızı bile çevirip bakmaktan imtina ettiğimiz bu çocuklar da kendilerine sunulan hayatı bir kez yaşıyorlar. Nasıl ki bu yaşam için tek şansımız var, onların da tek şansı var. Bu yaşamda ben de varım demek için duyarlı olmak lazım diye düşünüyorum. Bir çocuğun yüreğinde bir sevgi pırıltısına neden olursak, vermek olan mutluluğu işte o zaman yaşayacağız. Mutluluk vermektir, mutluluk sevgidir, sevgi de emektir.

        Özellikle son 2 yıldır İstanbul'da giderek artan dilenci ve sokak çocuğu sayısı dikkatinizi çekmiştir. Ülke ekonomisi olarak güçlendiğimiz söylendiğine göre sokak çocuklarındaki artışı neye bağlıyorsunuz?

        Şimdi tabii dilenmek çoğu için bir meslek haline gelmiş. O çocuklar zaten neyi niçin yaptıklarının farkında dahi değil. Emeksiz para kazanmanın en kolay yoludur dilenmek. Siz çoğuna yeteri kadar para verseniz bile o sonrasında dilenmeye devam edecektir. Dediğim gibi birçoğu bunu meslek haline getirmiş. Bence bu konuda en iyisi yol vermemek. Yardımın yolu bu olmamalı. Biz verdikçe onlar bu işi yapmaya devam edeceklerdir. Bu artışın bir kısmıda ülkemize gelen Suriyeli vatandaşların olduğuna inanıyorum. Çünkü çoğunun başka şansı da yok.

        Dernek, Suriyeli sokak çocuklarını da kapsıyor mu?

        Suriyeli çocukların durumu gerçekten çok iç acıtıcı. Çünkü çocukların milliyeti yoktur. Onlar da tüm çocuklar gibi dünya çocuklarıdır. Onlar için de yapılacak şeyler olduğuna inanıyorum ancak daha profesyonel organizasyonlar gerekir diye düşünüyorum.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ