Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÖZGE MİNE SARIÇAM / HABERTURK.COM

        osaricam@haberturk.com

        Bazı film türleri insanları daha fazla çeker. Kimileri romantik-komedi, kimileri aksiyon, kimileri de komedi ve benzeri bir türe kendini daha yakın görür. Benimse korku filmlerine karşı oldum olası bir ilgim olmuştur.

        Yaklaşık 6 yaşındayken, 5000 yıllık bir geçmişi olan Doğu'daki köyümüzü, her yaz yaptığımız gibi ziyarete gitmiştik. Arkeologların pek uğramadığı bu köyde ne zaman bir ev yapılmak üzere toprak kazılsa, ya tarihi kap kacak ya da eski zamanlardan kalma kemikler çıkar. Bu, köylü için son derece olağan bir durumdur. O yaz yine köyde bir ev yapılacaktı ve toprak kazılmıştı. Ablamla birlikte oraya gittiğimizi ve topraktan fırlamış kafataslarını torbaya koyup eve getirdiğimizi hatırlıyorum. Geçen ay vefat eden anneannem kızmıştı; "Çabuk onları aldığınız yere geri götürün, ruhlarını rahatsız edeceksiniz!". Götürmedik. Ancak gece, evdeki herkes kabus görüp sabah bunun aynı kabus olduğu ortaya çıkınca tıpış tıpış geri götürmek zorunda kaldık. Diyeceğim o ki "korku" öğeleriyle çocukluğumdan beri içli dışlı olmak bende bu ilgiyi yaratmış olabilir.

        Özellikle karanlık atmosferli, orman ve gotik mimariyle süslenmiş gerilim dolu sahneler, gözlerimin görmekten asla bıkmayacağı karelerdendir. Hal böyle olunca geçen gün denk geldiğim bir habere karşı algıda seçici bir tavır takındım.

        Brezilya’nın Sao Paulo şehrinin kültürden sorumlu belediye sekreteri, Bağımsız Kültür Ayı etkinliklerinin 8’inci düzenlenişi kapsamında 13 Eylül günü Sao Paulo’da bir mezarlıkta korku filmi seansı düzenlendi. Fazladan korkmak isteyen tüm korku filmi meraklıları da orijinal 35 mm formatında yayınlanan 3 korku filmini izlemek için Consolacao mezarlığını doldurdu.

        Sao Paulo Kültür ve Sanat Etkinlikleri yöneticisi Karen Cunha; “İnsanların mezarlığı korkutucu bir yer olarak değil bir park veya kamusal alan gibi ziyaret etmesini sağlayacak bir akım başlatmak heyecan verici. Gerçekten, insanların tarih dolu olan bu mezarlıkları, ziyaret edilecek korkunç bir yer olarak görmesini istemiyoruz” diyor.

        Bu bana gerçekten tabuları yıkan, son derece orijinal bir fikir gibi geldi. Peki aynı şey Türkiye’de yapılsa nasıl olurdu? Özellikle din konusunda katı tabulara sahip olduğumuzu düşünüyorum. Aslında bunu toplum yapısından ziyade dine karşı kişisel bakış ölçüsünde değerlendirmek daha doğru. Zira bir Hıristiyan mezarlığında düzenlenen bu etkinlik, diğer Hıristiyanlara yanlış gelebilir. Aynı şekilde Yahudilere de ters gelebilir. İslamiyet’te de çeşitli görüş ayrılıkları olabilir.

        Ben de bunu merak ederek Fener Rum Patrikhanesinin basın sözcüsü Peder Dositheos Anagnostopulos’a, Musevi Cemaati’ne, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır'a ve İslamcı yazar Abdurrahman Dilipak’a sordum. Aldığım cevaplar hiç de tahmin ettiğim gibi değildi.

        “BAZI PSİKOPAT ZAVALLILARIN RUHİ YARALARLA OYNAMASI!”

        Fener Rum Patrikhanesi / Peder Dositheos Anagnostopulos

        Efendim, bir Hıristiyan Kabristanı(Mezarlığı) vefat etmiş kardeşlerimizin toprağı bol olsun temennisini ifade ettiğimiz son istirahat yeridir. İnsanlarımızın Ruhları mezarda değildir. Orada hiçbir Ruh, ne kötüsü ne iyisi, gezinmez. O mezarların başında dualar okunur, ziyaret edilir ve genel olarak azami saygı gösterilmesi icap eden bir yerdir. Ölüler ne korku filmi konusu ne de büyü konusu olabilir. Böyle filmler çevirmek bazı psikopat zavallıların ruhi yaralar ile oynaması ve sefilliklerinden para kazanmaya uğraşması (haddini bilmeyen bir kapitalist geleneği), insan dostluğu değil insan düşmanlığıdır. İnsan düşmanı bir sanat tasavvur edilemez. Bu filmin varlığından haberim yoktu, olsa idi de izlemeyecektim.

        “MEZARLIK, İHLAL EDİLMEZDİR”

        Türk Yahudileri Musevi Cemaati’nden gelen cevapsa oldukça kısa ve öz oldu.

        “Musevi inancına göre mezarlık belli ölçüde ihlal edilmezlik taşır. Bu nedenle böyle bir film veya çekim söz konusu olamaz.”

        (Not: Diyanet İşleri cevap vermediği için İslami açıdan başka kaynaklara başvurmak zorunda kaldım.)

        “KABİRLERE DOKUNULMADIĞI SÜRECE, İZLENEBİLİR”

        İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır ise bu konuya karşı biraz daha açık fikirli yaklaşıyor. Söylediğine göre; İslam inanışına göre kabirlere temiz bakılmalı ancak kabirlere zarar verilmediği ve dokunulmadığı sürece mezarlıkta böyle bir film seansı düzenlemekte dinen herhangi bir sakınca yok. Mezarlıklardan korkulmaması gerektiğine katılıyor ve Brezilya’da yapılan etkinliğin yanlış olduğunu düşünmüyor.

        “HER MEZHEBE GÖRE FARKLI”

        İslamcı yazar Abdurrahman Dilipak ise bu konunun tartışılmasının bile yersiz olduğunu belirterek, İslam dininde de diğer dinlerde olduğu gibi birçok fikir ayrılığı ve farklı mezhepler bulunduğunu, her birinin de duruma farklı yaklaşacağını söyledi. “Örneğin Müslümanlığın bir kolu olan Selefilerde mezar, kabir anlayışı yoktur. Ancak buna Sunniler farklı tepki gösterir. Dini genel alarak bu tarz bir soru sormanız yanlış” diyerek de tatlı bir şekilde azarladı.

        Sonuçta başta belirttiğim şeye geliyoruz. Bu gerçekten insani olarak duruma nasıl baktığınızla ilgili. Dinler de kendi içlerinde farklı görüşler gösterebilir. Bazıları ölülerini gömmeyi, bazıları yakmayı tercih eder. Bazıları şarkılar ve dans eşliğinde neşeli bir cenaze töreni düzenlerken bazıları cenaze yanında gülmeyi hakaret olarak algılar. Hiçbirine “doğru” veya “yanlış” diyemeyiz. Hiçbirini de “Dinin emri bu” şeklinde nitelendiremeyiz.

        Benim görüşüme göre Tanrı sevgisi iyi niyetli olmayı ve insanlara, doğaya kasten zarar vermemeyi gerektirir. Günümüzde bunu başarmak namaz kılmaktan da oruç tutmaktan da daha zor.

        Sao Paulo’lura katılıyor ve mezarlara dokunulmadığı, zarar verilmediği ve gerekli izinler alındığı takdirde bu tarz bir etkinliğin gerçekleştirilmesinin yanlış olmadığını düşünüyorum. Ölüm, yaşamın bir parçasıdır ve bedenimiz sadece ruhumuzun uğradığı geçici bir evdir. Ve bu evler, ruh yeterli tekamül seviyesine ulaşıncaya kadar değişir...

        Edgar Allan Poe, Ölülerin Ruhları şiiri

        Karanlık düşünceleri içinde, gri mezar taşının

        Ruhun, yapayalnız bulacak kendisini.

        Bir tek kişi bile kalabalıktan

        İzleyemeyecek senin, gizlilik saatini.

        Ses çıkarma o ıssızlıkta

        Bir yalnızlık değil bu.

        Çünkü, yaşamda önün sıra.

        Duran ölülerin ruhları,

        Ölümde de yine çevreni alır.

        Ve onların istekleri gölgeler seni.

        Ses çıkarma.

        Kaşlarını çatacak gece, berrak da olsa

        Ve yıldızlar gökteki tahtlarından

        Işıklarıyla, ölümlülere verilen umut gibi

        bakmayacaklar aşağıya.

        Halbuki, pırıltısız kıpkırmızı gözleri

        Sonsuza dek tenine yapışacak,

        Rir ateş ve humma gibi

        Görünecek, bıkkın ruhuna.

        Kovamayacağın düşüncelerin sırasıdır.

        Sırasıdır asla yitmeyen görüntülerin

        Artık ruhunu bırakmazlar

        Çiğ damlası gibi çimendeki.

        Meltem sessiz-tanrının soluğu

        Ve tepenin üstündeki pus

        Gölgeli ama kırılmamış

        Bir simge ve belirti.

        Nasıl asılıyor ağaçların üstünde

        Gizemliliklerin gizemi.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ