'Tiyatronun devrimci gücünden korkuyorlar'
'Bir Delinin Hatıra Defteri' adlı oyunla yeniden seyirci karşısında olan Genco Erkal, Ece Saruhan'a konuştu...
RÖPORTAJ: Ece SARUHAN / HT MAGAZİN
İlk kez 1965 yılında sahnelediği ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ adlı oyunla yeniden seyirci karşısında olan Genco Erkal, “Delirmemek için dertlerimi tiyatroyla ifade ediyorum. Tiyatronun ileriye götüren bir bakışı var. Tiyatronun devrimci gücünden korkuyorlar” diyor
Genco Erkal, ilk kez 1965’te Ankara Sanat Tiyatrosu’nda (AST) sahnelediği, 1969 ve 1992’de de değişik yorumlarıyla yönetip oynadığı Nikolay Gogol’un ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ adlı oyunuyla yeniden tiyatro sahnesinde. Oyun, Türkiye’de sahnelenen ilk tek kişilik oyun olarak seyirciyle buluştuğunda 27 yaşındaymış Genco Abi. Şimdi nüfus cüzdanına bakacak olursak yaşı 77. Ama geçtiğimiz hafta Kenter Tiyatrosu’nda büyülenerek izlediğim performansının beni bir kez daha yüzleştirdiği gerçek şu ki; o hiç yaşlanmayan, bir çocuk dürüstlüğü ve enerjisi taşıyan, benim için umudun vücut bulmuş hali olan dünya şekeri bir deli! “Kankam” dediği Nâzım’ın dizeleriyle ifade edecek olursam; içimde ikinci bir insan gibi onu sevmek saadeti. Oyun, Çarlık Rusyası’nın hantal bürokrasisi içinde 9’uncu dereceden bir devlet memuru olan Aksenti Ivanov Poprişçev’in delirmeye doğru giden hayat hikâyesini anlatıyor. Öyle bir döktürüyor ki Genco Erkal, seyirci kendini kahkahayla gözyaşının iç içe geçtiği ve bitmesini hiç istemediği yüzleşme dolu bir yolculuğun içinde buluyor. Bu, Erkal için de bambaşka bir yolculuk. “Bir defter var. Oyunu AST’ta oynadığım ilk gün, bugün 3 Ekim yazmışım içine. Şimdi o deftere bakıyor, ‘Bunu yazalı 50 yıl olmuş’ diyorum. O günlere gidip geliyorum. Oyunun yıllar içinde 3 farklı yorumunu yaptım. Bu, hepsinin sentezi. Daha filozofça bakan bir yorum” diyor. Oyunun bir sahnesinde “Bana bir insan sıcaklığı” diye inliyor Poprişçev. İşte o insan sıcaklığında buluştuk Genco Abi’yle. Oyundan konuşurken parlayan gözlerimiz, sıra tiyatronun üzerindeki baskıya geldiğinde bulutluydu. Sizi sohbetimizle baş başa bırakmadan önce, hemen ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ne bilet alın diyorum. Sahnedeki deliye deli olacaksınız, hatırasını gönül defterinizin hiç sararmayacak bir sayfasında sonsuza dek saklayacaksınız.
1965’te Türkiye’deki ilk tek kişilik oyun olarak ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ni seyirciyle buluşturduğunuzda neler hissetmiştiniz Genco Abi?
Ben çok heyecanlıydım ama herkes “Tek kişilik oyun olur mu? Çıkıp orada ne yapacak?” diyordu. Bu kötü dedikodular kulağıma gelince önce moralim bozuldu. Sonra “Öyle bir şey yapayım ki hepsi sussun” dedim. Öyle de oldu. Oyun AST’ta 2.5 sezon oynadı ve hep full’dü. Yurtdışına gitmek için ayrılmasaydım daha da oynardı. İstanbul’a ilk turnede, Ses Tiyatrosu’nun önünde öyle bir kuyruk oluşmuştu ki... Pasajın dibinde başlayan kuyruk Galatasaray Postanesi’nin yanından İngiliz Sefareti’ne kadar uzanıyordu. 1 aylık biletler 1 haftada bitti, karaborsaya düştü. Gişeci Nora anlatmıştı; Adapazarı’ndan bir adam gelmiş. “Yerimiz yok” dediğinde, o zamanın parasıyla 500 lirayı önüne koyup “Bu oyunu izleyeceğim” demiş. İlgi çok büyüktü.
‘TOPLU CEZALANDIRMA YAPILDI’
Aynı ilgi bugün de var. Oyuna bilet bulmak o kadar zor ki... Şimdi nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Geçmişte izleyenler çocuklarıyla geliyor, çok duygulandıklarını söylüyorlar. Beni asıl mutlu eden gençlerin akın akın gelmesi. Oyunu artık 5’inci kuşak için oynuyorum. Oyundan sonra yanıma geliyorlar, fotoğraf çektiriyorlar, oyundan ne kadar etkilendiklerini anlatıyorlar. Onların gözlerindeki parıltı bana “Bunun için her şeye değer” dedirtiyor.
Bu oyun geçtiğimiz yıl ödenek alamadı. Size “Zaten Devlet Tiyatrosu’nda oynuyor. Ne gerek var?” denmişti. “Bu sorunun cevabı seyirciden geldi” diyebilir miyiz?
Mahkemede avukat bana “Ne gerek var?” dediğinde, “Oyunun 50’nci yılını kutlamak, yeni bir yorumla oynamak istiyorum. Benim için çok büyük anlamı var” demiştim. Bir oyuncunun 50 yıl sonra aynı rolü yeniden oynaması az rastlanan bir olay. Ödenek vermemelerinin gerekçesi oynanmış oyun olması, yazarının yerli olmamasıymış. Bir de genç tiyatrolara destek verdiklerini söylediler. Oysa Dostlar Tiyatrosu’ndan daha eski tiyatrolar yardım aldı. Ben de “Muhalif olduğumuz için bizi susturmak istiyorsunuz” dedim. Karşı taraf temyize gitti, daha cevabı gelmedi. Oyunu kendi imkânlarımla sahneye koydum. Şimdi kurul toplanıyormuş, davalı olduğumuz için teknik olarak bu yıl da yardım yapmalarının imkânı olmadığını söylemişler. Yapmasınlar; biz zaten yıllarca kendi bileğimizin gücüyle tiyatro yaptık, yine yaparız. Önemli olan o değil, önemli olan muhalefeti susturmaya çalışmaları. 17 tiyatro sırf muhalif oldukları ve Gezi’ye destek verdikleri için cezalandırıldı. Türk tiyatrosunda böyle bir toplu cezalandırma daha önce görülmedi. Kalan tiyatrolara da gözdağı verilmiş oldu.
Oyunda Poprişçev, “Bayılıyorum bu tiyatroya” deyip dans ediyor. Fakir ve yalnız hayatının yaşama sevinci oluyor tiyatro. Tiyatronun üzerindeki baskının giderek artmasını en çok buna, insanları daha güzel bir dünya ihtimaline uyandırmasına bağlıyorum. Ne dersiniz?
Tiyatro başlangıcından beri hep muhaliftir ve muhafazakârlığa karşıdır. Yeni düşünceler getiren, ileriye götüren, devrimci bir bakışı vardır. Tabii sadece eğlendiren oyunlar da ama tarihini yazan tiyatro hep devrimcidir, kurulu düzene karşıdır. Bu yüzden tehlikeli geliyor. Tiyatronun devrimci gücünden korkuyorlar. Şimdiki iktidarın ufacık bir muhalefete bile tahammülü yok. Her dediğine “Evet” densin istiyor. Ayna hep “Senden güzeli yok” demeli ona!
‘KABULLENİŞE ÇOK ŞAŞIRIYORUM’
Şehir Tiyatroları eylemleri sırasında defalarca “Sıra Devlet Tiyatrosu’nda” diye uyarmıştınız. Kaynayan kazan şu anda Devlet Tiyatrosu...
Böyle olacağı belliydi. Beni asıl şaşırtan konuştuğum ve sağdan soldan duyduğum pek çok insanın bunu kabullenmiş olması. “Kapatsalar da rahat etsek” diyen bile var. Şunu anlayamıyorlar; önemli olan kimsenin rahatı değil, ülkenin nereye gittiği. Devlet konservatuvarı, operası, balesi, çok sesli müzik, tiyatro Cumhuriyet’in getirdiği en büyük kazanımlardır. Bunların köküne kibrit suyu ekiliyor ve bunu kabullenen bir kesim var. Bir eylem çağrısı yaplıyor, kaç kişi gidiyor? Neredesiniz kardeşim? Herhalde korkuyorlar televizyonda iş vermezler diye!
Belli ki bu tablo delirtiyor sizi. Nasıl koruyorsunuz akıl sağlığınızı?
Delirmemek için insanın kendini ifade etmesi gerekiyor. Dertlerimi tiyatroyla yoluyla ifade ederek kendimi tedavi etmeye çalışıyorum. Karamsar biriyim ama tiyatro yaparken umutlanıyorum ve umut dağıtıyorum. İnanarak yaptığım bir iş toplumdan cevabını alınca benden mutlusu olmuyor.
‘Fazıl ne kaybeder Fazıl’lığından?’
Geçtiğimiz günlerde Fazıl Say gibi bir değer, değersiz kelimesiyle yan yana getirildi. Ne hissettirdi bu size?
Çok ayıp! Konserleriyle, aldığı ödüllerle, hakkında çıkan eleştirilerle bütün dünya vermiş Fazıl’ın değerini. Sen değersiz desen ne yazar? Nâzım Hikmet’in şiirinden hareketle ne derlerse desinler, Fazıl ne kaybeder Fazıl’lığından? Durum çok açık. Muhalifsen, haksızlıklara karşı ses çıkarıyorsan, Gezi’ye destek verdiysen kariyerinin önüne set çekiyorlar. Tiyatroların ödeneğini kestiler, bir sürü insanı da iş hayatlarında önlerini kesip açlığa makhûm ediyorlar. Bu ne kadar gaddar bir şey! Başta muhalif gibi görünen pek çok insan da baktılar ki pabuç pahalı hemen döndüler. Dalkavuklara her iş veriliyor, kalanlar ise süründürülüyor. Durum bu!
‘Yaz-kış yüzüyorum, pilatese de başladım’
Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiniz var. Nedir bunun sırrı?
Doğrusunu istersen kendimi 20’li, 30’lu yaşlarda hissediyorum. Sahnede de öyle görüyorum kendimi. Bundan dolayı da hiçbir şeyden geri kalmıyorum, sahnede bütün hareketleri yapıyorum.
Sporun payı var mı bu dinçlikte?
Olmaz mı? Yaz-kış yüzüyorum. Aletli pilatese başladım. 6 ders oldu. Geçenlerde pilates hocam oyunu izledi. “Sahnede dizlerinizi öyle vurmayın” dedi. Bana hareketleri daha kontrollü yapmayı öğreteceğini söyledi.
Oyundaki aynalardan hareketle soruyorum, aynaya baktığınızda “Hayatta olduğu gibi görünenlerdenim” diyebiliyor musunuz?
Evet. Hatalarımla sevaplarımla hep yapmak istediğimi yaptım. Tutarlı bir çizgide kocaman bir ömür geçirdim. 60 yılı aşkın zamandır tiyatro yapıyorum. İstediğim hayatı yaşadım.