Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Kuşkusuz 2012, “Fetih 1453”ün 6.5 milyon kişiyi aşan kırılması güç rekoruyla anılacak. Buna istinaden büyük oranda daha önce görmediğimiz, bizde ‘ucuz üretim’e maruz bırakılmış türleri A sınıfına sıçratma senesi olarak benimsenecek. Bu bağlamda “Süpertürk”ün fantastikte efektsel motivasyonunu unutmak mümkün değilken, hasılat açısından ise çoğu Yeşilçam algılı kültürel komedilerin bileğinin bükülememesini öne çıkarabiliriz. Bunun ötesinde 2012’de Cinemaximum’un katkılarıyla yerli çöp adedi düşerken, Tolga Örnek gibi yönetmenlerin çektiği ‘kaliteli ticari film’ olarak anılabilecek 250-500 bin aralığındaki eserlerin sayısında da azalma olmuş gibi gözüküyor. Nihayetinde yılın gişe rakamlarının 75’ten 60’a gerileyen Türk filmi sayısının sonuçları ışığında değerlendirilmesi doğru olacaktır. Bunun da büyük oranda sektörel doğrularla paralel olarak hareket ettiği ve şaşırtmadığı söylenebilir.

        İstatistiksel verilere bakınca ülkemizde 2009’dan itibaren Türk filmi adedinin 65’in altına düşmediği, hatta geçen yıl 75’e çıktığı bir süreçten bahsedebiliriz. Her zaman söylediğimiz gibi sektörel kalkınma adına bu dilim önemli bir atılım ya da başlangıç anlamına geliyor. Sinemamızın da hem popüler kanadı hem sanatsal kanadı gayet iyi ve çeşitli işlemeye başladı. Bunun sonucunda birçok eğilim fark yaratma adına devreye girdi.

        “Fetih 1453”ün başarısı tarihi film algımızı değiştirecek

        Bunlar uluslararası festivallerde geri dönüş alan eserleri ortaya çıkarırken, sadece ‘oryantalist mesele’ adına hakimiyet kurmadığı ve sanat sinemasının 90’larda doğan ‘minimalist gelenek’ten ibaret olmadığı kanıtlandı büyük oranda. O doğrultuda “Tepenin Ardı” ve “Geriye Kalan” gibi ‘modern sinema’nın farklı geleneklerini kullanan filmler ya da “Araf” gibi ustalıklı eserler bu yıldan akılda kalanlar olarak görülebilir belki. Ancak esasen “Fetih 1453”ün daha önce de değindiğim ‘akıl almaz’ rekorunu ele almak gerek.

        6.565.580 kişi ile bir anlamda önceki rakibinin yüzde 50’si kadar yüksek bir rakama ulaşan Aksoy Film yapımı eser, yapımcısının cebine yaklaşık 25 milyon TL koydu. Böylece ABD’de hasılat rakamıyla yapılan gişe tespitleri konusunda bir adım atılmış oldu. Onun ‘tarihi-epik’i yerli ezberden arındırıp A sınıfına sokarken milliyetçi ve vatansever ideolojisi de bir yol açtı gibi. Bunun izinde iki Çanakkale Savaşı filmi devreye girerken, bunlardan birinin ‘yarıda kalmış izlenimi yaratması’yla diğerinin ise ‘docudrama’ya yakınlığıyla eleştirilmesi mümkündü.

        Türk filmi sayısının 60’ın altına düşmesi incelenmeli

        Hatta her ikisi de beklenen gişeye ulaşmazken en azından tarihi film kimliğimizin “Toprağın Çocukları” gibi ilkokul öğretisinden öte olacağı kanıtlandı. “Dağ” ise bir anlamda bu politik yaklaşımla ‘asker filmi’ tabanından bütçesine göre hatırı sayılır bir rakama ulaşırken Hollywood ruhunu hissettirmesiyle de ‘özdeşleşme’ kıstasını belirliyordu.

        Bunun yanında esasen “Fetih 1453”ün rekoruna karşın 2011’e bakınca 7’den 4’e düşen 1 milyon kişiyi geçen film sayısı da masaya yatırılmalı. Zira belli ki vizyona giren Türk filmlerinin yaklaşık yüzde 20 oranında düşmesinde bu faktörün de rolü var. Böylece yükselme ivmesi bir anda ‘geriye çekilmiş’ gibi gözüküyor. 60 Türk filminin ikisinin KKTC filmi olduğunu düşünürsek 2011’e göre 17 filmlik bir düşüşten söz edebiliriz.

        Bunun yanında yıllık seyirci rakamı her sene olduğu gibi artıp 44.3 milyon rakamına ulaşırken ilginçtir Türk filmlerinin rakamında 2011’de olduğu gibi 1 milyona yakın bir azalma görmek mümkün. Peki bu durum sinemamız için sayıklama ya da gerileme dönemine mi işaret ediyor?

        Cinemaximum’un varlığı yerli çöp adedini düşürdü

        Aslında 2010, 2011 ve 2012’yi karşılaştırınca arada çok bariz farklar olmadığı söylenebilir. Doğrusunu söylemek gerekirse gişe rakamını bir kenara koyunca Türk filmi sayısının düşmesine paralel olarak seyirci rakamında ‘iki milyonluk’ artışın belirmesi ilginç.

        Bir bakıma sektörel hareketlenmeyle, evinde oturan seyircinin de sinemaya girmesi yabancı ve yerli fark etmeden maddi ve rakamsal bir dönüş getirmiş durumda. Bunun yanında film sayısının düşmesini büyük oranda ‘Cinemaximum’un hakim pay sahipliğine bağlayabiliriz. Zira sinema salonlarının aşağı yukarı yüzde 50’sini elinde bulunduran grup, bilindiği üzere AFM ve Cinebonus’u birleştirdi. Elindeki birkaç multipleks sinemayı da elinden çıkardı.

        Bu tekelleşmenin hem zararları hem de yararları oldu. Öncelikle esas yararı ‘çöp’ artışının bu sene düşmesiyle açıklanabilir. 2011’de film artışıyla sayısı 11-12’yi bulan çöp adedi bu sene “Evim Sensin”, “Bana Bir Soygun Yaz!”, “Eşruhumun Eşzamanı”, “Öz Hakiki Karakol”, “Kaos: Örümcek Ağı”, “Seninki Kaç Para?” gibilerinin başı çektiği bir listeyle 6-7 rakamını anca buldu. Bu da Cinemaximum salonlarının böyle filmleri almamasıyla şirketlerin ellerindeki ‘ucuz ürünleri’ dağıtacak yer bulamamasından kaynaklanıyor. Bu eserlerin ‘yüksek iddia’yla hareket edip ‘yıldız isim’ faktörüyle gişe yapanlar (Bkz. “Evim Sensin”) haricinde rakamsal olarak geri dönüş alamadığı da ortada.

        Hem kaliteli hem iş yapabilecek filmler yeni sistemden darbe yedi

        Artık en azından ticari sinemada bir kalite kıstası devreye giriyor. Ancak bir diğer durum da seyircisi 250-500 bin aralığına çıkacağı düşünülen filmlerin ‘Mars Entertainment Group’ desteğini taşımazsa bu şansı elde edememesi. “Polis”in (2007) 208 bin kişiyi bulduğu bir süreçte onun gibi hem kaliteli hem gişe şansı olan eserlerin, kaliteli ticari filmlerin ya da ABD’de ‘ödül sezonu filmleri’ olarak anılacak yapıtların daha çok kitleye ulaşması biraz ‘hafta sayısı’ ile ilintili. Fakat kar amaçlı sinema salonları bu filmleri sadece iki hafta tutunca böylesi bir imkan da ortadan kalkıyor. Buna doğru orantılı olarak ister istemez 100 binin ve 200 binin üzerindeki film sayısı ile Hollywood dekupajını kullanan eserlerin adedi azalmış durumda.

        Zaten rakamlara bakınca bundan önceki senelerde 100 bin üzerinde en az 20 film var iken bu sene bu rakamın 14’e düştüğü görülebiliyor. Arada oluşan uçurum büyük oranda gelir tablosuna yansırken o noktada yatırım yapan eserlerin zarar etmesine yol açıyor. Belki de bu sayede yapımcıların ve yönetmenlerin sektörden bir maddi darbeyle çekilmesi kaçınılmaz oluyor.

        Sanat filmlerinin salon bulmaması Cinemaximum’dan kaynaklanmıyor

        Bunun yanında sektörel genişlemenin faydaları da bu yıl üç belgeselin vizyona girmesinin yanında, sanat filmlerinin de bir şekilde ‘kapı’ bulup 10 bin kişinin altına düşmemesiyle gerçekleşiyor. Esas maddi kaynağını büyük filmler olarak belirleyen dağıtımcıların en azından 15 kopyayla sanat filmlerini vizyona sokup ‘dönüşüm’ sağlaması önemli.

        Yoğun olmayan zamanlarda salon açan Cinemaximum, tekelleşmesini ve kar amacını umursamadan özellikle yaz aylarında ‘prestij’ adına böylesi bir imkan sunuyor. Bu konuda tek sorun ise Beyoğlu’ndaki salonların azalmasıyla ortaya çıkan sanat filmlerinin daha fazla hafta gösterilebileceği mekan sorunsalı. Ancak bunun da Cinemaximum’la bağdaştırılması çok doğru değil. ABD’de ancak 20-25 salonluk multipleks sinemalarda yer bulan sanat filmlerinin, ya bizde de böylesi oluşumlarla hafta-salon sayısını artırabileceğini ya da başka metotlarla döndürülebileceğini düşünebiliriz.

        Komedi hala en popüler alan

        Yıllık rakamlara geri dönersek 2012’de özellikle Şahan Gökbakar’ın, Boyut Film’ın ve Cmylmz Fikirsanat’ın sahne almamasının düşüşe etki ettiği söylenebilir. 2013’ün ilk iki ayında bunların ve Yılmaz Erdoğan’ın son filminin vizyona girmesiyle bir ‘ivme’ ve ‘yükseliş’ beklememiz de bu bağlamda gayet doğal. Zira sözünü ettiğimizin yılın açılımı daha ziyade ikinci filmleriyle 1 milyon sınırına dayanan ‘Temel’ ve ‘Çakallarla Dans’ın Yeşilçam kültürel komedisi tabanı. Bunda 2012’de fazlaca deneme olmasına karşın ‘star isim’ dışında geri dönüş alınamadı. “Berlin Kaplanı” ve “Sen Kimsin?” biraz Demirer ve Çevik isimlerinin katkısıyla 1 milyon’un üzerinde kendilerine yer bulabildi.

        Nokta atışı denemelerinden Yavuz Seçkin’li “Oğlum Bak Git” dışında hedefi 12’den vuran olmazken vampir komedisi, kara komedi, fantastik komedi, spor komedisi gibi farklı veya daha önce gördüğümüz alt türler uygulandı. Çok Güzel Hareketler Bunlar ile birlikte en iyi komedi ekibimiz ‘Batesmotelpro’nun “Patlak Sokaklar: Gerzomat”ı zekasıyla fenomen olmayı garantilerken ancak 108 bin rakamına tutunabildi.

        Bilimkurgu ve fantastiğe yer açalım mı?

        Korkuda buluntu film furyası bizde de işlemlerini sürdürürken, ‘dini’ referanslarla ilgi gördü. Bu durum daha ziyade B sınıfın da artışını hızlandırmaya yaradı. Özellikle en çok izlenen 10 yerli filmin üçünün devam filmi olması ise biraz ‘Hollywood’sal eğilimleri yaşatmaya başlıyor. Tabii sektörel hareketlenmeyle “Süpertürk” gibi fantastik alanında ‘süper kahraman filmi’ denemesini yetkin efektlerle görmemiz, “Fetih 1453”ün A sınıf motivasyonunu daha da kalkındırıcak gibi gözüküyor. Bunun yanında “Devrimden Sonra”nın bilimkurguya yaptığı bu sene “Canavarlar Sofrası” ile yine ‘düşük bütçeli’ bir üretimle felsefi/sanatsal sonuç almayla gerçekleşti.

        Uzun lafın kısası Cinemaximum’un ve “Fetih 1453”ün yüksek etkileriyle şekillenen bir yılı geride bıraktık. Seyirci rakamının azalmasından ziyade Türk filmi sayısının düşmesiyle ama genel rakamın yükselmesiyle anabileceğimiz süreç, ileride nasıl bir ivmeye yol açacak orası merak konusu. Ancak şimdilik etkilerini yukarıda söylediğimiz gibi özetlemek mümkün....

        Not: Yazıda geçen gişe rakamları boxofficeturkiye.com’dan alınmıştır.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ