Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Ülkü Duru: "Sanatçı her zaman dik durmalı"

        HT MAGAZİN / Ece SARUHAN

        Sezon boyunca ‘Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş’ adlı oyunla seyirciyi selamlayan Ülkü Duru, şimdi ‘Hayalet Dayı’ adlı filmle beyazperdede. “Sanatçı her zaman dik durmalı” diyen Duru ekliyor: “Sanatla seyirciyi biraz olsun hafifletebiliyorsak ne mutlu bize.”

        Geçmişi yüzünden arafta kalan huysuz ama sevgi dolu bir hayaletle, onun yaşadığı eve taşınan Ozan ile Caner’in hikâyesini anlatan ‘Hayalet Dayı’ filmi 29 Mayıs’ta vizyona girdi. Ali Yorgancıoğlu’nun yönettiği, senaryosu yine Yorgancıoğlu’yla birlikte Serkan Altuniğne ile Ozan Özcan’ın imzasını taşıyan filmde hayaleti Settar Tanrıöğen canlandırıyor. Kişiliği ve oyunculuğuyla soyadının hakkını veren bir insan olan Ülkü Duru’ysa, onu evlilik yıldönümlerinde başka kadınlarla birlikte dışarı çıktığı için affedemeyen ve arafta kalmasına neden olan karısı rolünde. Canlandırdığı karakter için “Hafif çatlak bir kadın” diyen Duru, film içinse şunları söylüyor: “Hayat çok ağır ve yorucu. Haberlerde hep kötü şeyler izliyor ve okuyoruz. Biraz eğlenmeye ve gülmeye ihtiyacımız var. ‘Hayalet Dayı’ aslında çok duygusal bir hikâye ama bununla birlikte müthiş bir mizah da yürüyor. Sanat yoluyla hem kendimizi hem de seyirciyi biraz olsun hafifletebiliyorsak ne mutlu bize.”

        ‘Hayalet Dayı’ filminin senaryosu elinize geldi ve...

        Ve gerçeküstü hikâyesinden çok etkilendim. Sinemamızda çok fazla gerçeküstü hikâye anlatılmıyor ve anlatılması beni çok ilgilendiriyor. Yaşamımızda her şey çok gerçekçi. Ben hayal dünyamızı genişleten, çocuksu tarafımızı ortaya çıkaran, matrak, uçuk kaçık şeyleri seviyorum. Hikâye bana çok enteresan geldi, çok güzel yazılmış. Kadrodan bir tek Settar’ı (Tanrıöğen) tanıyordum. Yönetmenimiz Ali Yorgancıoğlu da dahil herkesle film vasıtasıyla tanıştım. Gençlerin enerjisi ve sıcaklığı beni çok etkiledi. Ekibi tanıdıkça filmin bir parçası olmak beni daha da mutlu etti.

        ‘ÖNCE KİBRİNİZİ ÇIKARIN’

        Gençler derken gözleriniz parlıyor. Eğitmenlik de yapıyorsunuz ve biliyorum ki öğrencileriniz de sizde bu etkiyi yaratıyor. Gençlerin enerjisi insanı iyileştiriyor öyle değil mi?

        Çok doğru. Onlar bu çağın çocukları. Bizden çok daha ilerideler, dünyaya çok farklı bakıyorlar. Zeki ve bilgililer, espri anlayışları çok çok iyi. Ben derste gençlere tecrübelerimi aktarıyorum, onlar da bana enerjilerini. Çok güzel bir alışveriş oluyor. Filmin çekimleri sırasında da bunu yaşadım. Bu yüzden bu filmde rol almak bana büyük keyif verdi. Bizim zamanımızda başka üniversiteyi tutturamayıp “Bari oyuncu olayım” diyen çok kişi vardı. Çok kolay ya oyuncu olmak, olamadılar da zaten! Şimdi gençler bu işi isteyerek, bilinçli şekilde seçiyorlar. Ben gençleri her anlamda desteklemeyi çok seviyorum. Biz onları tecrübelerimizle destekledikçe çok daha iyi yerlere geleceklerine inanıyorum. Bizim de çağa ayak uydurmak için kendimizi yenilememiz lazım. Bu anlamda gençler bana çok şey katıyor. n

        Öğrencilerinize aktardığınız ilk tecrübe ne oluyor?

        “Çırılçıplak kalın; önce kibrinizi ve komplekslerinizi çıkarın sonra bir karaktere bürünün” diyorum. Bizim meslekte en önemli şey egoların kontrolüdür. Egosu yüksek karakterler olmasak sahneye çıkıp insanların bizi izlemesini istemeyiz. Bundan hoşlanıyoruz ama bunun bir kontrolü var. Egoyu dengelemek şart. Bu, bütün insanlar için geçerli asılnda. Kibir, birilerine üstten bakmak, ötekileştirmek insana hiçbir şey kazandırmaz.

        ‘SANATI BİLMİYORLAR’

        Ötekileştirme demişken, tiyatronun ötekileştirildiği bir süreçten geçiyoruz maalesef. Bu sezon baskı ve sansür hep gündemdeydi. Ne diyeceksiniz bu konuda?

        Sadece tiyatro adına değil Türkiye’deki sanatın gidişatı adına da çok üzgünüm. Her alanda önümüze ciddi duvarlar konuluyor. Devletin sanatla alakası yok. Dünyada ilkokuldan başlayarak eğitimin içinde sanat vardır. Çocuğu eğitmek resimle, müzikle, küçük oyunlarla başlar. Bizde tam tersi. Küçücük çocukların 2-3 dil konuştuğu dünyada biz hâlâ Osmanlıca derdindeyiz. Devletin sanatı desteklemesi, sanatçıyı nereye koyacağını bilememesi gerekirken sanat ve sanatçı yok edilmeye çalışılıyor. Sanatla uzaktan yakından alakaları yok, sanatı bilmiyorlar, bilmedikleri şeyi de istemiyorlar. Bundan daha üzücü bir şey olabilir mi?

        Sanat baskılandıkça daha çok fışkırıyor. Peş peşe bir sürü sahneden olurken, gençler İstanbul’un dört bir yanına kendi imkânlarıyla yenilerini kurdular...

        Onları çok takdir ediyorum ama kendi imkânlarıyla nasıl dekor kurup klasikleri oynayacaklar diye düşünüp destek olan yok! Benim en büyük yaram AKM. Orası bizim yuvamızdı. Bir sahneyi değil, bir buluşma ve kaynaşma alanını elimizden aldılar. Hep söylüyoruz; tiyatro yaşamın aynasıdır. Tiyatro yaşamdan bir kesiti aktarır, insanı düşündürür. Bu bazı kesimlerin işine gelmiyor. Bütün bu baskıya rağmen sanatçı her zaman dik durmalı, haksızlığa karşı mücadele etmeli. Seyircimiz de en az bizim kadar sahip çıkmalı tiyatroya.

        "İYİYLE KÖTÜ ARASINDA FARKI ARTIK ALGILAYAMIYORUZ"

        Oyuncu olmanın kolay olmadığını söylediniz ama her alanda olduğu gibi oyunculukta da “Ben oldum” diyeni, ünlülük kontenjanından sanatçı ilan edileni çok bol bir ülkede yaşıyoruz...

        Geçenlerde bir röportaj seyrettim. Benim için oyuncu adayı olan bir genç, rol aldığı filmdeki performansı için, “Çok iyi oynadım çünkü çok çalıştım” diyordu. Ben bugüne kadar daha hiç “Çok iyi oynadım” diyemedim. Çünkü her zaman daha iyisi vardır. Belli bir düzeyi tutturmuşumdur ama hep daha iyi olması için çalışırım. Yapılan en büyük yanlışın televizyon yoluyla, dizilerle birçok insanın ünlü edilmesi olduğunu düşünüyorum. Çok ünlü olup çok para kazanıyorlar ama 1-2 dizi sonra yok olurlarsa bunun travmasını nasıl kaldıracaklar? Ekranda her şey o kadar çabuk beğeniliyor ki... İyiyle kötü arasındaki farkı artık algılayamıyoruz. Yakışıklı olan, güzel olan iyi oluyor ülkemizde. Sırf fiziği düzgün diye bir yerlere gelenler bir noktadan sonra mutlaka tıkanacaklar. Yönlendirilmeleri ve eğitilmeleri gerekiyor. Tabii yetenekli, kendini geliştiren gençler de var.

        Kim var mesela?

        Tiyatroda çok var. Berkun Oya’ya hayranım mesela. Ekrandansa Farah Zeynep Abdullah ve İlker Kaleli’yi beğeniyorum. Taner Ölmez de çok yetenekli

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ