Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Teknoloji geliştirme çalışmalarına ev sahipliği yapan teknoparklar, Türkiye’de gün geçtikçe sayılarını artırıp etki alanlarını genişletiyor. Temelinde, üniversitedeki bilgi birikimini sanayiye aktarma, firmalara fon sağlamak ve benzer yapıdaki şirketleri bir araya getirme hedefi yatan ‘teknoloji parkları’, şirketlere sundukları vergi avantajları ile de ön plana çıkıyor.

Teknopark ya da teknokentlerin bir diğer önemli fonsiyonları da, bünyesindeki şirketler için sinerji yaratmaları olarak karşımıza çıkıyor. Yaratılan etkileşim sayesinde farklı disiplinlerdeki bilgi birikimi firmalar tarafından paylaşılıyor ve Ar-Ge çalışmaları hız kazanıyor.

Avantajlarının yanında, son yıllarda girişimciliğin önem kazanmaya başlaması da teknopark talebini hiç olmadığı kadar artırmış durumda. Zira, bugün Türkiye’nin 51 ilinde aktif bir şekilde faaliyetlerine devam eden 56 teknopark bulunuyor. Peki ama, Anadolu’nun yaklaşık 30 yıldır tanıdığı söz konusu teknoloji geliştirme alanlarının geçmişi, dünyada kaç yıl öncesine dayanıyor, gelin birlikte bakalım.

İLKİ 1951’DE KURULDU

Dünyadaki ilk teknopark uygulamaları İkinci Dünya Savaşı sonrasında görülmeye başlandı. Savaş öncesinde lokomotif görevi gören fakat savaştan sonra durma noktasına gelen sanayinin, teknolojik ihtiyacının üniversitelerden karşılanabileceğinin anlaşılmasıyla, her iki yapıyı içinde bulunduran merkezlerin kurulması gündeme geldi.

Takvimler 1951 yılını gösterdiğinde, bu prensiple kurulan ABD’nin California Eyaleti’ndeki Stanford Üniversitesi’nin bünyesindeki Stanford Araştırma Parkı, dünyanın ilk teknoparkı olarak faaliyetlerine başladı. İlk teknoparkın bulunduğu bölge, aradan geçen yıllar içinde ABD’nin diğer üniversitelerinin ve teknoloji şirketlerinin de yer almaya başlamasıyla ‘Silikon Vadisi’ olarak anılır oldu.

Gelinen noktada, aralarında Apple, Google, Facebook, HP, Cisco ve Tesla gibi şirketlerin bulunduğu Silikon Vadisi, 2016 yılı itibarıyla toplam değeri 1 trilyon doları bulan 30 bin firmaya ve 1.5 milyon çalışana ev sahipliği yapıyor. ‘Silikon’ isminin nereden geldiğini de atlamayalım. Bölgede o zamanlar silikondan yapılan çip üreticilerinin varlığı vadiye zamanla ismini verdi. Bugün nanoteknoloji ve yazılım sektörünün şekillendirdiği vadi ilerde başka bir isimle anılır mı, bunu önümüzdeki yıllarda göreceğiz.

ABD’de 1950’lerde kurulan teknokentler, 1970’li yıllarda diğer ülkelerde de görülmeye başlandı. İngiltere’deki Cambridge Bilim Parkı ve Fransa’daki Sophia Antipolis adını taşıyan teknokent 1972 yılında kurulurken, Almanya’nın ilk teknoparkı ise 1983 yılında 14 firma ile Berlin’de hayata geçti. Asya’daki ilk teknopark ise 1970’li yılların başında Japonya’da açılan Tsukuba Teknoparkı oldu.

‘SİLİKON’DAN 500 BİN PATENT BAŞVURUSU YAPILDI

ABD’den sonra dünyanın en büyük ekonomisi olan Çin’de ise, ilk teknoparklar aşağı yukarı ülkemizle aynı tarihlerde görülmeye başlandı. Aradan geçen yaklaşık 30 yıl içinde, Çin genelinde yer alan teknopark sayısı 80’i buldu. Gelinen noktada Çin’in teknokentlerinden çıkan patent başvurusu 130 bine dayanmışken, bu sayı Türkiye’de ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın verilerine göre 2 bin 200 seviyesinde. Silikon Vadisi’nden yapılan patent başvurusunun da 500 bine dayandığını not düşelim. Çin ile Türkiye teknokentlerini karşılaştırmaya devam ettiğimizde, Çin’in sadece teknokentlerinden gerçekleştirdiği ihracat hacminin 550 milyar doları aştığı, Türkiye’deki teknokentlerden yapılan ihracatın da 3.4 milyar dolar olduğu görülüyor. Rakamlar, kuruluş tarihleri ve mevcut sayıları çok yakın olan iki ülke teknokentlerinin, ürettikleri değer arasındaki mesafenin yaklaşık 30 yıl içinde ne denli açıldığını açık bir şekilde gösteriyor.

ŞİRKETLER, VERGİ MUAFİYETLERİ İLE DESTEKLENİYOR

Teknoparklar, katma değerli teknoloji üreten şirketlere yer sağlamanın yanında, çeşitli vergi muafiyetleri de sunuyor. Bunlar personel bazında ve kurum bazında olmak üzere ikiye ayrılıyor. Firmalar, istihdam ettikleri teknik (Ar-Ge ve yazılım geliştirici) ve destek personelleri ( muhasebeci, sekreter, yönetici) için gelir vergisinden muaf tutuluyor. Bunun için ise çalışanların haftada 45 saat teknoparkta yer alması gerekiyor. Teknopark firmalarında çalışan destek personeli sayısının teknik personelin yüzde 10’undan fazla olamayacağını da ekleyelim. Kurum bazında bakıldığında da, teknoparkta çalışan şirketler Ar-Ge faaliyetlerine ilişkin tüm sözleşmelerden doğan damga vergilerinden muaf tutuluyor. Sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı alanlarında çalışan teknokent şirketleri de katma değer vergisi (KDV) muafiyetinden yararlanıyor.

AR-GE PROJENİZ VARSA TEKNOLOJİ OFİSİNİZ HAZIR

Teknokentte yer almak sanılanın aksine çok zor değil. Ar-Ge ya da tasarım projenizin ilgilendiğiniz teknopark yönetimi tarafından kabul görmesi, ofis açmanız için yeterli. Burada önemli nokta, kiraladığınız ofisin proje süresince sizin olduğu. Bu yüzden, teknoparkta kalmak istiyorsanız sürekli yeni bir proje geliştirmelisiniz. Zaten teknoparkların da kuruluş amacı bu değil mi? Başvuru yapmadan önce teknoparklarda kira oranlarının değişkenlik gösterdiğini de unutmayın.

TEKNOKENTLERDEN YAPILAN SATIŞ 57 MİLYAR LİRAYI AŞTI

Teknokentler ya da diğer ismiyle teknoparklar, üniversiteler bünyesinde yer alan organize bir araştırma ve teknoloji merkezleri olarak ülkemizde 1990’lı yılların başında oluşmaya başladı. Günümüz teknokentleri ise, 2001 yılında çıkarılan 4691 sayılı “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu” ile bugün bildiğimiz biçimine kavuşmuş oldu. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre, faaliyette olan 56 teknokentteki firmaların gerçekleştirdiği toplam ürün ve hizmet satışı 57.8 milyar lirayı buldu. Teknokent firmalarının sektörel dağılımına bakıldığında da, yüzde 37 pay ile yazılım sektörünün açık ara birinci olduğu görülüyor. Yüzde 17 pay ile bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin ikinci, yüzde 8 pay ile elektroniğin ise en çok faaliyette bulunulan üçüncü sektör olduğu dikkat çekiyor.

YARIN: TÜRKİYE’DEKİ TEKNOPARK’LARIN İMKÂNLARI VE GELECEĞE BAKIŞLARI