Champs-Élysées’de bir Nike mağazası var, Paris’te resmi forma alabileceğiniz birkaç adresten biri. En çok satılan iki forma var, kim olduklarını tahmin etmek de zor değil. Biri Neymar’ın Paris Saint-Germain forması, diğeri de Kylian Mbappé’ nin Fransa Milli Takım forması. Biri dünyanın en pahalı oyuncusu, diğeri dünyanın ikinci en pahalı oyuncusu. Birinin formasını hep bulmak mümkün, diğerininki ne zaman gitsem bitmiş oluyor. Son birkaç senedir farklı mevsimlerde dört-beş kere gitmişimdir mağazaya. Her Paris’e gidişimde bir oyuna döndü bu formayı bulmak; artık amacım almak da değil, sadece kaldı mı diye görmek.
Ama, hayır, mağazada çalışanlar bile Mbappé forması istediğimde imkansızı arzuluyormuşum gibi bakıyor. Birçok spor markası gibi Nike de çok talep gören ürünleri sınırlı sayıda üretiyor; Air Jordan ayakkabılar gibi. Ama PSG değil, özellikle Fransa Milli Takımı formasının yok satması sadece pazarlama oyunu değil. Çünkü Mbappé sadece bir futbolcu değil, daha 21 yaşında bir simge. Kısaca “Fransa’dır” denebilir.*

KENDİSİ GİBİ KALMAYI BAŞARDI

Kylian Mbappé’ye bakınca sanki her şey çok kolaymış gibi gözüküyor: 16 yaşında profesyonel olmak, 51 maçta sadece iki sarı kart görebilmek, 18’inde 180 milyon dolara transfer tarihin en pahalı genç futbolcusu unvanını kazanmak, 19’unda dünya şampiyonu olmak… “Futbol aşağı yukarı 15 senelik bir iş,” diyor; bu kadar sürede birkaç tane Ballon d’Or kazanacağına da şüphe yok. Büyük ihtimalle 2021’e Paris’i bırakıp Real Madrid’e gidecek, hep hayran olup örnek aldığı Zinedine Zidane’la geleceğe ilerlemek için. 
18 yaşında 1998’de Fransa’daki Dünya Kupası’nda oynayan Michael Owen “O yaşta ne fiziksel ne teknik olarak Mbappé kadar iyiydim,” diye anlatıyor. “Onun becerilerinin bazıları bende yoktu ama kafa olarak ondan çok daha olgundum.”
Herkesten daha önce antrenmana giden, en son çıkan, çok çalışan ve bir gün hep ünlü olacağını bilen Mbappé ise o yaşlarda tam da o yaşlardaki biri gibi davranması gerektiğini biliyor. Bu yüzden onu Paris’in banliyölerinde izleyenler o yıllarda bile çok yetenekli olduğunu, yeteneğinin işlenmesi gerektiğini bile söylerken onu kendi olduğu bırakmanın doğruluğunu vurguluyor. Bugün “Gençlere ne akıl verirsiniz?” diye sorulduğunda da akıl vermiyor Mbappé, çünkü gençlerin o yaşlarda akıl öğrenmek istemediğini biliyor.
Paris’in 11 kilometre uzağında, toplu konut kuleleriyle meşhur Bondy’de büyüyen Mbappé’nin büyük bir futbolcu olacağına hiç kimsenin şüphesi yokmuş. Ailesi yine de çok geniş kapsamlı bir eğitim almasını sağlamış. Altı yaşından 11 yaşına kadar şarkı söylemeyi, nota okumayı ve flüt çalmayı öğrendiği bir kursa katılmış. Sonradan özel bir Katolik okulunda okumuş.
PSG’deki takım arkadaşları ona “Küçük Obama” diyor, çünkü sadece bir futbolcu için değil o yaşındaki herhangi biri için muazzam bir hitabet yeteneği var. Kitap cümleleriyle, teklemeden konuşuyor. Basın toplantılarında ya da maç sonrası söyleşilerde başı sonu belli, paragraf uzunluğunda cümleler kuruyor ve dinleyeni hayran bırakıyor. Bir sporcu değil, kamusal alanda bir entelektüel adeta. Bizde bugüne kadar onun gibi kendini ifade edebilen tek futbolcu Aykut Kocaman’dı ve futbol hayatı tam da kendisini ifade edebilmesi yüzünden bitti. Şampiyon olduktan sonra rakip takıma empati duyabilen Kocaman gibi Mbappé de iki gol attıp kazandıkları bir maçtan sonra bile mutsuz olabiliyor.

BANLİYÖ GENÇLERİ

Benzer hikayeler ve hayaller Fransa’nın başka banliyölerinde de aynı. Suresnes’nin N’Golo Kanté’si var; Fontenay-sous-Bois’da Blaise Matuidi, Longjumeau’da Benjamin Mendy ve Lagny-Sur-Marne’deyse Paul Pogba. Dünya Kupası’na giden Fransa Milli Takımı’nın sekiz oyuncusu banliyölerden gelme ve 12’si Afrika kökenliydi. 
Fransa göçmenleri, banliyöleri ve çok kültürlülüğüyle Fransa çünkü. Mbappé de değişen toplumun en canlı simgesi. Dünyanın her yerinde varoşlardan çıkan futbolcular arkalarında hayal kuran milyonlarca genç hayran bırakır, hikayenin bu kısmı ilginç değil. 
Mbappé o banliyölerde ezilen, eski Cumhurbaşkanı tarafından aşağılanan, hakaret edilen o insanların arasından çıkılabileceğini, umut olabileceğini, Fransa’nın simgesine dönüşebileceğini gösteriyor. Bu yüzden de Macron ona azınlıklar konusunda danışıyor. Bolsonaro’nun kankası Neymar’ın forması ise askıda duruyor.
Mbappé’nin bu “übermensch” hali ne kadar devam edebilir? Hayatımız yeterse tanıklık edeceğiz. En azından bir 15 yıl daha rahat oynayacak, daha yeni başladı ve Dünya Kupası’yla başladı üstelik. Delirecek mi, gözümüzün önünde eriyecek mi, bugünkü potansiyelini yerle bir edecek mi? Genelde genç futbolcuların hikayelerinin sonu Türkiye’de böyle bitiyor. 
Başka yerlerde aynı hikayenin sonu farklı olduğundan da Mbappé’nin takımı Paris Saint-Germain bir zaman elendiği Galatasaray’a hiç zorlanmadan 5 gol atabiliyor şimdi. Katar sermayesi, dünya yıldızlarından oluşan kadro gibi bir sürü bahaneler vardır elbette. Birçok şeyle birlikte futbolumuzun öyküsü de öldürüldü; çöküşte en az diğerleri kadar etkilidir. 
Nike’nin Dünya Kupası’ndan sonra “Nous l'avons gagné en France” temalı kısacık bir reklam filmi vardı. İkinci yıldızı Rusya’da değil Fransa’da kazandıklarını anlatıyordu dış ses. Marsilya’nın yakıcı zemininde, sadece sahada yer bulabilmenin bile kendi başına ödül olduğu Panama’da ve Bondy’deki kulelerin gölgesinde. Galatasaray ya da Türk futbolu da geçen hafta Fransa’da değil İstanbul’da kaybetti geleceğini.

Not: Yazıdaki bilgileri New York Times, Bleacher Report, L’Equipe, FourFourTwo ve Time gibi yayınlarda çıkan yazılardan derledim.


*

*Dipnot:

Yine doğru bildiğimiz bir yanlış mı acaba

“Mbappé Fransa’dır,” diye yazarken Charles de Gaulle’ün Sartre hakkındaki meşhur sözüne gönderme yapıyordum. Ama bu sözün orijinali aramaya başladığımda yabancı kaynaklarda doğrudan bir atıf bulamadım. Amoz Oz bir Fransız dergisine verdiği söyleşide “Sartre Fransa’dır,” dediği söylüyor de Gaulle’ün. Amerikalı kimi yayın organları ise 
“de Gaulle’ün böyle dediği söylenir,” diye bahsediyor.
Kimse doğrudan referans veremiyor gibi bu söze. Aksine hem İngilizce hem de Fransızca kaynaklarda Sartre hakkında de Gaulle’ün “Voltaire’i tutuklayamazsınız” cümlesi yer alıyor. Bu cümlenin kaynağı var, ama bizde de çok sık atıf yapılan (“Orhan Pamuk Türkiye’dir”) cümlenin orijinali hep üçüncü kaynaklara dayanıyor.
Hakikaten merak ediyorum, “Sartre, c’est aussi la France,” dedi mi demedi mi…
Belki sesimi Murat Bardakçı duyar.