Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Özel Röportajlar İkisinin de ortak bir yanı var!

        Sinem Kobal ile Engin Altan Düzyatan, sevdiklerinin uzakta olmalarından dolayı buruk, yakında kavuşacak olmalarından dolayı heyecanlılar. Kobal ile Düzyatan'ın bir ortak yanı ise kariyerlerini sekteye uğratacak olsa bile çocuk sahibi olmak istemeleri

        Mehmet ÇALIŞKAN / HT MAGAZİN

        Sinem Kobal ile Engin Altan Düzyatan, 'Romantik Komedi 2 – Bekarlığa Veda'da evlenip mutlu bir yuva kuran 'Didem' ile 'Cem'i canlandırdılar. Filmin izleyiciden ilgi görmesinin de keyfini ayrı yaşayan Kobal ve Düzyatan'ın yaptığımız röportajdaki kahkahaları kulakları çınlatacak ölçüdeydi.

        'KEYİFLİ BİR DÖNEMDEYİM'

        Kariyerinizin hangi döneminde olduğunuzu düşünüyorsunuz?

        Sinem Kobal: Benim için keyifli bir dönem. Kendi hayatımda yaşadığım keyifli günlerin çalışmasından da izlemesinde de keyif aldığım 'Romantik Komedi – Bekarlığa Veda' gibi keyifli bir filmin gösterimiyle denk düşmesi benim için özel oldu

        Engin Altan Düzyatan: Oyunculukta her yaşın ayrı bir güzelliği var ve her yıl oyunculuk adına başka bir keşif yolculuğuna çıkılabiliyor. 30'lu yaşlarımı yaşıyorum ve oyunculuktan ayrı bir zevk aldığım dönemdeyim. Bu yaşlarda hayata bakış değişiyor. 20'li yaşlardan ferklı bir bakış açısına sahibim. Özel hayatımda da iş hayatımda da tatlı bir huzur, bir ferahlık hissediyorum.

        Şu anda hayalini kurduğunuz konumda mısınız?

        E.A. D: Hayalin sonu yok ama hayalini kurduğum yerlerde dolandığımı söyleyebilirim. 20'li yaşların başında 'şu yaşta şurada olacağım, bu yaşta burada olacağım' gibi dertlerim yoktu ama sinema filmlerinde rol almayı hayal ederdim, oldu. Tiyatro yapmanın hayallerini kurardım, bir oyun yönettim.

        S.K: Çocukken kurduğum hayallerin çoğu gerçekleşti. Ben de Engin gibi sinema filmlerinde, tiyatro oyunlarında rol almayı hayal ediyordum. Bunlar gerçekleşti. İnsan her sabah yeni hayallerle uyanıyor. Hayallerini gerçekleşmesi insana keyif veriyor. Ben o keyfi yaşamanın mutluluğu ve huzuru içindeyim. Her ne kadar 12 yıldır oyunculuk yapıyor olsam da daha çok gencim ve önümde kurduğum hayallerin gerçekleşmesi için çalışacağım uzun yıllar olacak.

        İleriye yönelik planlarınızda bir kaç maddeyi sıralayabilir misiniz?

        S.K: Elbete ayakları yerlere basan planlar doğrultusunda hareket etmek, hayatı umarsızca yaşamamak gerek ama uzun vadeli planlar yapmam mümkün olmuyor. Şartlar ve durumlar da değişiyor, bu kadar hızlı tüketilen bir sektörde uzun vadeli planlar yapmak pek mümkün değil.

        E.A.D: Benim de planlarım hep kısa vadelidir. En fazla 6 aylık planlar yapabiliyorum. Dizi anlaşması da film anlaşması da yapıyorsam 4-5 ay öncesinden imza atıyorum. Evet, romantik komedi türündeki 'Romantik Komedi 2 – Bekarlığa Veda'nın içinde olmak keyifli ama sözü olan, derdi olan, içinde benim de gerçekten derdini hissettiğim yapımların içinde olmak da başka bir zevk, başka bir oyunculuk türü. Biz oyuncuların hani 3'e 1 kuralı vardır ya. 3 tane gişeye yaparsın bir tane kendine. Ben hayallerimi, planlarımı işte o sözü ve derdi olan yapımlar üzerine kurmayı tercih ediyorum.

        'TARIK AKAN DA JÖNDÜ'

        Türk sinemasının jönlük kavramına uygun mu? Yoksa Jönlük artık eskilerde mi kaldı?

        E.A.D: Açıkçası bana sadece jön denmesi hoşuma gitmez. Evet, oynadığım rollerin bazıları öyle. Bu da işimin bir parçası ama sadece jön oynamadım. Oyunculuk adına benden sadece bir kadına aşık aşık bakmam isteniyorsa o zaman ben neden dört yıl oyunculuk okudum. Jön kavramı bir oyuncu adına kısıtlayıcı bir kavram. Sonuç olarak sadece jön olmak gücüme gider. Tarık Akan da bir jöndü ama 'Sürü' gibi bir filmi de var.

        Didem size ne kadar benziyor?

        S.K: 'Didem ile bayağı bir ayrılıyoruz. Kendisi çok sivri yönleri olan komediye hizmet eden biri. Benim oto kontrolümün çok yüksek oluşu 'Didem' ile en büyük farkımız. Çocuksu yönünün 'Didem' ile aramdaki küçük benzerliklerden biri olduğunu söyleyebilirim. 'Didem' gibi enerjisi yüksek bir karakteri canlandırmak bana iyi geldi.

        'DİDEM BAŞKA, BEN BAŞKA'

        Filmde de, özel hayatınızda da evlilik hazırlıkları yaptınız.

        S.K: Filmin konusunun evlilik olması hoş bir tesadüf oldu ama 'Didem' ile ben çok ayrı karakterlere, çok ayrı bakış açısına sahibiz.

        'Cem' size ne kadar benziyor?

        E.A.D: 'Cem' ile benim aramdaki fark 'Didem' ile Sinem arasındaki fark kadar büyük değil. Peki ben 'Cem' miyim? Hayır, kendimi de oynamadım. 'Cem'in bazı özelliklerinin ben de olmasını hiç istemezdim. Örneğin Gürgen Öz'ün canlandırdığı 'Yiğit' gibi bir arkadaşımın olmasını istemezdim. Allah'tan yok da. Ne var ki 'Cem'in 'Didem'e olan o aşık olan halini çok seviyorum.

        Yeni nesil oyuncuların en büyük sorunu nedir?

        E.A.D: Çabuk tüketilme olabilir. Dikkatli olunmadığında her oyuncu çabuk tüketilmeyle karşı karşıyadır. Ben elimden geldiğince çabuk tüketime karşı önlem alıyorum. Örneğin temmuzda biten dizimin ardından eylülde bir diğerine başlamıyorum. Sinema filmleri konusunda ise o kadar kararlı olamıyorum, 'yılda iki kez sinema filminde rol almam' demem. Sinema filmi konusunda tabi ki daha açım.

        S.K: Ben de Altan'a katılarak en büyük sorunumuzun çabuk tüketilme olduğunu söyleyebilirim. Bir de teklif edilen filmlerin birbiri ardına gösterime girmesi. İkisinde de oynamak istiyoruz ama diyelim ki biri 14 Şubat'ta diğeri ise 21 Şubat'ta gösterime girecek. Doğal olarak birini seçmek zorunda kalıyoruz.

        'MUTLU BİR İLİŞKİM VAR'

        Oyuncular hep çok paralı insanlar olarak bilinir. Öyle midir?

        E. A. D: Evet, çok zengin biliniriz. Bir yapımda sokaktan geçen adamı oynasak da çok zengin biliniriz. O dönemler çok büyük paralarda kazanmıyorduk ama nedense insanların gözünde bayağı zengin insanlarız.

        Seviyor, seviliyorsunuz ve şöhretlisiniz. Eksik olan nedir?

        E.A.D: Her halimle şükretmeyi bilen biriyim. Gençlik, güzellik gelip geçici unsurlar. Ben her şeyden önce sevdiğim mesleği yaptığım için şükrediyorum. Bunun yanı sıra mutlu olduğum bir beraberliğim var. Etrafımda güzel vakit geçirdiğim arkadaşlarım var. Bunlara sahip olduğum için aklıma her geldiğinde şükrediyorum. Sevdiğin işi yapacaksın, mutlu bir beraberliğin ve iyi arkadaşların olacak. Bunların tamamına aynı anda sahip olmak her zaman mümkün olmayabilir.

        Belki de çocuk?..

        E.A.D: Evet, belki de. Artık mutluluğumuzu katmerleyeceğimiz, sahip olacağımız en değerli varlığımız bir çocuk olacaktır. Elbette her insan çocuk sahibi olmak ister. Ben de istiyorum.

        S.K: Ben en çok sağlıklı olduğum için şükrediyorum. Sözünü ettiğimiz çabuk tüketim zamanında hayatta pek çok şey gelir gider. Her zaman şanslı biri olduğumu düşünüyorum, buna da şükrederim.

        Anne-baba olmak sizce kariyerinizi sekteye uğratır mı?

        E.A. D: Kariyerimi sekteye uğratır mı bilemem ama setten eve daha erken dönmek isterim. İki köpeğim var, aklıma geldikleri zaman eve gitmek istiyorum. Çocuk için ne olurum artık siz düşünün. Kariyerimi sekteye uğratacaksa bile çocuk sahibi olmaktan vazgeçmeyeceğim.

        S.K: Altan, çok güzel özetledi. Aynen katılıyorum. Kariyerimi sekteye uğratacağını sanmıyorum. Sonuçta hem işini yapan hem de çocuk sahibi olan bir çok kadın var. Bizim işimizi yapıp da çocuk sahibi olanlar da var. Yine de kariyerimi sekteye uğratacağını bilsem çocuk sahibi olmaktan vazgeçmem.

        Sizce kadınlarla erkekler arasındaki çekişmenin temelinde ne vardır?

        E.A.D: Bu konuda söylenecek şok söz var, dikkatli düşünmek gerek. Çekişme, kadınlarla erkeklerin zıt kutuplar olmasından dolayı birbirlerini çekmelerinden kaynaklanıyor. İşin zevkli tarafı da burada zaten. Düşüncenize dünyada sadece erkekler var ve sabahtan akşama kadar tavla oynuyoruz, maç izliyoruz. Ne kadar sıkıcı olurdu. Kadınlar mümkün olduğunca erken, erkekler ise mümkün olduğunca geç evlenmek istiyor. Çekişmenin temelinde belki de bu evlilik zamanındaki farkılılık vardır. Erkekler ayatlarını olabildiğince özgür yaşamak istiyor, kadınlar ise 'hadi ama daha evlenip çocuk yapacağız. Metebolizma çalışıyor, saat işliyor tik tat tiktak' diyor.

        S.K: Beyinlerimiz farklı çalışıyor, duygusal açıdan da farklı bakıyoruz. Bir de bunu kimse çözememiş ki biz nasıl çözelim? Ne var ki ortada bir aşk varsa o çekişme çok tatlı bir hal alır, o farklılıklar cazip hale gelir.

        Engin Bey'in sözünü ettiği kadınların erken evlenme isteği sizde ne durumdaydı?

        S. K: Bu duygu kimine erken geliyor, kimine geç. Özgürlüğün çok düşkün kadınlar bile yaradılışı gereği evlenip yuva kurma hissine sahip oluyor. Ben, 'Didem' gibi bir karakteri canlandırdıktan sonra onun gibi bir an önce evlenmeyi isteyecek obsesif bir durumda bulmadım kendimi.

        Sevdiğiniz için neleri göze alırsınız?

        E.A.D: Acı biber yerim. Aşk varsa düşünmem ki. Ne yapmam gerekiyorsa yaparım. Bir anda göze alman gereken ne varsa...

        S.K: Engin'e katılıyorum. Ben sıkıştığım her konuda Engin'e katılıyorum.

        'KAHVALTI HAZIRLAMASI ÇOK HOŞ'

        Sizi sevenin sizin için ne yapmasından hoşlanırsınız?

        E.A.D: Kahvaltı hazırlamasından çok hoşlanırım. Özge'nin bana güzel bir kahvaltı hazırlamasından oldukça mutlu olurum. Sinem, bana bu konuda katılmasın. Arda'nın rövaşatayla gol attığı akşamın ertesi sabahında Sinem'e kahvaltı hazırladığını düşünmek istemiyorum. Özge'nin yaptığı her şey hoşuma gidiyor. Kahvaltı hazırlaması çok özel bir durum.

        S.K: Benim öyle ayrı tuttuğum bir şey yok. Sevdiğimin yaptığı her şey hoşuma gider. Bence güzel cevap verdim. Yeterli.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ