Penelope Cruz ve Javier Bardem aynı filmde: Siyaset hakkında konuşmamak mantıklı olmazdı
Başrolleri paylaştıkları 'Bunker' filmiyle Venedik Film Festivali'ne katılan Penelope Cruz ve Javier Bardem, neden siyaset hakkında konuşmaktan kaçınmadıklarını anlattı
Hollywood'un gözde çifti Penelope Cruz ve Javier Bardem, birlikte rol aldıkları yedinci filmleri 'Bunker'ın Venedik Film Festivali kapsamında düzenlenen galasına katıldı.
Bugüne dek Filistin'i destekleyen açıklama yapmaktan çekinmeyen 52 yaşındaki Cruz ve 57 yaşındaki Bardem, gala öncesi düzenlenen basın toplantısında, siyaset hakkında açıkça konuşmanın önemine değindi.
"SİYASET KONUŞMAMAK İMKANSIZ"
"Karakterlerimizle aynı fikirde olmak zorunda değiliz, bazen hikayeyle de aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Ancak bunlar, dünyanın şu anki durumunun birçok yönünü içeriyor. Hepimizi, gelecek nesilleri etkileyen şeyler" diyen Cruz, "Bu filmde o kadar çok şey var ki, burada olup da 'Ah, bundan bahsetmek istemiyorum' demek gerçekten çelişkili olurdu. İmkansız. 'Siyaset hakkında konuşmuyorum' demek mantıklı olmazdı" ifadesini kullandı.
Bardem de "İster sanatçı, ister oyuncu, ister tesisatçı, ister taksi şoförü olun, herkes önemli olduğunu düşündüğü konularda kendi gerçeğini ortaya koyma hakkına sahip" dedi.
"MİKROFON BENDE"
"Elbette bunu yapabilmek için bir taksi şoföründen daha fazla kaynağa sahibim, çünkü elimde mikrofon var ve sizler beni dinliyorsunuz. Dolayısıyla sorumluluk farklı" diye devam eden Bardem, "Bence önemli olan da bu. İçinde yaşadığımız dünyaya karşı bir sorumluluğumuz olması ve bunu hafife almamam" sözlerini kullandı.
"Sanatsal açıdan bakıldığında, bu film tam da bundan bahsediyor; başkalarını ne kadar görmeye, hissetmeye, kucaklamaya istekli olduğumuzdan ya da hayallerimize, önyargılarımıza, korkularımıza dayanarak ne kadar korktuğumuzdan" diyen oyuncu, "Buna dayanarak, başkalarını ne kadar izole edip suçlu ilan edeceğiz? Cevabını bilmiyorum ama bu iyi bir soru” diye ekledi.
Cruz ve Bardem'in başrolleri paylaştığı 'Bunker' neyi anlatıyor?
17 yıllık bir evliliğin ardından bir mimar ile eşi arasındaki ilişki, mimarın kazançlı ancak son derece tartışmalı bir iş teklifini kabul etmesiyle sarsılmaya başlar. Mimar, varlıklı bir teknoloji milyarderi tarafından, küresel bir felaket durumunda özel bir sığınak işlevi görecek lüks ve yüksek güvenlikli bir yeraltı sığınağı tasarlamakla görevlendirilir. Proje üzerindeki çalışmalar ilerledikçe, eşi kocasının değerlerini hâlâ paylaşıp paylaşmadığını sorgulamaya başlar. Etik ikilemler, geleceğe dair korkular ve giderek zayıflayan güven duygusu arasında sıkışıp kalan çift, ilişkilerini ve inançlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalır.