Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya Başbakan'ın sözleri Enine Boyuna'da tartışıldı

        HABERTURK.COM

        HABERTÜRK TV'de bundan böyle her hafta ekranlara gelecek olan "Enine Boyuna" programı izleyici ile buluştu. Moderatörlüğünü Ece Üner'in yaptığı program her Pazartesi akşamı Fehmi Koru, Cengiz Çandar ve Ruşen Çakır'ın katılımıyla ekranlara gelecek.

        Üç güçlü kalem Türkiye'de yaşanan dönüşüm, iç ve dış dinamikler ile medya dünyasına ilişkin enine bonuna yorumlar yapılacak.

        Enine Boyuna'nın ilk programında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen haftaki sözleri masaya yatırıldı. Bilindiği gibi Başbakan Erdoğan'dan medyaya 'Bu işlerin üzerinde hassas olmak lazım. Yazılı ve görsel medyadan bu noktada el birliğiyle, gönül birliğiyle destek bekliyorum. Bu haberleri hiç görmemek, büyütmemek lazım. Şehit haberleri yayınlamayın. Şehitlerimizin şehadeti üzerinden reyting yükselteceksek yandık biz" diye konuşmuştu.

        Peki Erdoğan'ın medyaya dair açıklamaları ne anlama geliyordu? Terör haberlerini yayınlamak konusunda ne yapmalı?

        Üç usta yazar Erdoğan'ın sözlerini böyle yorumladı:

        RUŞEN ÇAKIR:

        Yanlış. Çok zor mesele. Her terör saldırısının ardından hiçbir şey yazmamak gibi bir duyguya kapılırım. Dağlıca saldırısının olduğu günlerde 4 gün hiçbir şey yazmadım. Sonra bir programa çıkardılar benim orada gözümü yumup konuştum. Konuştum, söylediklerimden de ürktüm. Daha sonra kızacağını tahmin ettiğim insanlar benimle konuştular. Hepimiz Türkiye'nin iyiliğini istiyoruz. Burada bildiklerimizi, gördüklerimizi dile getirmeyeceksek biz bu işi niye yapıyoruz? Burada hasassiyetin olduğunu kabul ediyorum. Sayın Başbakan yorumu öyle bir genişletti ki. Bence terör konusunda medyanın tavrı ne olmalı konusu çok eski bir tartışma. Buna verilecek en basit cevap 'görme' olacaktır. Görmezsek bu iş bitecek mi? Yapılan her saldırılardan birileri şunu söylüyorlar 'İşte görüyorsunuz buna karşı çok acımasız olmak lazım vs.'. Bugün Başbakan'ın Genelkurmay Başkanı'na yolladığı mesajda 'tuzağa düşmeyeceğiz' diyor. Ben de katılıyorum ama bu tuzak nedir? Bunları konuşmamız lazım. Bunları konuşmak için olguları da konuşmak lazım. Bunun için medyayı dar bir alana hapsederek bu işi çözemeyiz. Daha önce de denendi ama olmadı.

        FEHMİ KORU

        Buradaki hassasiyet biraz politikacılar tarafından anlaşılamıyor. Medya ancak özgürlükler içerisinde nefes alabiliyor. Siyasetçiler ise daha başka bir alanda benzer görevler yapıyor ama gizlilikler olabiliyor, devlet sırrı olabiliyor. En yakın mesai arkadaşınızdan bile sakladığınız şeyler devlet adına olabiliyor. Ama medyada öyle olmuyor. Bugünün dünyasında bir şeyleri gizlemek mümkün değil. Elinde telefon olan insan dünyanın her tarafında olan insanlarla fotoğraflı olarak, videolu olarak paylaşılabiliyor. Şimdi bunları nasıl saklayacaksınız? Kaldı ki, tek sesli bir medya yok. Sansürün en yoğun olduğu ülkelerde bile internet üzerinden alehte bir şeyler yaymak mümkün olabiliyordur. Ben Başbakanın sözlerini ilk akla geldiği şekilde anlamıyorum. Şehit haberleri televizyonlarda yayınlanmasın diye anlamıyorum. Bu olayda terör örgütünün devletle olan mücadelesinde terör örgütünün işine yarayacak şekilde kullanılmasın anlıyorum. Aslında Başbakan söylediklerinde büyük çapta haklı. Başka ülkelerde böyle hassas noktalarda medya ile bir anlayış kurulur. Ama bunun arzu edildiği şekilde geniş çapta olması siyasilerin de menfaatine değildir. Sonuçta uyguladığınız sansür gelir sizi vurur. Konuşmadığınız şeyler halk arasında farklı bir şekilde konuşulmaya başlanır.

        CENGİZ ÇANDAR

        Başbakanın bu kaygısını anlayabiliyorum. PKK tipi örgütler tarih boyunca yaptıkları eylemlere silahlı propoganda adı veriyor. Terör eylemlerini siz yansıttığınız anda örgütün varoluşunun amacıdır ve propogandasıdır. Başbakan, onların ekmeğine yağ sürüyor demeye getiriyor. Geçmişte medya yöneticileri ve genel yayın yönetmenleri durumdan vazife çıkarmıştı. Başbakan vurun diyor onlar öldürüyorlardı. Bu mümkün değil. Bu politika olarak mümkün değil. Sosyal medya diye bir şey var. Mesela İngiltere'de BBC Falkland olaylarında toplumun çıkarına yayın yaptı. Ama şimdi sosyal medya var. Twitler dalga dalga gidiyor. Siz vermezseniz haberi terör örgütünün yandaşları twitt atmaya başlayacak. Bu kez insanlar dönüp 'ne oluyor' diye soruyor. Böyle olunca alanı en istemediğiniz yere bırakmış oluyorsunuz. Sadece twit değil bloglar var. Başbakanın kastettiği, bizim medya yöneticilerin tam idrak edemediği haklı bir husus var. Mesela ABD medyası Irak'taki kayıplarını hiç bir zaman gizlememiştir. Fakat cenaze görüntüleri gelmez. İnsanların eleminin müstehcen bir şekilde sergilemesi oluyor çünkü. Dövünen bir anne baba fotoğraflarının verilmesi bunların toplumun moralini olumsuz şekilde etkileyip terör eylemi yapana puan kazandıracak şeklinde anlaşılabilir. Ama Türkiye demokratik bir ülkeyse vermemezlik edemezsiniz. Bu tip sansürleri Baas rejimindeki ülkeler yapar.

        RUŞEN ÇAKIR

        Son dönemde yaşanan bütün kritik olayların ardından doyurucu resmi devlet açıklamaları gelmedi. Şemdinli, GAziantep, Uludere gibi olayların hepsinde uzun bir süre medya sadece resmi açıklamadan mahrum kaldı. Hatta valinin yaptığı açıklamayı bile bazı yayın kuruluşları vermekten çekindi. Devlet haber akışından rahatsızsa o zaman kendisinin bu enformasyon ihtiyacını tatmin edici bir şekilde karşılaması gerekiyor. Birçok konuda hükümetten açıklama bekliyoruz. Ama siz onu beklerken sosyal medyadan bilgi akıyor. Daha sonra resmi açıklamaya kimse inananası gelmiyor. Uludere'de çok ciddi bir hata yapıldı. Hızlı bir şekilde tatmin etme konusunda ürkek ve beceriksiz davranıldı. Devletin olabildiğince bütün açıkları kapatabilmesi lazım. Kendi bilgilendirme işlemi yapmayıp gazetecilere 'yazmayın, görmeyin' demesi tuhaf. Bazı durumlarda medya devletin ne dediğini bilmediği için bir şey yapamıyor.

        FEHMİ KORU

        Başbakan bunu kamuoyuna açık bir televizyon programında söyleyince tartışmalar oluyor. ABD, Fransa'da kamuoyunun bilgisi olmadan medyayla ilişki kurulabiliyor. Hükümet olarak bir rahatsızlığınız var diyelim, genel yayın yönetmenlerini topluyorsunuz ve hassasiyet bekliyorsunuz, onlar da hassas davranabiliyor. Fransa'da araç yakmakla başlayan olaylarda aynısı oldu. Medya mensuplarını Elize'ye çağırıp durumu anlatıyorsunuz, daha fazla ileri giderseniz sorun çıkacak siz de etkileneceksiniz, deniyor. Ama bunu ilan ettiğiniz zaman, hiçbir şey yazılmasın şeklinde yorumlanacak şekilde söylediğiniz zaman tartışma çıkıyor. Bence bu tür kısıtlamalarının hayata geçirebileceği ortamlar basının özgür olduğu ortamlardır. Siz basını o kadar özgür bırakırsınız ki bazen de onlardan ricada bulunabilirsiniz.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ