Almanya Başbakanı Merkel ile Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer geçen eylül ayında ABD’ye iki ayrı uçakla gittiğinden beri iki kadın arasında soğukluk olduğu söylentisi dolaşıyordu. Bir kısım Alman medyasına göre ise Merkel ile sırdaşı ve halefi AKK hiç olmadığı kadar yakındı. Merkel ile AKK arasındaki mesafeye dair dedikodular, koalisyonun büyük ortağı Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin doğu eyaletlerindeki üç seçimde art arda ağır oy kaybına uğramasından kaynaklanıyordu. Hele geçen haftaki son seçim “Thüringen felaketi” olarak geçti siyasi literatüre; çünkü oylar Sol Parti ile aşırı sağ AfD arasında, radikal uçlarda bölünmüş, istikrarın zemini olarak görülen merkez partiler çökmüştü.

Kramp-Karrenbauer geçen yıl aralık ayındaki CDU kongresinde Merkel'in yerine genel başkan seçilmişti.

Aslında CDU’da bir dejavu yaşanıyordu…

Geçen yıl Bavyera ve Hessen eyalet seçimlerinde CDU kan kaybına uğrayınca partiden yükselen eleştiriler üzerine Merkel liderlikten çekilmiş, yerine yakın çevresinden Kramp-Karrenbauer seçilmişti. Merkel 2021’deki genel seçime kadar başbakanlık görevini sürdürecekti. AKK’nın o seçimde CDU’nun yeni başbakan adayı olacağı düşünüyordu. Gerçi genel başkanın, aynı zamanda şansölye adayı olması gibi bir şart yok ama o gün için eşyanın tabiatı öyleydi.

Fakat köprülerin altından çok sular geçti ve bu sefer de doğu eyaletlerindeki seçim yenilgileri üzerine Kramp-Karrenbauer hedefe konuldu. Die Welt’in analizine göre, “Parti içi kaynaklar iki kadın arası soğukluk iddialarını yalanlıyor ama rakipleri olan erkeklerin çok daha sıkı ve yakın bir işbirliği içinde çalıştığı kesin”. Seçim yenilgileri üzerine başlayan saldırıların koordineli olduğu iddiası da yer alıyor aynı analizde.

THÜRİNGEN FELAKETİ

Doğu eyaletlerinden Thüringen’e iki Almanya’nın birleşmesinden bir yıl sonra gitmiştim; başkenti Erfurt kış gününde kasvetli gelmişti. Weimar ise sarsıcıydı. Goethe ve Schiller klasiğiyle estetiğin doruğuna çıkmış, Nazi barbarlığıyla dibe vurmuş bir şehir manzarası vardı önümde. Beş dakika mesafede, 50 bin kişinin katledildiği Buchenwald toplama kampı, kayın ormanının orta yerinde ölü canların varlığını hala hissettiriyordu.

İşte o coğrafyada Nazi ruhu da varlığını hala koruyor.

Geçen 27 Ekim’deki Thüringen seçimlerinde Sol Parti, tarihte ilk kez bir eyalet seçiminden birinci parti olarak çıktı yüzde 31 rekor oy oranıyla. Ancak göçmen düşmanı aşırı sağ Almanya için Alternatif (AfD) yüzde 23.4’le ikinci büyük parti olarak izliyordu. Desteğini yüzde 13 oranında artırmıştı. Merkez partiler CDU, SPD, Yeşiller ve FDP ise dökülüyordu. Bu dört partinin ortaklığı bile eyalette iktidar için yeterli değildi. Yorumlara göre oyların radikal uçlarda toplanmasıyla, Almanya’da istikrarın zeminini oluşturan eski merkezden eser kalmamıştı.

Doğunun diğer eyaletlerinde oy kaybına uğrayan Sol Parti’nin Thüringen zaferi büyük ölçüde eyalet Başbakanı Bodo Ramelow’a bağlıydı; istisnai bir durum söz konusuydu. 2015’teki göçmen akınında Almanya’nın kapıları açmasıyla yükselişi başlayan AfD ise pozisyonunu iyice perçinlemişti. Göçmen düşmanı ve iklim değişikliğini reddeden bir propaganda ile ikinci güç olan AfD’nin liste başı adayı Björn Höcke doğrudan anti-semitik siyaset güdüyordu. Örneğin Nazi kurbanı Yahudiler için anıt dikilmesini protesto etmişti. AfD’nin ayrıca yer altında faaliyet gösteren Neo-Nazi örgütleriyle de ilişkisi vardı.

Göçmen düşmanı AfD'nin Thüringen'deki lideri Björn Höcke açık anti-semitik politika izliyor.

Seçimden iki hafta önce yine doğudaki Halle kentinde sinagoga silahlı saldırıda iki kişi hayatını kaybetmiş, saldırının faili antisemitik ve sağ görüşlü olduğunu itiraf etmiş ve siyasetteki nefret söylemiyle bu eylem arasında bağ kurulmuştu.

İKİ KADINA AĞIR SALVOLAR

1 Eylül’de doğu eyaletlerinden Brandenburg ve Saksonya’da yapılan seçimlerde CDU oy kaybına uğramakla birlikte pozisyonunu korumuş; federal koalisyonun ortakları CDU ve SPD, iki eyalette yeni ortaklarla iktidarda kalmıştı. Ancak Thüringen’deki tablo, Annegnet Kramp-Karrenbauer’in gelecek planlarını baltaladı. Hem Merkel, hem de AKK’ya ağır eleştiriler yönelten CDU saflarında artık 2021 seçimi başbakan adaylığı için yeni isim arayışları var.

Thüringen sonrası salvolar, parti siyasetinde ağırlığı olan Genç Birlik başkanı Tilman Kuban’ın çıkışıyla başladı; partide yönetim sorunu olduğu şeklindeki sözleri Twitter’dan yayıldı ve Sağlık Bakanı Jens Spahn’ın başbakanlık için AKK’ya göre çok daha çalışkan ve sorumluluk sahibi bir aday olacağını söyledi. Ardından liderlik yarışında AKK’ya yenilen ve Merkel’e hasmane tutumu da bilinen partinin ağır toplarından Friedrich Merz, hükümetin “kötü ötesi” çalıştığını, Merkel’in atalet içinde ve yönetim becerisinden yoksun olduğunu belirterek, “Almanya’nın üzerine ağır bir sis tabakası gibi çöktü” dedi.

Friedrich Merz, CDU'da liderlik yarışını Kramp-Karrenbauer'e karşı kaybetmişti.

CDU’lu Hessen Başbakanı Roland Koch da siyasi liderlik gediğinden dem vurarak, Merkel’in artık sandığın nabzına bakarak bir politika izlemesi gerektiğini söyledi. CDU’lu eski savunma bakanlarından Rupert Scholz ise daha ileri giderek, Merkel’in sığınmacı sorunundan vergi politikasına kadar birçok konuda anayasayı çiğnediğini, bıraktığı mirasın sorgulanacağını ileri sürdü.

Şimdi Merkel taraftarları bu çıkışları “yaşı geçkin kariyeri bitik adamların hezeyanları” diye niteliyor. Federal Meclis grubunda Merkel’i eleştirenlere karşı imza toplanıyor. İmza veren milletvekillerinin sayısı ise şimdilik sadece 15.