Bugün Türkiye’de şiir denilince ilk akla gelen isimlerden usta şair Nazım Hikmet’in 118. doğum günü.

1920’lerin sonunda Resimli Ay Dergisi’nde yazdığı ‘Putları Yıkıyoruz’ başlıklı yazıyla o aralarında Abdülhak Hamit, Ahmet Haşim, Hamdullah Suphi gibi büyük isimlerinde bulunduğu o yılların büyük yazarlarına savaş açan, kendi yeni sanat anlayışının ilkelerini ve özelliklerini anlatan Nazım Hikmet’in hayatı hep fırtınalı oldu.

1925'te Şeyh Sait isyanı nedeniyle başlatılan soruşturmalar sırasında gıyabında 15 yıla mahkum edildi. Yurtdışına kaçtı. 1926'da çıkan aftan yararlandırılmadı. Gizli örgüt üyesi olmak suçlamasıyla 3 ay daha hapse mahkum edildi. 1928'de Bakü'de ilk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü" basıldı. Aynı yıl yine gizlice Türkiye'ye döndü. Yakalanıp Ankara'ya götürüldü. 1929'da "835 Satır", "Jokond ile Sİ-YA-U", ertesi yıl "Varan 3+1+1=1" kitapları yayınlandı. 1930'da "Salkımsöğüt" ile "Bahri Hazer" şiirlerini Columbia firmasının girişimiyle plağa okudu. Plak halktan büyük ilgi görünce hakkında şiir kitapları nedeniyle dava açıldı. 1932'de "Benerci Kendini Niçin Öldürdü" ile "Gece Gelen Telgraf" kitapları basıldı. 1932'de "Kafatası", 1933'te "Bir Ölü Evi" adlı oyunları İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelendi.

1938'de Harp Okulu öğrencilerini isyana teşvik suçlamasıyla tutuklanan, 10 yılı aşkın cezaevlerinde kalan, 1950'de yürürlüğe giren af yasasıyla özgürlüğüne kavuşan ama sürekli izlendiğini anlayınca 1951'de Karadeniz yoluyla Bulgaristan ve Romanya üzerinden Moskova'ya giden Nazım Hikmet’in kitapları gibi o şiirlerden bestelenen şarkılar da yıllarca yasaklandı.

Ancak bu yasaklar müzisyenlerin onun şiirlerine ilgisinin engelleyemedi.

Ruhi Su’dan Zülfü Livaneli’ye, Ahmet Kaya’dan Edip Akbayram’a, Cem Karaca’dan Yeni Türkü’ye. Athena’dan Fazıl Say’a birçok sanatçı ve grup onun şiirlerinden bestelenen şarkıları seslendirdi.

‘Ceviz Ağacı’, Güzel Günler Göreceğiz’, ‘Karlı Kayın Ormanı’, ‘Geberiyorum’, ‘Kız Çocuğu’, ‘Salkım Söğüt’, ‘Aynı Daldaydık’, ‘Herkes Gibi’ şiirlerinden bestelenen şarkıları bugün hala zevkle dinleniyor.

Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelenen ve yasaklanan şarkılarıyla ilgili en ilginç öyküyü, Habertürk yazarı Murat Bardakçı, 2000’li yılların başında Hürriyet’te yazmıştı.

Bardakçı, “Sözlerini Nazım'ın yazdığı ama şimdilerde neredeyse unutulmuş olan bazı şarkıların yasaklanmaya kadar uzanan ve pek bilinmeyen hazin öykülerini nakledeceğim...” diye başladığı yazısında, sözlerini Nazım Hikmet’in yazdığı, Mesud Cemil’in bestelediği ve Münir Nureddin’in orkestra refakatiyle okuduğu üç şarkının öyküsünü şöyle anlatıyor:

“Modern Türk sinemasının ve Türk tiyatrosunun kurucusu kabul edilen Muhsin Ertuğrul, 1930'ların sonuna doğru yeni bir film çekiyordu: ‘‘Mineli Kuş’’ adında müzikli bir film. Senaryoyu o günlerde de tartışılan ama bir hayli meşhur olan bir isim, Nazım Hikmet yazmış ve film için iki de güfte, yani şarkı sözü kaleme almıştı.

‘‘Martılar áh eder, çırparlar kanat’’ ve ‘‘Kanatları gümüş yavru bir kuş’’ sözleriyle başlayan güfteleri o zamanın önde gelen bir müzisyeni besteledi: Mesud Cemil... Türk Müzik tarihinin en tanınmış isimlerinden biri olan Tanburî Cemil Bey'in oğluydu, radyoculuğu Türkiye'ye getirenlerdendi, bizzat kurduğu İstanbul Radyosu'nun müdür vekili, spikeri, tanbur;si, yani her şeyiydi ve hepsinden de öte dört dörtlük bir müzisyendi.
Mesut Cemil, Nazım'ın şiirlerine alışılmadık fakat son derece hoş melodiler giydirdi ama çekimler devam ettiği sırada, 1938'in meşhur Harp Okulu olayları yaşandı. Nazım tutuklandı, bir savaş gemisinde kurulan askeri mahkemeye çıkartıldı, ‘‘komünistlikten’’ 28 seneye mahkum edildi ve bütün bunların arasında olan ‘‘Mineli Kuş’’a da oldu ve çekimler birdenbire duruverdi.

Filmden geriye sadece iki şarkı kalmıştı ve Münir Nureddin bu şarkıları birkaç sene sonra taş plaklara okudu. Parçalar bir orkestranın refakatinde icra edilmişlerdi ve tek kelimeyle, nefistiler. Münir Bey icracılığının bütün maharetini kullanıyor, Mesud Cemil'in alışılmış Türk melodilerini zorlayarak ve bambaşka bir üslupta yazdığı nağmelerini sanki yepyeni bir álemde teneffüs ediyordu.
Şarkılar bir anda meşhur oldular.

Derken aradan seneler geçti ve Türkiye 12 Mart'ı yaşadı. O zaman TRT'de çalışan ve şimdi hayatta olmayan işgüzarın biri kalkıp kurumun başındakilere gitti, ellerini önüne bağladı, boynunu büktü ve ‘‘Bu şarkıların sözleri komünist Nazım Hikmet'indir’’ dedi. ‘‘Arada bir okunuyorlar. Her ne kadar aşk şarkısı gibi görünseler de, sosyal bir sınıfın bir başka sosyal sınıf üzerinde hakimiyet kurması temeline dayalı olup yıkıcı ve de bölücü hüviyet taşıdıklarını arzederim! Bir emir buyursanız da bu komünist eserleri yasaklasanız’’

İşgüzar böyle de dedi ve şarkılar yasaklandı!.. Radyolara ‘‘Bundan sonra okunmayacaklar’’ diye şifahi bir talimat verildi ve ‘‘Martılar áh eder’’ ile ‘‘Kanatları gümüş yavru bir kuş’’u seslendirmeye yirmi küsur sene boyunca kimseler cesaret edemedi. Yasak ancak 1990'ların ortalarında kaldırıldı ama her iki şarkı da artık unutulmuştu! Bugün bile okunmuyorlar ve ‘‘gümüş yavru kuş’’un kanatları hálá kırık.

İşte şiirin ve müziğin iki ustasının, Nazım Hikmet ile Mesud Cemil'in beraberce yarattıkları ve Münir Nureddin'in sesiyle ölümsüzleşen şarkıların güfteleri... Mesud Cemil, ilk şarkıyı Nihavend'den bestelemiş:



"‘Kanatları gümüş yavru bir kuş
Gemimizin direğine konmuş
Dağlara çıkma Karadeniz
Yavrudur yárim uçamaz bensiz

*

Bir yárim var bu yavru kuş gibi
Yárim yüreğime konmuş gibi
Dağlara çıkma Karadeniz
Yavrudur yárim uçamaz bensiz"


Diğer şarkı ise Hicaz makamında:

"Martılar áh eder, çırparlar kanat
Deryálar açılır, açılır kat kat
Gayri beklemeye kalmadı tákat
Görünsün karşıdan Istanbul şehri

*

Dalgalar yár derler kopar kıyamet
Deryáyı kan eder, kan eder hasret
Gayri beklemeye kalmadı tákat
Görünsün karşıdan Istanbul şehri"