Obeziteli bireyler hayatın her alanında ayrımcılığa maruz kalıyor!
Dünyada yaklaşık 800 milyon kişiyi tehdit eden obezite, önlenebilir ölümlerin önemli nedenlerinden bir tanesi. Obezite, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser gibi birçok kronik hastalık açısından önemli bir risk faktörü. 4 Mart Dünya Obezite Günü'ne özel açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Deniz Sezgin, obeziteyle mücadele eden hastaların, hastalığın yanı sıra sosyal anlamda da pek çok zorlukla karşı karşıya kaldıklarını ve bu nedenle obeziteli bireylerin haklarından yararlanamadıklarını söyledi. Habertürk'ten Demet Demirkır'ın haberi
Obezite, önlenebilir ölümlerin önemli nedenlerinden bir tanesi ve küresel ölçekte önemli bir halk sağlığı sorunu. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, obezite 1975'ten bu yana neredeyse üç katına çıktı. Dünyada yaklaşık 800 milyon kişiyi tehdit eden obezite, ciddi hastalıkları da beraberinde getiriyor.
OBEZİTE, BİREYLERE HEM FİZİKSEL HEM SOSYAL AÇIDAN ZARAR VERİYOR
Obezite, sağlığı bozabilecek anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanıyor. Diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser gibi birçok kronik hastalık açısından önemli bir risk faktörü olan hastalık, obeziteli bireylere sosyal açıdan da zarar veriyor.
Obeziteyle mücadele eden hastaların, hastalığın yanı sıra sosyal anlamda da pek çok zorlukla karşı karşıya kaldıklarını belirten Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi ve Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Deniz Sezgin, 2020 yılında başlattıkları 'Rolüm Ağır Obezitede Ayrımcılık ve Damgalama' araştırmasından çok çarpıcı sonuçlar elde ettiklerini dile getirdi.
Prof. Dr. Deniz SezginOBEZİTELİ BİREYLER YAŞADIKLARI SIKINTILARI ANLATTI
Prof. Dr. Sezgin, obeziteli bireylerin damgalayıcı ve ayrımcı yaklaşımlar sebebiyle hayatlarının kısıtlandığını söyleyerek, yaptıkları çalışmayla Türkiye'de bu alanda bir ilke imza attıklarını söyledi.
Sezgin, "Rolüm Ağır Obezitede Ayrımcılık ve Damgalama" araştırmasından yola çıkarak "Rolüm Ağır" adlı bir kitap çıkardıklarını ifade ederek, şunları söyledi: "Amacımız obeziteli bireylerin karşı karşıya kaldıkları ayrımcı, damgalayıcı davranışları tespit etmek ve çözüm önerileri önermekti. Buradan hareketle obeziteli bireylerle çeşitli görüşmeler yaptık. Böylece onların neler yaşadıklarını ortaya koymaya çalıştık. Türkiye'de bu alanda yapılmış ilk çalışma olması açısından bizim için ayrı bir öneme sahip. Obezite alanında çok fazla araştırma var ama sosyal araştırmalar anlamında obezite konusu bu boyutuyla hiç değerlendirilmemişti. Obeziteli bireylerin ne tür sıkıntılar yaşadığı onların ağzından hiç dinlenmemişti" dedi.
OBEZİTELİ KİŞİ KİLO YÜZÜNDEN HAKSIZLIĞA UĞRUYOR
Obeziteli bireyler, maruz kaldıkları ayrımcı ve damgalayıcı yaklaşımlar nedeniyle sosyal yaşamlarında çok büyük zorluklar yaşıyor. Prof. Dr. Sezgin, görüştükleri obeziteli kişilerin yaşadıkları sıkıntıları şu sözlerle anlattı: "Ayrımcılık ve damgalamanın çocukluk çağlarında başladığını gördük. Obeziteyle yaşayan bireyler eğitim ve iş hayatlarında, aile ve arkadaş ilişkilerinde, sosyal yaşamlarında sorunlarla karşı karşıyalar. Obeziteli birey, bir kafeye, restorana, tiyatroya ya da sinemaya gittiğinde ayrımcılıkla karşılaşabiliyor. Medyanın da bunda rolü olduğunu söyleyebiliriz; çok küçük yaştan itibaren zihnimize ekilen bilgiler var. Örneğin, filmlerde 'kilolu kişilerin kötü veya sakar olduğu, erken öldüğü, dalga geçilebilecek kişiler olduğu' gibi bilgiler biz çok ufakken bizlere veriliyor. Öte yandan eğitimde, iş hayatlarında, sosyal ilişkilerinde kilo yüzünden haksızlığa uğruyorlar. Gündelik yaşamlarında rahatsız olduklarını dile getiriyorlar, kıyafet bulmada zorlandıklarını vurguluyorlar."
"HANGİMİZ SAHİP OLDUĞUMUZ BİR HASTALIK NEDENİYLE HAYATIMIZI GERİ PLANDA YAŞIYORUZ"
"Obeziteli kişi, hayatının her alanında ayrımcı ve damgalayıcı yaklaşımlarla karşılaştığında, yaşamında çok fazla alan kalmıyor" diyen Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Derse giren obeziteli bir çocuk, sınıfında sıra problemiyle karşılaşabiliyor. Kantinde rahat oturamıyor, okula veya işe gitmek için otobüse rahat bir şekilde binemiyor. Öyle ki başka yolcuları rahatsız etmemek için otobüse iki saat önce binen obeziteli bir bireyle görüştük. Toplu taşımaya ya erken biniyorlar ya erkenden iniyorlar. Dolmuş şoförlerinin 'iki kişilik yer parası ödemen gerekiyor' dediklerini ifade edenler var.
Obeziteli bireyler, kafeye gittiklerinde oturabilecekleri bir yer bulamadıklarını belirtiyor. Bazen restoranların 'sizi ağırlayamayız, sandalyemelerimiz size uygun değil' şeklinde reddedildiklerini ifade ediyor. Konsere, tiyatroya giden obezite hastaları, orta sıralarda oturamıyor; çünkü başkalarını rahatsız etme düşüncesi taşıyorlar. Bir ima, bir bakış, olumsuz bir ifade, hastalıklarından ötürü hayattan geri çekilmelerine ve kimseyi rahatsız etmemeleri gerektiğine yönelik inanca kapılmalarına yol açıyor. Ancak unuttuğumuz bir şey var; hangimiz sahip olduğumuz bir hastalık nedeniyle toplu taşımada daha fazla ücret ödüyoruz ya da başkalarının düşünceleri yüzünden hayatımızı geri planda yaşıyoruz."
OBEZİTEYLE YAŞAYANLAR, HAKLARINDAN YARARLANAMIYOR
Çoğu kişiye göre, obezitenin bir irade sorunu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sezgin, "Doktorlara göre ise obezitenin arkasında pek çok faktör var. Beslenmeyle ilgili sorunlar da olabilir ama bunun, iradesiz oldukları anlamına gelmediğini anlamaya ihtiyacımız var. Bu öyle pekişmiş bir şey ki; obeziteli birey hiç beklemediği yerde dahi ayrımcılığa maruz kalıyor. Örneğin, sağlık hizmeti alırken hasta, ambulansların yetersiz olduğunu dile getiriyor. Obeziteli kişiler için ayrı ambulanslar var ama ambulans çağırırken bunu belirtmek gerekiyor ve Türkiye'de de bu ambulanslardan sınırlı sayıda bulunuyor. Öte yandan sedye ve tekerlekli sandalyeye erişimde sorun yaşıyorlar. MR çektirmek isteyen birkaç obeziteli hasta, gerçek kilolarını söyleselerdi MR çekilemeyecekleri endişesiyle mevcut kilolarının altında söylediklerini dile getiriyor. Herkes eşit ancak bu şekilde yaklaşarak obeziteli bireylerin ellerinden sağlık hakkını, eğitim hakkını, yaşam hakkını almış oluyoruz. Obeziteyle yaşayanlar, hepimizin hakkı olan bu haklardan hastalıkları yüzünden yararlanamıyor."
Toplumda da obeziteli bireylere yaklaşım konusunda sorunlar olduğunu belirten Sezgin, "Obeziteli bireylerin iradesiz olduklarını ve onları kamçılarsak, zayıflayacaklarını düşünüyoruz. Ama bunun tıbbi bir durum olduğunu unutmamak gerekiyor. Obeziteli bireyler, hekime başvurmalı ve sağlık hizmetlerinden yararlanmalı. Ayrımcılık obezite hastalarının sağlık hizmetleri alma boyutunu da ilgilendiriyor. Ayrımcılıkla karşılaşan kişiler ya sağlık hizmeti almaktan vazgeçiyor ya da tedaviyi yarıda bırakıyor.
AYRIMCILIK VE DAMGALAMA PSİKOLOJİK SORUNLARA YOL AÇIYOR
Prof. Dr. Sezgin, "Obezite hastalığıyla yaşayanların karşılaştığı damgalayıcı ifadeler ve ayrımcı yaklaşımlar, kişilerin sosyal kimliğini tehdit ediyor. Öyle ki bu olumsuz deneyimler obeziteli bireylerde kaygı ve stres bozukluğu gibi birçok psikolojik soruna da yol açıyor. Dolayısıyla obeziteli bireylerin yaşadığı sorunların etkilerini doğru bir şekilde anlamaya ihtiyacımız var. Dünya genelinde obezite konusunda yürütülen çok fazla çalışma var ancak daha önce yapılmış çalışmalar, mevcut yaklaşımın tıpkı bir boomerang gibi tekrar tekrar üretilmesine neden oluyor. Biz bu çalışmayla beraber tüm bu çabaların ardında yatan hataları tekrar gözden geçirmeyi ve obeziteyle yaşayanları yok sayan, onları görmezden gelen yaklaşımların, obezitenin önüne geçmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Obezite bir hastalık ama biz bunun bir hastalık olduğunu bazen gözden kaçırabiliyoruz. Obezite ifadesini dahi kullanmıyoruz. Birkaç yıl öncesine kadar 'şişman', 'şişko' gibi ifadelerin kullanıldığını biliyoruz. Maalesef obezitenin bir hastalık olduğu gerçeğinden uzaklaşıp hep başka bir isim bulmak, daha farklı sıfatlarla ifade etmek gibi bir çabamız var. Kanser veya hipertansiyon hastalığı için hiç kimse bir sıfat bulmaya uğraşmıyor. Ancak şişman kelimesi, zayıf kelimesinin tam tersini savunan bir sıfatken bunu kullanıyoruz. Şişmanlık hastalığı diyenler var. Halbuki obezite hastalığı ve obezite hastası... Uluslararası literatür de tıp alanında 'obezite' ve 'obeziteyle yaşayanlar' ifadesinin benimsenmesi gerektiğini özellikle vurguluyor. Burada hastalık olduğunu atladığımız zaman kişilere yaklaşımızda da farklılık oluyor."
YANLIŞ İFADELER, ERTELENMİŞ HAYATLARA ZEMİN HAZIRLIYOR
Obeziteli bireyle iletişim kurarken dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Sezgin, "'Az ye', 'yüzün güzel ama biraz kilo versen', 'biz senin iyiliğin için söylüyoruz' gibi cümlelerden kaçınmamız gerekiyor. Obeziteyle yaşayanlar hastalıklarının farkında ve sarf edilen bu sözler hayatlarında bir şeyi değiştirmiyor. O nedenle seçtiğimiz kelimelerin başkalarının zihninde nasıl bir açılım yarattığını, karşımızdakini incitebileceğini göz ardı etmemeliyiz. Kelimelerimizi özenli seçersek çok daha farklı bir yere ulaşabiliriz. Dilin yapısı, seçtiğimiz kelime, cümlenin nasıl ifade edildiği, tonlamamız, her şey karşımızdaki kişinin zihninde bambaşka bir şekilde canlanabilir. O yüzden tüm bu söylediklerimiz, iyi niyetli olduğunu zannettiğimiz cümleler bir şekilde kırdığımız kalplere, ertelenmiş hayallere ve hayatlara sebep olabilir" diye konuştu.