BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Dünyaca ünlü piyanist Lars Vogt, müzik direktörlüğünü de üstlendiği İngiltere’nin köklü oda orkestrası Royal Northern  Symphony’yi şöyle anlatıyor: “Zaman içerisinde aramızda çok güçlü bir bağ oluştu, artık aile gibiyiz. Çok uzun zamandır  birbirimizi tanımanın verdiği bir güven, aynı zamanda da koruduğumuz heyecan ve istek var. Çok cesur ve özgür bir orkestra.” Bu köklü orkestra 27 Nisan Cuma akşamı İş Sanat sahnesinde olacak. Kendi tanımıyla ‘ilgili, bilgili ve heyecanlı’ İstanbullu  dinleyicinin karşısına Beethoven repertuvarıyla çıkacak Lars Vogt ile konser öncesinde konuştuk... HT Pazar'dan Selin Özavcı Tokçabalaban'ın haberi...

Müzisyen bir aileden gelmiyorsunuz, müzikle tanışmanız nasıl oldu?
6 yaşında piyano çalmaya başladım ve bana piyanoyu çok sevdiren bir öğretmenim vardı. Gerçek bir sanatçıydı. Sürekli konserlere gider, farklı sanatçılarla dostluklar kurardı. Beni de zaman içerisinde bu çevrenin bir parçası haline getirdi. Müzikle ilgili ilk anılarımda amcam yer alıyor, kendisi bir ressamdı ve çalışırken sürekli klasik müzik dinlerdi, müthiş bir arşivi vardı. Mozart’ın piyano konçertosu kulağıma çok küçük yaşta çalınan melodiler arasındaydı.

Peki, klasik müzik sizin için her zaman tek seçenek miydi? Yoksa ilk gençlik yıllarınızda pop, caz gibi farklı türleri de dinleyip çalar mıydınız?
O yaştaki herkes gibi ben de pop müzik dinliyordum ama caza daha büyük bir merakım vardı. Caz parçaları üzerine pek fazla deneme yapamadığım, bunun üzerine gitmediğim için hayıflanıyorum. Cazdaki o doğaçlama özgürlüğünü daha fazla deneyimlemek, bu anlamda kendimi geliştirmek isterdim.

Bir müzisyen için en önemli ödül nedir?
Klişe olacak ama en önemli ödül, seyircinin alkışı! Ödüller motivasyon sağlıyor elbette ama öyle sanıldığı gibi büyük anlamlar da taşımıyor. Benim için ödül, bir eseri açık ve anlaşılır çalabildiğim o ‘an’da saklı. Çünkü bir eserin hakkını ilk oturuşta veremiyorsunuz. Keşfediyorsunuz, hissediyorsunuz. Eserin ruhunun tertemiz ve apaçık berraklaştığı ana ulaştığınızda, bir müzisyen olarak sizden mutlusu yok.

‘EN BÜYÜK FEDAKARLIK HAVAALANLARINDA'

Peki, başarılı bir müzisyen olmak için gereken en büyük fedakârlık ne diye sorsam...
Farklı ülkelerde, çok sayıda konser verdiğimiz için çok sık seyahat ediyoruz; en büyük fedakârlık havaalanlarında X-ray’lerden ve güvenlik noktalarından geçmek! (Gülüyor.) Şaka bir yana, müzisyenlerin yaşadığı hayat hem bir lanet hem de bir lütuf. Çünkü bizim biten bir mesaimiz yok. Notalar, müzik, her dakika aklımızda ve hep bizimle. Bir eseri seslendirdikten sonra sahneden inip hemen bir aile babasına dönüşemiyoruz. Özellikle piyano çok zaman alan, disiplin gerektiren, başında uzun ve yalnız saatler geçirmeye ihtiyaç duyduğumuz bir enstrüman. Ama tabii önemli olan özel hayatınızla müzik arasında bir denge kurabilmek. Ben, hayatımda her zaman müzik dışında bir şeylerin olmasını da istiyorum. Bunun benim sanatçı tarafımı da beslediğine inanıyorum. 

‘Okulda Rapsodi’, müzisyenleri çocuklarla bir araya getirdiğiniz ilham veren bir proje. Sizce klasik müzik gençleri hâlâ etkileyebiliyor mu?
Tabii ki... Klasik müzik birçok genç için ilham kaynağı oluyor, olmaya da devam edecek. Gençlerin, yönlendirildikleri takdirde klasik müziğe çok ilgi gösterdiklerine eminim. Yeni nesli bunun bir parçası haline getirmek için daima çalışmak gerekiyor. Tabii klasik müziği didaktik biçimde sunmak değil, duygularına hitap ederek, müziği sevdirerek yönlendirmek önemli.

Mükemmeliyetçilik, çok çalışmak ve yetenek; hangisi daha önemli?
Başarı birçok etkenin bir araya gelmesine bağlı. Bunu yeteneklerinizi, karakterinizi ve donanımınızı kapsayan büyük bir bulmaca gibi düşünün. Tabii ki bir eseri icra ederken teknik ve fiziksel beceriler çok önemli oluyor ama aynı zamanda o anki ruh haliniz, zihninizin berraklığı gibi unsurlar da performansı çok etkiliyor. Müzisyenin kişisel özellikleri de önemli bir etken. Sahnede en iyi performansı sergileyebilmeniz için derinden gelen, çok hassas noktalar var. İşte o noktalara ulaşmak konusunda ne kadar cesaretli olduğunuz önemli. Ben buna cesaret edebilen, o duyguyu aktarabilen müzisyenleri çok beğeniyorum. Tabii ki disiplin, çok çalışma hepsi bu başarının bir parçası...

Tek başınızayken çaldığınız ya da dinlediğiniz farklı türde parçalar var mı?
Bazen yemek yaparken dinliyorum ve eşlik de ediyorum! ABBA ya da Billy Joel mesela... Ama piyanoda bu tür şarkıları tek başımayken çalmıyorum.

Bir zaman makinesi ile seyahat edecek olsanız, hangi döneme gitmek ve kiminle buluşmak isterdiniz?
Direkt cevabım ‘Mozart’. Salzburg’a gittiğimde bunu ben de hayal etmiştim. Düşünün 6 yaşında bir çocuksunuz ve ne istediğinizi biliyorsunuz. Çok dâhiyane... Brahms ve Schumann ile de buluşmak isteyebilirim. Ama Schumann’ın çok iletişime açık olacağını sanmıyorum, (Gülüyor.) Konuşmayı seven biri değilmiş!

Mozart’a soracağınız ilk şey ne olurdu?
Çok sıkıcı gelebilir ama bazen biz müzisyenlerin Mozart’ın eserlerindeki notaların uzun mu kısa mı çalınacağı konusunda kararsız kaldığı anlar oluyor. Sanırım Mozart’a bununla ilgili teknik bir şey sorardım.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300