Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Türkçedeki anayasa terimi çok yanıltıcıdır, söz konusu metnin bir yasa ve dolayısıyla konunun yalnızca hukuka ait olduğunu düşündürtmektedir. Oysa kavramı icat eden Batı’da, buna “constitution” (kuruluş belgesi) denilmektedir. Bizim tarihimizde de yalnızca bir kere, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye belgesinde doğru bir çeviri yapılmıştır. Anayasa, hukuki bir belge olmaktan çok siyasi bir belgedir; siyasal bir toplum olarak devletin, hukukun, siyasetin… temel kurumlarının kurucu bir irade tarafından belirlenmesi sonucunda ortaya çıkar ve Türkiye’de çoğu kesimde anlaşıldığının tersine, hukukçulardan çok siyaset bilimcilerinin uğraş alanına girer.

Habertürk TV’de, 28 Ocaktaki Karşıt Görüş programında, Anayasa doçenti Osman Can ile Yargıtay Onursal başsavcısı Sabih Kanadoğlu, “Nasıl bir anayasa?” sorusunu tartıştılar, daha doğrusu tartışamadılar. Kanadoğlu’nun “Naziler Weimar anayasasını kullanarak iktidara geldiler” önermesine, Can, “siz Weimar hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz” dedi ve ekledi: “1919’da (Alman) toplum(un)da çoğulcu talepler ortaya çıkıyor, yargı bunu tehdit olarak görüyor, içine kapanıyor, toplumsal etkilere kapalı hale geliyor. Weimar’da yargı, toplum temsilcilerinin etkisini dışladı. Yargı, parlamentoyu çalışamaz hale getirdi”.

Bu söylenenlerin tamamı yanlış. 1919 Almanya’sında toplumdan gelen hiçbir çoğulcu talep yoktur. I. Dünya Savaşı’nı kaybeden, ağır insani kayıplar veren, ekonomisini felç eden yüksek tazminatlara uğrayan ve çokça toprak terk etmek zorunda kalan Alman halkının büyük çoğunluğunun demokrasi, çoğulculuk gibi talepleri yoktur, aksine geniş kesimler otoriter rejimden yanadır. Nitekim Alman sağı, açıkça otoriter imparatorluk rejiminden yana tavır koymuştur. Bütün bunlara rağmen, Alman tarihinin ilk demokratik anayasası olan, tarihçilerin “Weimar anayasası” olarak adlandırdıkları belge, Ocak 1919’da kabul edilmiştir. Ama anayasanın Kurucu Meclis’te tartışıldığı günlerde, ülkede Sovyet tipi bir rejim kurmak üzere geniş çaplı bir asker-işçi ayaklanması olmuş, bunların kurdukları konseyler Almanya’nın büyük bölümünde denetimi ele geçirmişlerdir. 1920’de askeri bir darbe, ardından Ruhr bölgesinde 50 bin kişilik bir “Kızıl Ordu” isyanı ve bölgenin denetimini ele geçirmesi yaşanmıştır. 1922’de Dışişleri Bakanı aşırı sağcı bir örgüt tarafından öldürülmüştür. Aşırı sağ örgütler, bu dönemde 100’den fazla siyasal cinayet işlemişler, 1923’te enflasyonun azmasıyla heryerde karışıklık çıkmıştır. Aynı yıl, 20 bin silahlı militanı olan sağcı bir örgüt darbe girişiminde bulunmuş ve gene 1923’te Hitler’in ünlü “birahane darbesi” girişimi olmuştur. Bunlar yalnızca örnek.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ