Ruanda'da soykırımın 25. yılı!
6 Nisan 1994'te Hutuların Tutsi etnik grubuna karşı başlattığı soykırım girişimi 25. yılında anılıyor. Sömürgeci güçlerin ülkeye taşıdığı etnik milliyetçiliğin yol açtığı katliamda 100 günde 800 bin kişi öldü.
ABONE OL19. yüzyılda Almanların, 1922'de ise Belçika'nın sömürgesine giren Ruandalılar, bir yandan soykırımı hafızalarda canlı tutmaya çalışırken diğer yandan 1994'teki bu vahşetin sorumlularına yönelik adalet arayışını sürdürüyor.
Ülkedeki etnik milliyetçiliği körükleyen sömürgeci devlet Belçika ve işlenen soykırım suçuna müdahale etmeyen BM, ABD ve Fransa’nın yaşanan katliamdaki rolü ise hafızalardaki yerini koruyor.
"HAMAM BÖCEKLERİNİ ÖLDÜRÜN"
Tutsileri ve ılımlı Hutuları hedef alan ve yaklaşık 100 gün süren katliam, 6 Nisan'da Hutu olan Ruanda Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana'yı taşıyan uçağın düşürülmesinin hemen ardından başladı.
Soykırımda önemli rolü bulunan RTLM radyosunda, 12 Nisan'da sunucu Kantano Habimana'nın şu sözleri yankılanıyordu: "Siz Rugunga yakınlarında yaşayan insanlar, dışarı çıkın! Bataklıkta hamam böceklerinin sazdan kulübelerini göreceksiniz. Bence silahı olanlar hemen bu hamam böceklerine gitmeli, onları kuşatmalı ve öldürmeli."
BM askerlerinin çoğunun katliamlar sırasında ülkeden ayrılması ve Fransa'nın Hutu çetelerine desteğini sürdürmesi katliamı farklı bir boyuta taşıdı.
AVRUPA'DAKİ IRKÇILIK RUANDA'YA TAŞINDI
1922'den 1959'a Belçika sömürgesi altında yaşayan Ruanda'da, sömürgeci Belçika'nın Tutsilerden ayrıcalıklı yönetici bir sınıf yaratma siyaseti ve ülkedeki etnik grupları ayrıştırması sonucu birbiriyle barış içinde yaşayan etnik gruplar arasında düşmanlık ve siyasi rekabet başladı.
Ülkedeki Hutu, Tutsi ve Twa'lar arasında keskin ayrımlar yapan ve her grubu ayrı kimlik kartı veren Belçika, Avrupa'daki ırkçılığı Ruanda'ya taşıdı. Ülkede tarih boyunca birlikte yaşayan ve aynı dili konuşan Hutularla Tutsiler Belçikalıların ülkeye girmesiyle ikiye bölündü.
Mevcut durumu kabul etmeyen Hutular ise Tutsilerin elde ettiği ayrıcalıklara karşı bilinçlenmeye başladı ve 1957'de 10 sayfalık Hutu Manifestosu'nu yayınladı.
1959'da Hutuların ayaklanması sonrası iki etnik topluluk arasında ilk çatışmalar başladı ve sonrasında yüz binden fazla Tutsi ülke dışına kaçtı.