Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Muhalif Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim 2018'de Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda öldürülmüştü.

Gelişmenin ardından Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'dan gönderilen bir heyet tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Cesedi ise tüm aramalara rağmen henüz bulunamadı. Veliaht Prens Muhammed Bin Selman, 2019'da yaptığı açıklamada "Kaşıkçı cinayetini işleyenlerin sorumluluğunda olduğunu" kabul etmiş ancak cinayetten haberi olduğu iddialarını yalanlamıştı. Diğer yandan Suudi yetkililer, cinayeti işleyenlerin, bunu yönetimden habersiz yapan ve görevini kötüye kullanan kişiler olduklarını öne sürmüştü.

Suudi Arabistan Başsavcısı da, Kaşıkçı'nın ülkeye dönmesi için kendisiyle görüşmeler yürüten, ancak geri dönmeyi reddedince cinayet emrini veren istihbarat servisi başkan yardımcısının, bu kararını yönetime bildirmediğini söylemişti.

Suudi Arabistan'da yargılanan beş kişi hakkında ölüm cezası verilmiş ancak bu daha sonra 20 yıl hapis cezasına çevrilmişti. Cemal Kaşıkçı davasında iddianameler birleştirildi, şüpheli sayısı 26'ya çıktı. Emrah Doğru’nun haber

"ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK TÜRKİYE'DEN GİTTİLER"

Konu ile ilgili Habertürk’e açıklamalarda bulunan hukukçu Prof. Dr. Erşan şen, ABD’nin Cemal Kaşıkçı cinayeti ile ilgili kamuoyuna açıkladığı istihbarat raporunu değerlendirdi. Şen: “2 Ekim 2018 tarihinde Suudi Arabistan'ın İstanbul'da bulunan konsolosluğuna giren Suudi Arabistan vatandaşı Cemal Kaşıkçı bir daha da başkonsolosluk binasından çıkmadı. Bunun üzerine başlatılan soruşturma kapsamında Kaşıkçı’nın başına ne geldiği, hayatının kaybedip kaybetmediği adli makamlarca araştırılmaya başlandı. Ancak bu sırada gerek başkonsolos yetkilileri, gerekse Suudi Arabistan’dan gelen bir ekip bu olaya karıştığı iddia edilen kişiler Türkiye’den kaçtı. Hatta o dönemde Başkonsolos bile Türkiye’yi terk etti. Bu kişiler maalesef elini kolunu sallayarak gittiler. Ardından Türkiye Cumhuriyeti Cemal Kaşıkçı’yı çok aradı ama bulamadı, soruşturma çok uzun bir süre bekledi. Suudi Arabistan soruşturma ve dava açtı. Oysa suçun işlendiği yer Türkiye Cumhuriyeti İstanbul, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul Adliyesi görevli ve yetkili idi bu soruşturmayı ve kovuşturmayı yürütmekte. Suudi Arabistan ön almak için adaleti sağlamak adına göstermelik ve son derece kapalı yargılama sürecini yönetti.

"TÜRK MAHKEMELERİ YETKİLİ"

Oysa bu olayda uygulanması gereken Türk kanunları, bunda hiçbir tereddüt yoktu. Türkiye Cumhuriyeti uzun süreden sonra iki iddianame düzenlendi, firari olan 26 sanık hakkında, İstanbul 11 Ağır Ceza Mahkemesi’nde iddianameler birleşti. Duruşma 4 mart 2021 tarihinde görülecek. Tüm sanıklar şu an kaçak, Türkiye topraklarında değiller, ama maddi hakikat ve adalet ancak burada sağlanabilir. Hayatını kaybeden kişi Türk olmasa da burada yargılama Türk mahkemelerinde olmalı ki, bunda zaten bir tereddüt yok. O zamanlarda da çok tartışıldı, Prens Selman’ın azmettirici olarak sorumlu olup olmadığı ve işlendiği iddia edilen bu suçun örgütlü olup olmadığı yönünde. Şu an gelinen aşamada Türkiye Cumhuriyeti ile uluslararası sözleşmesi olan ABD, Trump döneminde ortaya çıkarılmayan ayrıntılı raporu kamuoyuna duyurdu. Raporda Cemal Kaşıkçı İstanbul'da öldürüldü ve öldürülmesinden sorumlu azmettirici olarak da Prens Selman’ın sorumlu olduğunu ifade edildi; hatta yeni başkan Biden, bu konuda baba Kral Abdullah Selman’ı aradı, konu hakkında kamuoyu bilgilendirildi.

"ABD İLE YAPTIĞIMIZ ANLAŞMA ORTADA"

Şu an Türkiye Cumhuriyeti bu raporu ve delilleri ABD’den isteyecek mi, ki istemesi gerekiyor. İşlendiği iddia edilen bir suçun ve faillerinin ortaya çıkarılması bir hukuk devletinin boynunun borcudur. Uluslararası ilişkiler ve çıkarlar her zaman önemli, ama maddi hakikat ve adalet daha önemli. Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz son derece kötü, hatta bize ambargo uyguluyorlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin de buna karşı hareket etmesi gerekiyor. Peki ne yapması gerekiyor, bir hukuk devleti olarak ABD’nin elinde bulunan delilleri istemeliyiz, ki zaten ABD ile 1980 yılında yapılan anlaşma ile bu bilgileri ve delilleri vermek zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti bir an evvel, ortada ceset olmasa bile bu davayı görmelidir.

"ABD TÜM BİLGİLERİ TÜRKİYE'YE TESLİM ETMELİ"

Kral Selman’ın evladı olan ve şu anda Kral olması beklenen Selman’ın bundan sorumlu olup olmadığı mutlaka araştırılmalı. Bu şahsın zaten herhangi bir dokunulmazlığı da yok. Prens olup olmaması da önemli değil. Netice itibariyle bu ülkenin kral olarak da temsilen edeni değil. Türkiye Cumhuriyeti, Prens Selma'nın hukuki boyutunu değerlendirmesi gerekiyor. Dış siyasette bunu Türkiye Cumhuriyeti kullanır mı kullanmaz mı bunu bilemeyiz, ama bir hukukçu olarak yapılması gereken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da açıkçası burada yeni bir soruşturma ile hakkında basit şüphenin oluştuğunda bile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160 maddesi gereğince ABD’nin elde ettiği ve resmi makamlar kanalı ile söz konusu dosyayı, raporu ve delillerin orijinalini istemesi gerekir. ABD’nin de gerçeğin ortaya çıkması ve adaletin sağlanması adına, bunu Türkiye Cumhuriyeti’ne göndermesi gerekiyor. Bu durumda gelen bilgilere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üçüncü bir iddianame hazırlayabilir ki, bu zaten Türk Hukuku’nun ve yargının işidir, siyasetin değil. Dış ilişkiler önemli evet, ama hukuk devletinde insanların can ve mal güvenliği bundan daha önemlidir.