Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

1986’da, rehberim Petrus ile birlikte Santiago hac yolunu yürürken Logrono şehrinden geçtik ve tam ordan geçerken bir düğüne rast geldik. İki kadeh şarap söyledik, ben atıştıracak bir şeyler buldum, Petrus da konukların yanında ikimiz için oturacak bir yer buldu. Gelin ve damat kocaman bir pasta kestiler. “Birbirlerini seviyor olmalılar” dedim kendi kendime yüksek sesle. “Elbette birbirlerini seviyorlar” dedi masamızda oturan siyah takım elbiseli bir adam. “Hiç başka bir sebepten evlenen gördünüz mü?” Ama Petrus adamın sorusunu cevapsız bırakmadı: “Peki ama sevginin hangi halini kastediyorsunuz: Eros mu, Philos mu yoksa Agape mi?” Adam hiçbir şey anlamamış bir şekilde onu baktı. “Yunanca’da ‘sevgi’ye karşılık gelen üç ayrı kelime vardır” dedi Petrus. “Bugün burada gördüğünüz, Eros kelimesiyle tanımlanan sevgi, yani iki kişi arasındaki, hayatı doğrulayan ve insan soyunu ebedileştiren sağlıklı bir sevgidir. Gelin ve damat kameralara gülümsüyor ve tebrikleri kabul ediyordu. “Bu iki kişi birbirlerini seviyor gibi görünüyorlar. Kısa zaman içinde ikisi birlikte hayat mücadelesi verecekler, aynı evde düzenlerini kuracak, aynı maceralara birlikte atılacaklar; sevgiyi bu denli görkemli ve yüce kılan işte budur. Adam kariyer peşinde koşacak, kadınsa küçüklüğünden beri bunu yapmak üzere yetiştirildiğinden, (muhtemelen yemek pişirmeyi biliyordur), mükemmel bir ev kadını olacak. Birbirlerine destek olacaklar, çocuk sahibi olacaklar ve sonuçta birlikte bir şey inşa etmeyi başaracaklar; sonsuza dek mutlu olacaklar.”

SEVGİ, NEFRET VE YIKIM KAYNAĞI EROS

“Ama bu hikâye tamamen ters yönde de gelişebilir. Adam içindeki sevgiyi, Eros’u, diğer kadınlara da özgürce gösteremediğini hissedecek. Kadınsa kariyerini ve başarılı hayatını kocasına destek olmak için feda ettiğini hissedecek. Sonuçta birlikte bir şeyler inşa edeceklerine her ikisi de kendisinden bir şeylerin çalındığını, sevgilerinden bir şeylerin yittiğini hissedecek. İkisini birleştiren ruh, yani Eros, artık sadece kötü yanlarını göstermeye başlayacak. Ve Tanrı’nın en asil duygu olarak yarattığı sevgi, nefret ve yıkım kaynağı haline gelecek.” Çevreme baktım. Eros, pek çok çiftin arasında varlığını gösteriyordu. Ama Petros’un az önce tanımladığı şekliyle, İyi Eros’u da Kötü Eros’u da fark edebiliyordum. “Ne kadar garip değil mi?” diye devam etti rehberim. “Eros ya iyi ya da kötü oluyor ama Eros’un yüzü her insanda farklı oluyor.” Müzik grubu bir vals çalmaya başladı. İnsanlar yavaş yavaş grubun hemen önündeki taş döşeli küçük piste yöneldiler. Alkol etkisini göstermeye başlamış, herkes daha neşeli olmuştu, çoğu terden sırılsıklamdı. O sırada mavi elbiseli bir kız gözüme çarptı. Bu düğünü, sırf valsin çalınacağı an geldiğinde ergenlik çağından beri göz koyduğu kişiyle sarılıp dans edeceği hayaliyle, sabırsızlıkla beklemişti. Gözleri, bir grup arkadaşıyla birlikte oturan açık renk takım elbiseli genç bir adamı takip ediyordu. Gençler neşeyle sohbet ediyorlardı, ne valsin başladığını ne de az ötedeki mavi elbiseli kızın içlerinden birini izlemekte olduğunu fark etmişlerdi.

SEVGİNİN EN GÜZEL YANI MEYDAN OKUMASIDIR

Küçük kasabaları düşündüm, daha küçüklükten beğenilip hayali kurulmaya başlanan kişilerle yapılan evlilikleri...

Mavi elbiseli kız ona baktığımı fark etti ve uzaklaştı. Sanki bütün her şey önceden provası yapılmış bir dansmış gibi, şimdi de gözleriyle kızı arama sırası delikanlıdaydı. Öbür kızların yanına gittiğini fark edince arkadaşlarıyla sohbete geri döndü.

Petrus’a bu ikisini gösterdim. Kızla oğlanın belli aralıklarla göz göze gelmelerini bir süre seyretti, sonra dönüp şarabını içmeye devam etti.

“Birbirlerini sevdiklerini açıkça göstermek sanki ayıp bir şeymiş gibi davranıyorlar” dedi Petrus.

O sırada başka bir kız bize doğru bakıyordu. Neredeyse yarı yaşımızdaydı. Petrus kadehini kıza doğru kaldırdı ve başıyla selam verdi; kız utanarak güldü ve sanki yanına gelemeyeceği için özür dilercesine eliyle anne-babasını işaret etti.

“İşte sevginin güzel yanı budur” dedi Petrus. “Sevgi meydan okur. Farklı yerlerden gelmiş ve ertesi gün her ikisi de kendi yoluna gitmeyi tercih ettiği için ayrılacak olan birbirine yabancı iki yetişkin insan arasında da yaşanır. Sevgi macerayı seçer.”

Yaşlı bir çifti göstererek devam etti: “Şu ikisine bir bak: Diğer pek çok çiftin tersine, ikiyüzlülüğün onları etkilemesine izin vermemişler. Çiftçiye benziyorlar: Belli ki açlık ve daha birçok zorluğa birlikte göğüs germek zorunda kalmışlar. Sevgiyi birlikte çalışmakta bulmuşlar, işte tam bu noktada Eros en güzel yüzünü gösterir ve bu hali Philos diye bilinir.”

PHİLOS, DOSTLAR ARASINDAKİ SEVGİ

“Philos nedir?”

“Philos dostlar arasındaki sevgidir. Benim sana duyduğum gibi bir sevgi. Eros’un ateşi artık sönmeye yüz tuttuğunda çiftleri hâlâ bir arada tutan şey de Philos’tur.”

“Peki ya Agape?”

“Agape hissedeni yiyip bitiren kayıtsız şartsız bir sevgidir, yani aşktır. Agape’nin nasıl bir duygu olduğunu bilen ve hissedenler dünyada başka hiçbir şeyin önemi olmadığını anlarlar, önemli olan tek şey aşktır. İsa’nın insanlığa duyduğu sevgi de işte budur; bu sevgi öyle büyüktür ki yıldızları sallayıp insanlık tarihinin gidişatını değiştirmiştir.”

Binlerce yıllık uygarlık tarihi boyunca pek çok insan bu yiyip bitiren, yakıp yıkan aşka tutulmuştur. Verecekleri çok şey vardır, ama dünya pek azını ister. Bu yüzden kendilerini çöllere vurur, ıssız yerlerde inzivalara çekilirler. İçlerindeki sevgi öyle büyüktür ki, onları değiştirmiş, yüceltmiştir. Ve böylece münzevi dediğimiz kişiler olurlar.”

“Agape’nin farklı bir türünü yaşamış senin ve benim gibi insanlar için onların hayatı çok zor ve korkunç görünebilir. Ama insanı yiyen bitiren bu aşk, her şeyi önemsiz kılar: Bu insanlar sadece içlerindeki aşkla yanıp tükenmek için yaşarlar.”

Petrus durdu.

“Agape yiyip bitiren sevgidir” diye tekarladı, bu tuhaf sevgiyi tanımlayan en iyi anlatım olduğuna inanarak. “Luther King bir keresinde İsa’nın düşmanlarımızı sevmekten bahsederken Agape’yi kastettiğini söylemişti. Çünkü ona göre, bize zarar veren ve çektimiz acıları daha da artırmaya çalışan düşmanlarımızı sevmemiz imkânsızdı.”

“Ama Agape sevmenin de ötesinde bir duygu. Her şeyi ele geçiren, tüm boşlukları dolduran ve içimizdeki tüm öfke ve kızgınlığı toza dönüştüren bir duygu.”

AGAPE 2 ŞEKİLDE YAŞANIR İNZİVADA YA DA COŞKUYLA

“Agape iki şekilde yaşanır. Biri inzivadır; her şeyden uzakta, hayat sadece tefekküre adanır. Diğeri ise bunun tam tersi, diğer insanlarla iletişim içinde olmak, çalışıp çabalamanın kutsallığını hissederek coşkuyla yaşamaktır. Coşku, kendinden geçmek, büyük sevinç yaşamak ve Tanrı’yla bağ kurmak demektir. Coşku Agape’nin bir kişiye, bir şeye, bir fikre yöneltilmesidir.”

“Bir şeye tüm ruhumuzla inandığımız ve onu canı gönülden sevdiğimiz zaman kendimizi tüm dünyadan daha güçlü hissederiz. Ve hiçbir şeyin içimizdeki bu inancı yok edemeyeceğinden emin olduğumuzdan huzurla dolarız. Bu tuhaf güç, her zaman, doğru zamanda doğru kararlar almamızı sağlar, öyle ki, amacımıza ulaştığımızda kendi gücümüze şaşırırız.”

“Coşku genellikle kendini hayatımızın erken döneminde tüm gücüyle gösterir. Çocuklukta Tanrı’yla aramızda hâlâ güçlü bir bağ vardır ve büyük bir hararetle kendimizi oyuncaklarımıza veririz, oyuncak bebeklere kendi hayatını yaşatır, oyuncak askerlere dağlar tepeler aşırtırız. Hz. İsa ‘Cennetin krallığı çocuklara aittir’ dediğinde çoşku olarak karşımıza çıkan Agape’yi kasteder. Çağırdığında çocuklar onun mucizelerine, bilgeliğine, havarilere, sofulara aldırmadan gelirler yanına. Sevinçle ve coşkuyla gelirler.”

“Hayatınızın geri kalanında da içinizdeki bu coşkuyu asla kaybetmemenizi dilerim: Bu sizin en büyük gücünüz, zaferlerinizin altında yatan en büyük maksadınızdır. Sırf zaman içinde küçük ama aslında gerekli yenilgilerle karşılaştınız diye, onun parmaklarınızın arasından kayıp gitmesine izin veremezsiniz.” (Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ