Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Tükiye'de son 5 yılda şiddet olaylarında görülen yüzde 69'luk artış görüldü. Bu dönemde en yüksek artış yüzde 90 ile İç Anadolu Bölgesi'nde yaşandı. Sadece geçen yıl pandemiye rağmen 3 bin 682 silahlı şiddet olayı yaşandı. Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Uzman Psikiyatr Dr. Ayhan Akcan, Psikiyatrist Dr. Gıyasettin Ekici ve Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen, bu endişelenlediren yükselişi değerlendirip, sebepler ve çözöm önerilerini Habertürk'e açıkladı.

SİLAHLI ŞİDDET HARİTASI'NDA KORKUTAN ARTIŞ

Bireysel silahlanma ve şiddete karşı mücadele eden Umut Vakfı, 2015 yılından bu yana gerçekleştirdiği, Türkiye genelinde yerel ve ulusal basında yayımlanan şiddet haberlerini günü gününe taradı ve elde ettiği "Türkiye Silahlı Şiddet Haritası" istatistiklerini güncelledi.

2020 yılında, pandemi sürecinde şiddet yine azalmadı. 3 bin 623 olayın gerçekleştiği 2019'a göre 2020'de bu rakama 59 olay daha eklendi. 3 bin 682 silahlı olay basına yansıdı. Bu olayların 3 bin 128'inde ateşli silahlar (bin 303'ü tüfek, bin 825'i tabanca),554'ünde ise kesici ve delici alet kullanıldı. 2020'deki 3 bin 682 silahlı şiddet olayında; 2 bin 40 kişi öldü, 3 bin 688 kişi de yaralandı. Son 5 yılda, silahlı şiddet yüzde 69 arttı. En çok artış yüzde 90'la iç Anadolu Bölgesi'nde yaşandı. Söz konusu 5 yıllık dönemde Marmara'da yüzde 75, Ege'de ise yüzde 71'lik artış gözlendi.

MARMARA VE İSTANBUL İLK SIRADA

Habertürk’ten Emrah Doğru’nun haberine göre, Marmara Bölgesi 2020'de de Türkiye genelinde en çok suçun işlendiği bölge oldu. 958 olayın basına yansıdığı bölgede; 205 kişinin öldüğü, 478 kişinin yaralandı. 441 şiddet olayının basına yansıdığı İstanbul birinci sırada yer aldı. İkinci il 153 olayla Bursa. Kocaeli 123 olayla üçüncü, Sakarya ise 106 olayla dördüncü oldu. Onları 44 olayla Tekirdağ, 41 olayla Balıkesir, 17 olayla Edirne, 12 olayla Kırklareli, 10 olayla Bilecik, 8 olayla Çanakkale, 3 olayla Yalova izledi.

İÇ ANADOLU 3. SIRADAN 2. SIRAYA YÜKSELDİ

2015 yılında sondan üçüncü sırada yer alan İç Anadolu Bölgesi, 2020 yılında Marmara'dan sonra şiddetin en çok yaşandığı bölge oldu. 2015'te 283 silahlı şiddetin basına yansıdığı iç Anadolu'da 2020 yılında 539 olay basına yansıdı. Bölgede silahlı şiddet yüzde 90 oranında arttı.

KARADENİZ'DE EN AĞIR TABLO SAMSUN'DA

Ege Bölgesi'nde şiddet olaylarında son 5 yıldaki artış ise yüzde 71. Akdeniz Bölgesi'nde geçen yıl 513 silahlı şiddet olayı basına yansıdı. Karadeniz Bölgesi'nin en ağır tablosu yine Samsun'da. Bölgede 187 olay basına yansıdı. Güneydoğu’da ise, 433 olay meydana geldi, 261 kişi öldü, 668 kişi yaralandı. İlk sıradaki Diyarbakır'ı, Şanlıurfa, Gaziantep takip etti. Doğu Anadolu'da Malatya 87 olayla birinci sırada yer aldı.

UZMANLAR HABERTÜRK'E DEĞERLENDİRDİ

Uzmanlar, silahlı şiddette yüzde 70'e varan artışın görüldüğü korkutan tabloyu Habertürk'e değerlendirdi.

'METROPOLLERDE TABANCA EDİNİM SAYISI ARTMIŞ DURUMDA'

Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Uzman Psikiyatr Dr. Ayhan Akcan, Umut Vakfı 2020 Yılı Silahlı Şiddet raporunda olayların yüzde 85'inde silah kullanımının görüldüğünü belirterek, şunları söyledi: "Bu olayların çoğunluğu nüfusu bir milyonun üstünde olan illerde büyük metropollerde gerçekleşiyor. Bu olayların yüzde 20'si kadına yönelik şiddet olarak basına yansıyor. 2015 yılında olaylardaki silahların çeşidine bakınca tabanca yüzde 40, tüfek yüzde 60 idi. 2020 yılında bu ters olarak tespit edildi. Yüzde 60 tabanca, yüzde 40 tüfek. Yani metropollerde özellikle tabanca edinim sayısı artmış durumda.

İNSANLAR İLKELLEŞTİ, BAŞININ ÇARESİNE DÜŞTÜ

Neden olarak silah merakımızı kentlere taşıdık, can ve mal güvenliğimizi, 'Ne olur ne olmaz? deyip, kendimiz sağlarız, caydırıcı olur' düşüncesi hakim oldu. Yasalar ve cezalar caydırıcı değil. İnsanlar nefret dili söylemleri ile üstü örtülü 'tedbirini al' mesajı algıladı. İnsanlar ilkelleşti bireyselleşti ve her alanda başının çaresine düştü.

ERZAK ALDIK, MAKARNA ALDIK YANINA SİLAH DA ALDIK

İnsanlıktan, merhametten uzaklaştık. herkesten korkar olduk. Bu salgında korku ile yakınlarımızı yaşlılarımızı kaybettik, can pazarı yaşadık. Hala da yaşıyoruz. Evimize çekildik. Çoluğumuza çocuğumuza sahip çıktık. 'Hayat Eve Sığar' dedik; erzak aldık, makarna aldık, yağ aldık, şeker aldık ve bunların yanında silah da aldık. Caydırıcı olduğunu düşündüğümüzden silahlandık. Çare devletin bu sosyal yaraya el atması."

'CEZALARIN CAYDIRICILIĞI AZALDIKÇA, SİLAHLANMA ARTAR'

Psikiyatrist Uzman Dr. Gıyasettin Ekici, raporla ortaya çıkan silahlanma artışına ilişkin şöyle konuştu: "Silahlanmaya ilginin artmasında iki temel psikolojik mekanizmadan bahsedebiliriz. Birincisi kamusal adalet mekanizmasına olan inancın ya da güvenin zayıflamasıyla birlikte insanın adaleti kendi çabasıyla ikame etme çabasının ortaya çıkmasıdır. İkinci olarak ise yine kamusal adalete olan güvenin azalmasına bağlı olarak cezasız kalabileceği, cezadan bir şekilde kurtulabilme umudunun ya da inancının artmasıdır. Yani caydırıcılığın hukuk sistemi içerisinde etkisinin azalması. Bir başka ifadeyle toplumlarda anomi yani kuralsızlık ya da kuralların etkin olarak uygulanmaması arttıkça, silahlanma isteği artar. Yine cezaların caydırıcılığı azaldıkça suç ve suç aleti olarak da silahlanma artar.

SİLAHA ERİŞİM NE KADAR KOLAYSA SUÇLAR VE İNTİHARLAR ARTAR

Siyasi suçlara bazen toplum barışı ve düzeni açısından gerek duyulabilir ama adi suçlara getirilen af uygulamalarına bu bağlamda cezanın caydırıcılığını azaltarak, dolaylı olarak suçu ve silahlanmayı arttırır. Mağdur cephesinde ise yine ters bir mekanizmayla aynı sonuca yol açar. Yani kişi 'Devlet onu affediyorsa ben affetmeyeceğim' diyerek silaha sarılır. Bildiğimiz bir diğer net bilgi de şudur: Bir toplumda silaha erişim ne kadar kolaysa, silahla işlenmiş suçlar ve intiharlar artar. Bu nedenle silah edinme, ruhsatlandırma aşamalarında da ciddi kontrol mekanizmaları oluşturulmalı, daha etkili süzgeçler oluşturulmalıdır."

'BİRÇOK DURUM YÜZDE 69 ARTIŞ TESPİTİNİ HAKLI KILABİLMEKTEDİR'

Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen ise, rapora ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: "Silahlı ve silahlı olmayan şiddetin veya tehdidin artış göstermesinin birçok sebebi olabilir. Bunlar; cezasızlık algısı, eğitim öğrenim, iktisadi koşullar, kadın, erkek, aile ve çocuklarla olan ilişkiler. Elbette 11 Mart 2020 tarihinden bu yana da devam eden ağır pandemi koşullarıyla ortaya çıkan psikolojik, iktisadi ve sosyal rahatsızlıklar. Silahlı şiddetin 5 yılda yüzde 69 arttığına dair yapılan tespiti haklı kılabilmektedir.

KALABALIK ALANLARDA BU ARTIŞIN FAZLA OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR

Dikkat edilecek olursa kalabalık alanlarda bu artışın daha fazla olduğu görülmektedir. Örneğin Marmara bölgesi. Bunun bir sebebi tabancanın, silahların ruhsatlı veya ruhsatsız olarak taşınmasında ya da kullanılmasında artış. Bununla birlikte şiddet eğilimi, sosyolojik yapı, sıcakkanlı oluş, insanların en basit tartışmaları bile hakarete, tehdide ve hatta cebir, şiddete götürmesi. Nitekim 6284 sayılı Kanun sadece kadınların, ailenin ve çocukların korunması için değil, fiziki, fiili veya sözlü şiddet olarak nitelendirilen cebir şiddete veya tehdide maruz kalan insanların korunması için getirilmiştir.

ÖNLEYİCİ KURALLARIN KOYULMASINDA TARTIŞMA YOKTUR

Aile mahkemesinden uzaklaştırma ve yasaklarının koyulması, bunlara riayet etmeyenlerin de zorlama hapsine muhatap kılınması isabetlidir. Nimet ve külfet dengesine baktığımızda bu tip önleyici, yani tehlikenin ağırlaşıp zarara dönme ihtimali bulunan o süreçlerin önüne geçecek önleyici kuralların koyulması gerektiğinde tartışma yoktur.

6284 SAYILI KANUN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NİN TEMELİNİ OLUŞTURMAKTADIR

6284 sayılı Kanun (Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlemesine Dair Kanun) faydalı bir düzenlemedir. İstanbul Sözleşmesi temelini oluşturmaktadır, ancak sadece kadınların değil, şiddete ve tehdide maruz ve muhatap kalan herkesin yararlanabileceği bir kanundur. Toplumun şiddet dilini kullanıp kullanmadığı ve acaba bizi yönetenlerin, siyasilerin kutuplaşmaya veya sert sözleri kullandığı süreçleri etkileyip etkilemediği düşünülebilir.

TOPLUMUN EMPATİ YOLUYLA TAHAMMÜL ETMEYE İHTİYACI VARDIR

Elbette bu toplumun gülümsemeye, birbirlerine empati yapmak suretiyle tahammül etmeye ihtiyacı var. Ortak sevinç ve üzüntülerde sorunları ortak olarak kavga etmeden paylaşmak, şiddete ve tehdide başvurmadan, hatta yargıya bile gitmeden kendi aralarında sulh ile çözülmesi yolunu seçmeleri gerekir. Fakat gördüğümüz kadarıyla nüfusta artış, kalabalıklaşma, insanların öfkeyle hareket etmesi, hemen tahrik olmaları, etki tepkiyle hareket etmeleri, haklarını kendi takip etmesi, öç alma duygusu gibi hala Türkiye Cumhuriyeti'nin belli bölgelerinde süregelen ilkel duygular, hukukun geç işlemesi, adaletin geç yerini bulması, sürekli çıkan af kanunlarıyla beraber toplumda oluşan cezasızlık algısı, hukuka ve yargı kararlarına olan inancın azalması, yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi konusunda yaşanan ciddi sorunlar ve açmaz.

BİREYLERİ VE SOSYOLOJİK YAPIYI OLUMSUZ ETKİLEMEKTEDİR

Bu konuda topluma iyi işaretlerin verilmemesi, ancak sadece yargı kararlarına uyulmaması, ceza kurallarında eksiklik, azlık, çıkan örtülü ya da açık aflar değil, toplumun sosyolojik yapısından tutalım da iktisadi, sosyal, eğitim öğrenim eksikliği, hukuka güvenin azlığı, hukuk bilgisinin topluma anaokulundan ve ilkokullarından itibaren aktarılmaması, tüm bunlar ister istemez toplumu oluşturan bireyleri ve sosyolojik yapıyı ciddi şekilde olumsuz etkilemektedir.

YAPANIN YANINA KAR KALACAĞINA DAİR OLUŞAN ALGI

Yöresel etkiler, iktisadi sorunlar, insanların şiddete başvurmak suretiyle sorunları çözeceğine olan inanç ve yapanın yanında kar kalacağına dair oluşan algı ve o şekilde hakkını alacağını düşünmek, şiddet diline başvurmanın çözüm aracı olarak görülmesi ve bu yönde kırık pencere metodunun adli makamlarca, kolluk kuvvetlerince tam manasıyla uygulanamaması, yani bir sokakta kapı kırıldığında o kapı kırılıp içeri girilmeden, orası yağmalanmadan, kişi yaralanmadan ve öldürülmeden önce olaya müdahale zayıflığı, devletin kendisini 'hukuk devleti' olarak her yerde hissettirmesinde yaşanan eksiklikler, uzmanlaşamama, adli kolluk teşkilatlarının bulunmaması, bazı suçların karanlıkta kalması, insanları koruyamama, silahlı şiddetin 5 yılda yüzde 69 arttığına dair tespitin dayanağı olabilmiştir.

BİREYSEL SİLAHLANMAYA SON VERİLMESİ GEREKLİDİR

Bunun önüne geçmek için net bir şekilde bireysel silahlanmaya son verilmesi gerekilir. Hukukun işletilmesi, adaletin hızlı olması, sokak mahkemesi dediğimiz 7/24 hizmet verecek yargı mekanizmasının hayatta olması, yargının kuvvetlendirilmesi lüzumludur.

ATAERKİL ANLAYIŞININ EĞİTİM YOLUYLA AŞILMASI GEREKİR

Tarafların birbirlerinin hak ve hürriyetlerine saygı gösterme kültürünün geliştirilmesi, kadının insan olduğu gerçeğinin kabul edilmesi, kadın haklarından değil, insan hak ve hürriyetlerinden söz etme, kadına çiçek, böcek, kuş muamelesi yapılmaması ve kadının insan ve 'birey' olduğu gerçeğinin kabul edilmesi gerekir. Ataerkil anlayışının eğitim yoluyla aşılması gerekir.

DEVLETİN HUKUK DEVLETİ OLARAK GÜCÜNÜ GÖSTERMESİ GEREKİR

Anayasanın 10. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen pozitif ayırımcılığın kadın yönünden korunması, Millet Meclisi'ni oluşturan milletvekillerinin en az yarısının kadın olmasını, belediye başkanlarının yarısının kadın olmasını, bu toplumun yarısını kadınlar oluşturduğu için söz sahibi olması, üretmesi, çalışması, iktisadi olarak kalkınmasının sağlanması, kadının erkeğe bağlılıktan kurtulması ve tüm bu düşüncelerin, anlayışının topluma ve sisteme yerleştirilmesi gerekilir.

ADALETİN HIZLI TECELLİ ETMESİ GEREKİR

Mülkiyetçi anlayışın terk edilmesi, yaşam tarzına karışılmaması ve karışıldığında da müdahale edenlerin şiddetli cezaya mahkum edilmesinin sağlanması ve adaletin hızlı tecelli etmesi gerekir. Yine bir kişinin canına, malına yönelik saldırılara karşı koruyuculuk, devletin 'hukuk devleti' olarak gücünü göstermesi, hiç kimsenin başkasının canına yönelik silahlı ve silahsız saldırılar karşısında cezasız kalmayacağı anlayışının kabul görmesi ve bunun sahada gösterilmesi dikkate alınmalı.

İSTANBUL'UN BİRİNCİ OLMASI OLAĞAN

Tüm bunlar dikkate alındığında silahlı şiddetin azaltılması mümkündür. İstanbul'un birinci olması olağan çünkü kozmopolit, karma bir şehir. Birçok göç aldık, göçün önlenmesi gerek. Demokratik yapının korunması, güvenliğin artırılması, takip sistemlerinin geliştirilmesi, insanlara can ve mal güvenliğini koruma yolunun bireysel silahlanma değil, Devlet tarafından sağlanacağı aşılanmalı. Devletin hukuk devleti olarak gücünün gösterilmesinin arttırılması gerekilir.”

ÇETE VE MAFYA YAPILANMALARININ ÖNÜNE GEÇİLMESİ LAZIM

Tüm bunlara baktığımızda istihbarat, önleyici ve adli kolluk teşkilatının bir an önce kurulması ve bireysel silahlanmaya son verilmesi, cezaların arttırılması, affın ortadan kaldırılması, insanların can ve malına şiddete sıfır tolerans edilmesi gerekilir. Kırık pencere metodunda olduğu gibi en ufak bir girişimde failin yakalanıp cezalandırılması, iflah olmayanların emniyet tutuklamasıyla tutuklanması ve uslanıncaya kadar bırakılmaması gerekilir.

BU İŞ SADECE ADLİ MAKAMLARA VE KOLLUĞA BIRAKILMAMALIDIR

Tüm bunları birleştirdiğimizde, plan program yaptığımızda ve bu işi sadece adli makamlara ve kolluğa bırakmadığımızda, kararlı olduğumuzda, nüfus yapısı düzeltildiğinde, göçün önüne geçildiğinde, işsizliğin azaltıldığında, köyden kente olan göçün önüne geçildiğinde, insanlara umut vaat edildiğinde, silahlı şiddet sayısının yükseldiği gibi azalması da mümkündür.

HUKUK BİR EĞİTİM OLARAK DA VERİLMELİDİR

Çete ve mafya yapılanmalarının önüne geçilmesi lazım. Sistematik kanunlarla beraber gerekli tedbirlerin alınması şarttır. Şiddetin ve tehdidin dili asla kabul edilemez. Hukuk eşit işlemelidir, çifte standarda asla müsaade edilmemelidir. Toplumu gerecek, iyice kutuplaştıracak açıklamalar terk edilmelidir. Ayrıca topluma daha doğuştan itibaren hukuk, adalet hukukun evrensel ilke ve esasları öğretilmeli, hukuk yerine göre bir eğitim olarak da verilmelidir."

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri