Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
Esra Boğazlıyan

31 Mart seçimlerinden bu yana en çok konuşulan belediye başkanlarından biri de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer… Her açıklamasıyla, hatta attığı twitle bile hep gündemde. Örneğin son haftalarda İzmir parası ve bayrağıyla ilgili açıklamaları hayli tartışıldı, ardından belediye binasındaki gökkuşağı renkleri gündem oldu. Belediyenin dağıttığı süt kutusu üzerinden bile bir tartışma yürüdü… Dedim da İzmir de İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer de hep göz önünde… Peki tüm bu tartışmalar bir yana belediye başkanlığında 16 ayı geride bırakan Soyer bu sürede İzmir için ne yaptı? Tunç Soyer’le İstanbul’da buluştuk, Boğaz’a nazır İzmir’i konuştuk. Tabii İzmir’le birlikte güncel siyaseti de, CHP’yi de…

İstanbul’a hoşgeldiniz… Gündem yoğun ama tabii öncelikle pandemi… Covid salgınında İzmir’deki son durum ne?
İzmir aslında başarılı bir sınav verdi pandemide. En çok vaka olan 2. Kenttik, sonra yavaş yavaş gerilettik bunu. İlk 10’un içinden çıktık. Hem İzmirliler hassasiyet gösterdi hem de biz büyükşehir belediyesi olarak. Örneğin 6 milyon 750 bin maske dağıttık. Maskematiklerle dağıttık. Ortamların dezenfeksiyonu, maske kullanımının yaygınlaşması. Fakat belki de insanlar yoruldu. Yazın gelmesiyle birlikte birden rehavete dönüştü. Şimdi 2. bir dalga büyük endişe yaratıyor. Tabi ekonomik tahribat da önemli. 2. bir dalganın yaratacağı tahribat daha da kötü olur. Hastanelerde bir patlama, yoğunluk yok. Ama kaygı verici bir gidişat. Her yer cıvıl cıvıl.

Özellikle Çeşme’de plajlar tıklım tıklım. Sosyal mesafeyle ilgili önlem alınmadığı ortada. 3 plaja da kapatma cezaları geldi. Ama pek de bir işe yaramıyor galiba…
Çünkü zabıta tedbiriyle olacak şey değil. Toplumsal farkındalık ve mutabakata ihtiyaç var.

Olası bir 2. dalga için yol haritanız ne?
Turuncu çember adlı bir uygulamamız var. Bir hijyen kurulu oluşturduk. Kriterleri yerine getiren işletmelere veriyoruz. Bu sağlık kurallarına uygun işletmeler olduğunu kanıtlıyor. Pandemi sonrasında, yeni normalleşmede öne çıkan şey sağlık kriterlerine uygunluk, güvenilirlik.

Peki İzmir’in ekonomisi nasıl etkilendi?
Çok olumsuz etkilendi. Turizm ve tarım temelli. Ürünlerin hasadı yapılamadı. Bu krizi fırsata nasıl çeviririz diye baktık. Örneğin dayanışmayı güçlendirebiliriz diye düşündük. Gurur duyduğum bir dayanışma tablosu çıktı ortaya. Askıda su faturasından yardım paketleri dağıtımına kadar müthiş bir dayanışma çıktı ortaya.

Karantina günlerinde, belediyelerin düzenlediği yardım kampanyalarıyla ilgili tartışmalar da yaşandı. İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin hesaplarına el konuldu. Sizde durum ne?
Biz hiç öyle bir hesap açmadık. Çünkü baştan beri doğrusu riskli buluyorduk bunu. Biz bir taraf olmak istemedik. Koordinasyonunu yapalım, üstlenelim. Asıl mesele, gücü olanla ihtiyacı olanı buluşturmak. Gücü olandan ihtiyacı olana aktarım yaparsak vazifemizi yapmış oluruz. Diyelim ki gıda paketi, yardımda bulunmak isteyen satın aldı, biz ulaştırdık.

‘GÖKKUŞAĞI TARTIŞMASINI ŞAKA SANDIM’

Siz, belediye başkanı seçildiğinizden beri hep gündemdesiniz. Pandemide bile İzmir siyaseten de gündemdeydi. İzmir parası, bayrağıyla ilgili sizin açıklamalarınız üzerine başlayan tartışmalar, belediye binasındaki gökkuşağı renklerinin gündeme gelmesi…
Birkaç açıdan değerlendirmek lazım. Birincisi siyasetin dili o kadar sığlaştı ve çirkinleşti ki vizyon ve performans üzerinden yapılması gereken siyasi tartışma paçadan çekiştiren, bel altı saldıran bir dile ulaştı maalesef. Montaj yaparak bir videoyu veya renkler üzerinden bir kavga çıkarmaya çalışmak, arkasında subliminal mesajlar aramak aklı başında toplumlarda karşılaşmadığımız şeyler. Süt kutusunun üstündeki gökkuşağıyla subliminal mesaj veriyorsunuz diyebilmek için nasıl bir ruh hali taşıyor olmak lazım. Çok şaşırtıcı. Anlamadım önce, şaka sandım. Sonra anlaşıldı ki ciddi ciddi. Birincisi siyasetin dili çok seviyesiz, çok çirkin. İnsanın umutlarını kırıcı. Bu toprağın insanları bunu hak etmiyor. ‘Hayır bu renkler şöyle değil aslında’ demeye kalksam, aynı seviyede ben de siyaset yapacağım. Hiçbirimiz bunu hak etmiyoruz.

‘EN ÇOK GÖÇ ALAN ŞEHİRİZ’

İzmir öncü bir kent. İlk futbol takımından ilk matbaaya, ilk tiyatrodan ilk gazeteye, ilk ekonomik kongreye… Belki de liman kenti olması nedeniyle İzmir’i hep bir kalbe benzetirim. Doğudan batıya, batıdan doğuya kan pompalamasını sağlamak bizim de görevimiz. İzmir takip ediliyor, merak ediliyor. Daha dün rakamlar geldi elime. Türkiye’de en çok göç edilen kent İzmir. Beyaz yakalı göçü fazla. İzmir’e gelişlerin en önemli sebebi demokrasi arayışı. İzmir demokrasinin kalesidir. Demokrasi bir arada yaşamak demektir. O nedenle zaten insanlar Türkiye’nin her yerinden İzmir’e geliyor. İzmir’in doğasından çok daha doğal güzelliği olan yerler var. Farklılıkların bir zenginlik olarak kabul edildiği bir coğrafyaya susamış insanlar. O nedenle en çok göç edilmek istenen kenti İzmir. Ötekileştirilmeyeceği, dışlanmayacağı bir yere gelmek istiyor insanlar.

‘İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇIKILMAZ, YOKSA BEDELİ AĞIR OLUR’

İstanbul Sözleşmesi tartışması var. En son İzmir’de kadınlar eylemdeydi. Partinizin bu meseleye bakışı belli tabi de siz ne diyorsunuz? Eşiniz de eylemdeydi kadınlarla birlikte…
İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan devlet olmak çok gurur verici. Ama şimdi çıkmayı tartışıyoruz. Bu çok üzüntü verici. İstanbul sözleşmesi kadını koruyan, aileyi koruyan bir sözleşme. Erkek egemen sistem deyin şiddeti mazur gören bir zihniyet. Bu kadın-erkek meselesi değil. Bu hepimizin meselesi. Kadını, obje olarak görmekten çıkarmak, süs objesini kast ediyorum. Kadını sahip olduğu haklarla birlikte, kadının toplumdaki üretiminin önünü açmak, eşit haklara sahip birey olarak kabul etmek, İstanbul Sözleşmesi’nin özü bu. Buna hangi mantıkla, nasıl karşı çıkılır.

Bu tartışmadaki anahtar kelime ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ sanırım, kadının beyanı esastır’a itiraz da var.
Bu demokrasi meselesi. Herkesin aynı derecede bu vatanı sevdiğini kabul etmek lazım. Böyle olmadığı taktirde ayrışmalar, ötekileştirmeler başlıyor. Türkiye Cumhuriyeti olsa olsa bununla iftihar etmelidir.

Sizce çıkılır mı İstanbul Sözleşmesi’nden?
Hayır, çıkılmaz, olursa da bedeli ağır olur. Atatürk’ün cumhuriyetinden bahsediyoruz. Batıda birçok ülke bizim gerimizde kalmış, böyle bir ülkede siz bunu kolay kolay reddedemezsiniz, o kadınların söyleyeceği söz mutlaka olur.

‘MUHARREM İNCE DOĞRU YAPMIYOR AMA HAİN DİYEMEM’

Bu haftanın siyaset gündemi malum Muharrem İnce. Parti kuracağı iddiası var ki herhalde yeni parti kuracak, öyle görünüyor. İnce’ye eleştiriler var. Örneğin en sert eleştiri de İzmir’den geldi. CHP İzmir gençlik kolları başkanı ‘hain olarak anılacaktır’ dedi İnce için. Siz nasıl bakıyorsunuz?
Bir kere hainlik lafının kolay kullanılmasına karşıyım. Vatan sevgisi ve vatana ihanet kavramları ağızlarda kolay sakız edilecek şeyler olmamalı. Çok ağır bir şey çünkü ‘vatan haini’ demek. Herkesin vatan sevgisi taşıdığını düşünmek mecburiyetindeyiz. Bunu bir tarafa koyarak söyleyeyim. Muharrem İnce’nin parti kurmasını doğru bulmuyorum. İktidar hedefi olan bir siyasal partinin üyeleri, hele ki içinde yıllarını vermiş insanların, iktidar hedefinde yürüyen bir partinin içinden çıkıp başka bir yapılanmayı önermelerini ve onun içine geçmeyi düşünmelerini irrasyonel buluyorum. Gerçekçi bulmuyorum, mantıklı bulmuyorum. İktidar hedefini ortadan kaldıran bir sonuç çıkarır.

Etkiler mi CHP’yi, kopma olur mu yani?
Kopma olacağından değil, büyük orana da gerek yok. Saadet Partisi’yle ittifak kurmak için, ittifakın içinde kalmak için uğraşıyorsunuz, emek veriyorsunuz, yüzde 0.5, 1 her neyse küçük bir oran olsa bile bunu yapmaya çalışıyorsunuz. Neden? Çünkü Türkiye’deki sistem değişikliği 50+1 mecburiyetini getirdi. O nedenle de mümkün olduğu kadar ortak paydalarınızda var olanları çoğaltmaya çalışıyorsunuz. Şimdi siz bunun dışında bir durum ortaya koyacak bir şey yapıyorsunuz. ‘Ben ayrılıyorum buradan’ diyorsunuz. Nereye gidiyorsunuz? Öbür ittifaka mı gidiyorsunuz, gitmiyor musunuz belli değil. Niye yapıyorsunuz o zaman bunu. Aklından ne geçiyor, ne yapıyor bilmiyorum. Neyse o vermeyi düşündüğünüz kavga parti içinde verirsiniz. Rasyonel bir açıklaması yok.

CHP, son kurultayı ‘iktidar kurultayı’ olarak adlandırmıştı. Muharrem İnce’nin partisi bu hedeften sapmaya neden olabilir mi?
Ben zannetmiyorum. Ama bu soruyu Muharrem Bey’in düşünmesinde fayda var…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçileli 15-16 ay oldu. İzmir sizden önce neredeydi şimdi nerede?
Metropollerde değişim yıllara sığabilir ama biz bu 15-16 ayda önemli adımlar attık. Seçim vaatlerimde önceliğim arka sıradakilerdi. Dezavantajlı bölgelerdi. Bu öncelikle çalışmaya başladım. Kentsel dönüşümde ciddi bir altyapı hazırladık. Ağustos-eylül’de ihaleler gerçekleşecek.

Nasıl olacak dönüşüm?
5 ayrı bölgede kentsel dönüşümü başlatıyoruz. Bizim dönüşüm anlayışımız sadece bina yenileme değil. Bizim anlayışımız, komşunla birlikte hayatını değiştireceğiz. Yaşadığın yerde yaşamaya devam edeceksin. Yerinde dönüşüm.

Dönüştürülecek 5 bölge neresi?
İlki Ege Mahallesi. Roman vatandaşların yaşadığı bir mahalle.

Orada kalacaklar değil mi Romanlar? Çünkü İstanbul’da bir Sulukule vakası yaşandı biliyorsunuz…
Kalacaklar tabii… Ege Mahallesi’ndeki Roman vatandaşların kentsel dönüşümü için projeyi hazırladık, tapularının mutabakatını aldık. İhaleyi alacak müteahhitlerle vatandaşın buluşmasını sağlayacağız. Kurallarını biz ortaya koyuyoruz. Her iki tarafın da bu kurallara uymasını sağlıyoruz. Gaziemir-Aktepe, Gültepe, Bayraklı, Örnekköy hızla dönüşüm yapılacak. Toplamda 5 bin konut hızla dönüşecek. Bir yandan da büyük ulaşım projeleri… 13.5 km’lik Buca Metrosu tam arka sıradakilerle ön sıradakileri buluşturan bir aksta. 1 milyar 70 milyon Euro’luk bütçesi var. İzmir tarihinin en büyük bütçeli projesi. Uluslararası ihalesinin ön çağrısına çıktık.

Kaynağı nereden bulacaksınız? Siz de İstanbul’da olduğu gibi yurt dışından kaynak arayışında mısınız?
Ocak ayında dünya bankasıyla görüşmeye gittim. Fitch’in yaptığı son değerlendirmede kredi notumuzu 3A olarak teyit etti. Buca Metrosu için Dünya Bankası’ndan kredi alacağız. Alacağımız miktar müzakere ediliyor şu an. Tamamını oradan almayacağız. Fransız kalkınma ajansı var, daha başka doğudan da finans kuruluşları var, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de öz kaynakları var tabii ki. Karşıyaka’yı Çiğli’ye bağlayan hafif raylı sistemi de 2 yıl içinde devreye almış olacağız. Narlıdere Metrosu’nu da 2022’de hizmete alacağız. Ama ‘en çok ne yaptınız’ derseniz, en çok umudu büyüttük.

Turizmde nasıl bir kalkınma hedefiniz var?
İzmir’de o kadar çok turizm potansiyeli taşıyan yer var ki, Efes, Kadifekale, Havralar, Bergama, şarap bağları, gastronomisi, höyükleri… Fakat bunların aralarındaki bağ kurulmamış bugüne kadar. Hepsini birlikte görebileceğimiz toplu bir fotoğraf çekip Visit İzmir adıyla ortaya çıkarıyoruz. Böylece İzmir’e bakıldığı anda tablonun tamamı görülebilecek. Dünyanın en eski açıkhava alışveriş merkezi Kemeraltı. Bir kenti tek başına turizmde taşıyabilir. İkincisi flamingolar. Gediz deltasında. Asıl hayalim, İzmir’in bütün bu olağanüstü zenginliğin bir dünya kenti olarak dünyaya duyurmak. Giderek içine kapanan bir şehir. Ama bu hikaye son 20 yılın meselesi değil. Şimdi bunu düzeltmek mümkün. Bir kere bunun altyapısının hazırlanması gerekiyor. Körfeze pis su akmaması gerekiyor. Kanalizasyonu olmayan köy kalmaması gerekiyor. Kaldırımların engelli erişimine uygun olması gerekiyor. Ama bir o kadar önemlisi de o kentte yaşayanların bu zenginliğin farkına varması. İzmirlilik kültürü… Biz hala İzmir’de güne boyozla başlıyoruz. Boyoz nedir? 1452’de Seferad Yahudilerinin İspanya’dan taşıdığı bir yiyecek. Bakın biz hala onunla güne başlıyoruz. Bu hikayeyi anlattığınız zaman, turizmde de sanayide de başka bir sayfayı açmaya başlıyorsunuz. O zaman yaşam kalitesini de yükseltiyorsunuz.

‘İZMİR CHP’NİN KALESİ DEĞİL’

İzmir için yıllardır ‘köhne kalmış metropol’ eleştirileri var. Kentsel dönüşüme çok ihtiyacı olduğu görülüyor, körfezin durumu görülüyor, siz de biraz önce İzmir’in hak ettiği yerde olmadığından bahsettiniz. Uzun süredir de CHP’nin yönettiği bir şehir. Bu anlamda bir özeleştiri de yapıyor musunuz?
Hayır, çünkü bu 200 yıllık bir mesele bu kan kaybı. İkincisi İzmir’e CHP’nin kalesi demek doğru olmaz. İzmir demokrasinin kalesi demek başka bir şey. Çünkü İzmir merkez sağa da oy verdi. İzmir’e CHP’nin kalesi diyemem, denmesini de doğru bulmam. İzmir demokrasinin kalesidir. O yüzden merkez sağa da oy verir. Ama şu da haksızlık. İzmir’de 23 ileri biyolojik arıtma tesisi var. Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir şey yok. 2 de biz açacağız. Köhnemiş bir şehir olabilir ama hiçbir şehrin atık suyu bu kadar iyi arıtılmıyor. Bu mesela konuşulmuyor. Her biri milyonlarca dolarlık tesisler bunlar. Önce bunun olması gerekiyordu, İzmir de önce bunu yapmış zamanında. Hakkının teslim edilmesi gerekiyor. Bir vizyon gerekiyor. O büyük hayalleri, hedefleri koymazsanız patinaj yaparsınız köhneleşirsiniz. O nedenle bir kısmı doğru söylediğinizin bir kısmı haksız olabilir…

‘4 YIL SONRA KÖRFEZDE YÜZECEĞİM’

Bu dönemin sonunda, 4 yıl sonra nasıl bir İzmir olacak?
Ben Körfez’de yüzüyor olacağım. Körfezi kirletmemeyi başarırsak doğanın kendi gücü sirkülasyonla temizliyor zaten. Kirletmemek için büyük bir yatırım gerekiyor onu da yapacağız. Bir yandan atıksu ve yağmur su kanallarının ayrıştırılması, 374 km. kanal yenilemesi ihalesine çıktık. Diğer büyük dereler var körfeze akan. Bunları temizleme çalışması yapıyoruz. Mesela bir Manda Çayı var; 6.5 metre çamur birikmiş, temizliyoruz. Gediz Deltası var tabii geçtiği her yerden sanayi atıklarıyla gelip İzmir’i kirletiyor. Gediz’in temizlenmesiyle ilgili dev bir projemiz var. İkincisi de bütün dünya İzmir’e gıpta edecek, İzmir’e gelmek isteyecek. Bunun için uluslararası organizasyonlara talip olduk. Dünyayı İzmir’e davet edeceğiz.

‘BİR DÖNEM DAHA İSTİYORUM AMA EN FAZLA 2 DÖNEM’

Bu 4 yılın sonunda yeniden aday olacak mısınız?
Belediye başkanlığının 2 dönemle sınırlı olması gerektiğini düşünüyorum. 2 dönemden sonra mesleki körleşme, daralma, alışkanlıklar edinme, başkalarının önünü kesme oluyor.

Aslında belediye başkanlığı uzadıkça da mesleğe dönüyor galiba…
Çok doğru… Bu bir meslek değil, nöbet. Bu nöbet en fazla 2 dönem olmalı. Şimdiden söyleyeyim, 2 dönem yapmak isterim ama bunun son dönem olduğunu bilerek. En fazla 2 dönem olmalı. 2 dönem sonunda şunu benden duymayacaksınız: Aslında yapmam gereken başka şeyler de var, bir dönem daha lazım demeyeceğim asla.