Önce “Yeni Dünya”da başladı: Rejim üstüne rejim. Akıl üstüne akıl... Şimdilerde de bizde revaçta: “Şunu yememelisiniz. Şunları da sadece arife günü öğleden önce yemelisiniz....”
Şöhretli bir rejim uzmanımız “Ekmekten uzak durun “ buyurmuş: “Aman ha!” diyesi imiş... Marie Antoinette’i andıran akıllara bayılıyorum. Bir “tedavi” önce mevcut kültüre uymalı. Anadolu’da büyümüş birine “Ekmek cızz” derseniz, o da size “Geçiniz” der. Alışkanlıkları da kenara koyalım, “Olmayacak dua ama, hani kabul gördü” diyelim. İki soru daha var: Ekmek yememek gerçekçi mi ve doğru mu?
Belli başlı hasletlerimizdendir: Tarihimizle övünürüz. “Haklı olarak!” Peki ama tarihimizi bilerek mi? Ne gezer! Üstelik şurası kesin. Elimizin altında öyle bir malzeme var ki. Hakkını verebilsek... Değil bugünü, yarınımızı bile okuyabileceğiz. Çünkü şurası kesin: Birtakım “kültürel genler – davranış biçimleri” değil yüz yıllar, bin yıllar sonra bile karşımıza çıkabiliyor. Ağzımız açık kalıyor. Bakın size bir hikâye nakledelim. Kültür tarihimizin kendisine “onur madalyası” borçlu olduğu bir abideden: Değerli folklor tarihçimiz Burhan Oğuz!