Bırakın lezzetteki nüansları algılamayı, yediği yemeğin içindeki en baskın tatların bile neye ait olduğunu anlamaktan aciz gurmelerimiz, zaman zaman yurtdışında, özellilkle de Fransa'daki Michelin yıldızlı lokantalardan söz edip ahkâm kesmeye bayılırlar.
Yazdıkları yerler elbette kötü değildir ama pek çoğu "özel'' de değildir. Büyük şeflerin zincir haline getirdikleri, neredeyse fabrikasyona dönmüş ve turistikleşmiş pahalı mekânlardır.
Bir anlamda ''şık ama harcıâlem''dir. Lükstür ama "pret-a-porter"dir.
Bugün size anlatacağım yer ise tüm bunların dışında. Cennetten düşme bir lokanta ve bir kaplıca oteli. Kendini korumasında ve bizim gurmeler dahil kimsenin diline düşmemesindeki en büyük nedense, ayak altında olmaması.
TÜM YEMEKLER DİYET YAPANLAR İÇİN
Fransa Kraliçesi Eugénie'yi bilirsiniz. 19'uncu yüzyılda İstanbul'a yaptığı ziyaret ve bu ziyarette kırdığı iddia edilen cevizlerle meşhurdur. İşte o Eugénie, Paris'te gözden düştükten sonra Fransa'nın güney batısında, şimdilerde "foie gras"ıyla meşhur, Pireneler'in eteklerindeki Landes bölgesine ''zoraki ikâmet''e gönderilir. Zoraki ikâmet dediysek yanlış anlamayın, kendisine orada küçük bir saray tahsis edilir ve Eugénie ölümüne kadar o sarayda yaşar. Bugün o saray hâlâ ayakta ve anlatacağım restoran o sarayda yer alıyor.