Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar Paulo Coelho'dan HT PAZAR için yazılar

        Paulo COELHO / HT PAZAR

        1 Temmuz günü, öğleden sonra saat 1’i beş geçe Copacabana sahilinin önünde, 50 yaşlarında bir adam yerde yatıyordu. Yanından geçerken göz ucuyla şöyle bir baktım, sonra hindistancevizi suyu içmek için hep gittiğim büfeye doğru yürümeye devam ettim.

        Rio de Janeiro’da yaşayan biri olarak, böyle adamların, kadınların, çocukların yanından yüzlerce, hatta binlerce kez geçmişimdir. Çok seyahat eden biri olarak, aynı sahneye zengin İsveç’ten fakir Romanya’ya hemen her ülkede rastladım. Her türlü hava koşulunda yerde yatan insanlar gördüm: Madrid’in, Paris’in veya New York’un buz gibi soğuk kışında metro istasyonlarının sıcak havalandırma ağızlarının yanında yatanları, Libya’nın kızgın güneşi altında, yıllar süren savaşların yerle bir ettiği binaların yıkıntıları arasında yatanları... Yerde yatan insanlar –sarhoşu, evsizi, yorgunu– kimse için yeni bir şey değil. Hindistancevizi suyumu içtim. Hemen eve gitmem gerekiyordu, çünkü İspanyol gazetesi El País’ten Juan Arias ile röportajım vardı. Aynı yoldan geri dönerken adamın hâlâ orada, güneşin altında yatmakta olduğunu gördüm. Yanından geçen herkes de benim yaptığımı yapıyordu: Göz ucuyla adama bakıp yoluna devam ediyordu.

        RUHUM AYNI SAHNEDEN YORULMUŞTU

        Ben farkında olmasam da, ruhum aynı sahneyi tekrar tekrar görmekten yorulmuştu. Adamın yanından tekrar geçtiğim sırada, içimden gelen benden daha güçlü bir şey çömelmemi ve adamı tutup yerden kaldırmaya çalışmamı sağladı. Adam hiç tepki vermedi. Yüzünü kendime çevirdiğimde alnında kan olduğunu fark ettim. Ne yapacaktım şimdi? Bu kötü bir yara mıydı? Tişörtümle alnını hafifiçe sildim; yarası ciddi görünmüyordu. O sırada adam ‘durdur onları, beni dövmesinler’ gibi bir şeyler mırıldandı. Adam yaşıyordu, bilinci açıktı, şimdi yapmam gereken onu güneşin altından gölge bir yere çekmek ve polis çağırmaktı. Oradan geçen ilk kişiyi durdurdum ve yaralı adamı sahil yoluyla plaj arasında gölge bir yere çekmeme yardım etmesini istedim. Takım elbise giymiş, elinde evrak çantası ve paketler taşıyan bir adamdı, ama bana yardım etmek için elindekilerin hepsini yere bıraktı –onun da ruhu aynı sahneyi tekrar tekrar görmekten yorulmuştu.

        ‘HIRSIZ DEĞİLSE BİZİM İŞİMİZ DEĞİL’

        Adamı gölgeye çektikten sonra evime gitmek için yanından ayrıldım. Hemen yakında bir jandarma karakolu olduğunu biliyordum, onlara haber verip yardım isteyebilirdim. Ama daha oraya varmadan yolda iki polisle karşılaştım. “İleride fena halde dövülmüş bir adam var” diyerek durumu onlara anlattım, “Onu kumda gölge bir yere yatırdım, gidip bir baksanız ve ambulans çağırsanız iyi olur” dedim. Polisler ilgileneceklerini söylediler. Tamamdı, üzerime düşeni yapmıştım. Bir izci çocuk yardıma hep hazırdır ve ben de o günkü iyiliğimi yapmıştım. Problem başkalarına devredilmişti, problemi çözme işi artık onların elindeydi. Ve benimle röportaj yapacak olan İspanyol gazeteci evime gelmek üzereydi. Daha 10 adım gitmemiştim ki bir adam beni durdurdu. Bozuk bir Portekizce ile şöyle dedi: “Adamın durumunu polislere ben de söyledim. Bana ‘hırsız değilse bizim işimiz değil’ dediler.”

        KARARLI DAVRANIRSAN DEVLET GİBİ OLURSUN

        Adamın sözünü bitirmesini bile beklemedim. Hemen polislerin durduğu yere geri döndüm ve kim olduğumu bildiklerini, gazetelerde yazan, televizyonlara çıkan biri olduğumu fark ettiklerini düşünerek tekrar konuşmaya başladım. Bazen tanınmış ve başarılı biri olmanın problemleri çözmeye yardımcı olacağına dair asılsız bir inançla bunu yapmıştım. Adama yardım etmeleri konusunda bu kadar ısrarlı olduğumu görünce polislerden biri sordu: “Siz bir tür devlet yetkilisi misiniz?” Kim olduğuma dair hiçbir fikirleri yoktu. “Hayır, ama bu problemi hemen şimdi çözeceğiz.” Karşılarında, üzerinde kan lekesi olan tişörtüm ve eski bir kottan kesilmiş bermuda şortumla, ter içinde kalmış bir halde dikiliyordum. Bunca yıldır yerde yatan insanları görüp hiçbir şey yapmamış olmanın sırtımdaki ağırlığı dışında bir ağırlığı veya otoritesi olmayan, sıradan bir adamdım. Ama işte bu her şeyi değiştirdi. Öyle anlar vardır ki, birden tüm korkularınızdan sıyrılırsınız. Öyle anlar vardır ki, gözünüz başka türlü parlar ve yüzünüze bakanlar ne kadar ciddi olduğunuzu anlar. Polisler benimle birlikte geldiler ve bir ambulans çağırdılar. Eve dönerken, o gün yaptığım yürüyüşten aldığım üç dersi düşündüm: (a) Herkes bir eylemi daha sadece romantizm aşamasındayken terk edebilir. (b) “Madem başladın, başladığın işi bitir” diyen biri mutlaka bulunur. Ve (c) Ne yaptığını bilen ve kararlı davranan herkes devlet yetkililerininki gibi bir otoriteye sahip olur.

        Çeviren: Mine Akverdi Denktaş

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ