Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

EKİN TÜRKANTOS /GAZETE HABERTÜRK

FOTOĞRAF: ERDEM ŞAHİN

İşin eğitim ve eğlence kısmı çok güzel de hiç yorulmuyor musunuz, çocuk sesinden, gürültüden?

Onu gürültü olarak görürseniz gürültü. Çocukla nasıl ilgileneceğinizi, nasıl bir ortam sunacağınızı biliyorsanız kafada canlandırdığınız o ‘çocuk’ imajı oluşmuyor. Hepsi kuralları iyi biliyor. Başlarında iyi bir öğretmenle çok eğlenceli olabiliyorlar. Ben başka nerede bir gemiye binip “Haydi tayfalar kürek çekin” diyebilirim ki? Çok renkli bir dünyamız var. Asıl ben onlara teşekkür ediyorum, benden sıkılmıyorlar diye... Beni kabul etmeleri, aralarına almaları çok büyük bir şey.

Bu kadar özverili olmanızdan belli...

Gerçekten çok seviyorum. Sevmeyen de yapmasın bu işi zaten.

Özel hayatınızda neler yaparsınız?

Biri bana bunu soracak diye ödüm kopuyor. Okul ve ev arasında bir hayatım var. Birkaç yıldır buraya ve Lalala projesine çok odaklandım. Bir şeye odaklandığınızda diğer her şey çok fazla gelir ya öyle. O yüzden biraz uzak kaldım dünyanın nimetlerinden... Yazın Şirince’de Circle Camp diye uluslararası bir eğitim kampı yaptık, 1 hafta orada olmak bana yetti. Bu yaz 17-24 Temmuz’da yeniden kamptayız. Mümkün olduğunca bu tarz etkinliklere katılıyorum. Bir de sosyal olarak şehirdışına seminerlere gidiyorum.

Ben yemek yapmak, keyif kahvesi içmek gibi şeyler düşünmüştüm...

Eve gidiyorum, genellikle Hörbi’yle birlikte oluyoruz. Mail’lerime cevap veriyorum. Film izliyorum internetten, 3 yıldır televizyonum yok. Kitap okuyorum. Yabancı kaynaklı kitapları tercüme ediyorum. Benim basit bir hayatım var. Belki de kendi kendime çok eğlendiğim için bir şey yapma ihtiyacım yok

‘ANNE OLUNCA BOL BOL HATA YAPACAĞIM HERHALDE’

Kemal Sunal’ın eğitmen kızı Ezo Sunal, babasının ve ağabeyinin izinden gitmek yerine eğitim alanında kariyer yaptı. O böyle mutlu. Çocuklar, yaşam enerjisiyle başını döndürüyor. Babasının ve ağabeyinin yolundan gitmeyen, kendisine eğitim alanında bir kariyer planlayan ve 10 yıldır çocukların ‘Ezo Öğretmen’i olan Ezo Sunal, çocuk atölyesinde uyguladığı tekniği bir kitap haline getirdi. Müzisyen Ömer Öztüyen ile birlikte “Lalala” adlı bir kitap çıkardı ve çocuklar için müzikli oyunlar ve etkinliklere yer verdi. Çocuklara âşık biri o. Bugüne kadar hep kendisine neden oyunculuk alanında bir kariyer düşünmediği sorulsa da aslında o, oyunculuğun en ham haliyle içli dışlı. Bire bir çocuklarla çalışıyor ve her gün çocukların hayal dünyasına girerek başka bir senaryoda buluyor kendisini. Bir gün gemi kaptanı oluyor, başka gün müzisyen... Kitap vesilesiyle okulda buluştuğumuz Sunal’la hayattan sohbet etme imkânı buluyoruz, köpeği Hörbi de yanımızda bize kulak kabartıyor...

Çocuklarla çalışmak hayatınıza ne kattı?

Hayatıma bir şey katmak yerine hayatım oldu. Çünkü bağımlılık yapan bir şey. Bir insan yetişirken hayatına dokunuyoruz. Hiçbir zaman onlar kadar yaratıcı olamayacağız. Ancak yaratıcılıklarını köreltmemeyi öğrenip deneyim eksikliklerini gidermek için yanlarında olduğumuzu hissettirebiliriz. Size hep neden oyunculuk yapmadığınız sorulmuş ama aslında seçtiğiniz alan oyunculuğun ham hali. İçinde müzik var, drama var... Evet, her ders sahneye çıkmak gibi bir his. Bu meslek o hevesimi tatmin ediyor. Çocuklar dürüst, istemediği şeyi tolore etmezler. Ve sabah bir çocuğun size sarılıp öpmesi gerçekten içinden geldiği için yaptığı bir şey. Bunun tatmini her şeyden çok. Bu işi tadınca başka bir iş yapmayı düşünmezsiniz.

Aileler çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmek istiyor. Müzikli oyun kitabı bu anlamda çok işe yarayacak...

98’den beri ailelerle bir arada olduğum için gözlemlediğim bir ihtiyaçtan ortaya çıktı. Ailelere, “Kaliteli zaman geçirin, yeteneklerini geliştirin” deniyor ama bunu nasıl yapacak? Kitapta direkt aksiyona yönelik cevaplar var. “Böyle yapın” demek yerine uygulamanın kendisini verdik. Yetişkinlerin çocuklarla aksiyona geçeceği bir uygulama bu. Aynı zamanda şarkılar var. Vokali kapatıp karaoke yapabiliyorlar.

Ünlü isimler de seslendirme yaptı değil mi kitap için?

Evet, Perran Kutman, Ali Sunal, Rüştü Onur Atilla ve ben, kendi yazdığımız hikâyeleri okuduk.

Lalala’da müzisyen Ömer Öztüyen ile yaptığınız çocuk şarkıları var...

Ömer Öztüyen müzik derslerine giriyor. Bu hayalimi paylaştığımda o da keyif aldı. Ayrıca doğum günü gibi özel günler için besteler yapıyoruz. Ağabeyime doğum gününde bir mektup yazmıştım, öyle vermek istemedim. “Haydi bunu bir şarkı yapalım” dedik, beste yaptık, ilki böyle oldu. Şimdilik yakınlarımıza yapıyoruz. Reklam, program müziği gibi alanlara ilgimiz var.

‘BAZEN BİR ANNEYE TAVSİYE VERİRKEN UTANIYORUM’

Şanslı bir çocuk muydunuz?

Evet, güzel bir çocukluk geçirdim. Biz sokakta oynardık, düştüğümüzde dizlerimiz kabuk bağlardı. Şimdi hiçbir çocukta bunu görmüyorum. O kadar hareket etmiyorlar. Düşüp ağlayan çocuk gördüğümde neredeyse “İyi bir şey” diyeceğim. Çünkü düşe kalka gelişiyoruz. Çok yalnız büyüyorlar, tek eleştirim bu olabilir.

Eğitiminizde Orff yaklaşımını kullanıyorsunuz. Şu an dünyada kullanılan yeni eğitim teknikleri var mı?

Orff yaklaşımından faydalanıyoruz. Birçok eğitim programı var. Bunlar çok değerli yaklaşımlar ama eğitimci olarak hatırlamamız gereken şey şu; biz 2016 yılında Türkiye’de yaşıyoruz. Gerçekten hiç mi fikrimiz yok ki, hâlâ kaç yıl önce başka bir ihtiyaçla ortaya çıkmış eğitim yaklaşımlarını uygulamaya çalışıyoruz diye düşündüğüm için mutlaka kendimizden bir şeyler katıyorum. Hiçbir yaklaşımı olduğu gibi alıp kullanmıyorum.

Çocuk sahibi olmadan çocuklarla çalışmak nasıl bir şey? Şimdiden kafanızda yer etmiştir anne olunca yapılacak ve yapılmayacak şeyler...

“Bunun asla yapılmaması gerekiyormuş” dediğim milyonlarca yanlış var. Yapacağımdan emin olduğum şey, bütün yanlışları yapacağım. Terzi kendi söküğünü dikemez ya. Bazen bir anneye tavsiye verirken utanıyorum. Aslında söylediğim şey doğru ama hayat öyle değil, o an o kadar mükemmelakmayabiliyor. Bunun bilincindeyim. Ama kar suyu kaçırmak vardır ya, doğruyu bilmek bile ona yakın olmamıza sebep oluyor. Tabii ki herkesin hata yapmaya hakkı var aile olarak ama eğitimcilerin yok. Ben de bol bol hata yapacağım herhalde.

 Bize söyleyebileceğiniz en kilit hatalar ne?

Çocuğa ne yapması gerektiğini söylemek ve çok fazla uyarıda bulunmak hoşlarına gitmiyor. Her yanlışında yakalamak da doğru değil. Hep yanlışları konuşuyoruz. Oysa neyi konuşursak onu çoğaltırız. Olumlu şeyleri vurgulamak önemli.

Erken yaşta oyun oynamanın, şarkı söylemenin ve bedenini keşfetmenin çocuğa ileriki yaşlarında ne gibi katkıları oluyor?

Oyun bize hayatı, kim olduğumuzu öğretiyor. Oyunla, müzikle, dansla çocuğun nasıl tanıştığı çok önemli. Okul öncesi eğitimcilerin en önemli görevi öğrenmeyi sevdirmek, bilgi yükleyip bunaltmak değil. Zaten kolay öğreniyorlar. Kitapta hepsine yer verdik çünkü bazı çocuk şarkı söyleyerek kendini iyi ifade ediyor. bazısı resim yaparak, bazısı dans ederek ya da sadece durup gözlemleyerek... Hepsine fırsat vermek lazım.

Bu beden farkındalığı eğitimi oyuncuların da işine yarar belki...

Ben oyuncu olsam ilk yapacağım şey kesinlikle bu olur. Beden perküsyon çok özel bir alan. Çünkü çalan da çalınan da sizsiniz. Bunların farkındalığını kazanmak bile oyuncunun işine yarayacaktır.

Bu mesleğin sizdeki etkileri ne oldu?

Bu alanda çalışmanın inanılmaz hoşgörü, özgüven ve sosyal anlamda kendini ifade etme becerisi kazandırdığını gördüm.

 Eğitimci olarak hayallerinize ulaşabildiniz mi?

Böyle bir yerim olabileceğini hayal bile etmiyordum ama çocuklarla çalışmak istediğimi hep biliyordum. O yüzden fazlası oldu. Şimdi hayalim Lalala’yı bir televizyon programına çevirmek. Gerçekten buna ihtiyaç var.

‘100 DOLARA DÜNYAYI SATIN ALABİLECEĞİMİ ÖĞRENDİM’

Çocuklarla nelerden konuşursunuz mesela...

Her gün yeni bir şey öğreniyorum. Mesela bugün 100 dolara dünyayı satın alabileceğimi öğrendim. “100 doları nereden bulurum?” diye sorduğumda “Banka veriyor” dedi biri. Güzel değil mi bu? Bir çocuk kırmızı fular bağlamış, zıplıyordu. “Ne yapıyorsun?” dediğimde “Superman’im dedi”. “Uçabiliyor musun?” diye sordum, kederli kederli; “Uçuyorum ama hemen düşüyorum” dedi. Her şeyi ciddiye almalarından çok etkileniyorum. Bugün bir gemi yaptık, bir kısım balık oldu, ben kaptan oldum. Gemi fırtınada gidiyor. Hiç kıpırdamayan bir çocuğa “Sen ne balığısın?” diye sordum. “Ben midyeyim” dedi. Rolünü nasıl ciddiye aldıysa oyun boyunca kıpırdamadan midye olmuş. Muhteşem değil mi?

Size ne diye hitap ediyorlar?

“Ezo Öğretmen” de diyen var, “Ezo” diyen de. En minikler “Ejo” diyor.

Babanızın size ilk öğüdü neydi?

Babam öğüt veren bir adam değildi. Önemli bir öğüt müdür, mesaj mıdır, örnek olmak mıdır artık siz karar verin, kariyerinin zirvesindeyken aftan yararlanıp üniversiteye gidip okuması ve üzerine yüksek lisans yapmasıdır. Bana ve tüm gençlere verdiği en güzel mesajı şuydu, “Eğitim önemli, okuyun.”

Çocuklar da sizi rol model alıyor. Onlarda farkındalık yaratmaya çalıştığınız şeyler neler? İleride bir gün karşılaşsanız ne olsa çok hoşunuza gider?

Öğretmenlik büyük sorumluluk. Geçen gün eski 2 öğrencimiz geldi “Biz ehliyet aldık” diye, gerçekten inanamadım. İnsan ehliyet alınca anaokuluna gider mi? Çok özel bir ilişkinin olması lazım. Ben gitmem yani. Daha önce de ortaokula başlamış bir öğrencimiz doğum gününde buraya geldi ve miniklerle pasta üfledi. Ne görsem mutlu olurum, görüyorum zaten. Yolumuzun kesiştiği öğrencilerimizin yüzde 80’iyle kopmuyoruz. Biz onlarla 6 yaşına kadar beraber oluyoruz. Ama sonrasını, nasıl insan olduklarını, eğitim hayatı nasıl devam ettirdiklerini takip etmek gerek. Bize takip etme şansını verdikleri için mutluyum. Lalala orkestramız da benim eski mezunlarımdan oluşuyor.