Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam Emre Gönensay Şükrü Dudu'ya konuştu

        Şükrü Dudu, Türkiye’nin önemli bürokratlarından, akademisyen ve eski dışişleri bakanı Emre Gönensay’a merak ettiklerini sordu.

        GAZETE HABERTÜRK-HT CUMARTESİ-ŞÜKRÜ DUDU

        - Babanızdan başlayalım söze.

        Sen babamı sorarken amcamı kastediyorsun herhalde. Çünkü internette aratınca babammış gibi çıkıyor ama Hıfzı Tevfik Gönensay amcam. Kendisi edebiyatçıydı aynı zamanda Boğaziçi Lisesi’nin müdürüydü. Bebek’le Arnavutköy arasındaki o güzel binaya gittiğimi hatırlıyorum. Amcamı çok severdim. Çok şık giyinirdi. ZekiMüren ve Kadir Has öğrencisiymiş.

        - Huysuz Virjin de öyleymiş.

        Evet.

        - Sizin de çok meşhur öğrencileriniz var değil mi?

        Mesela Cem Boyner; kendisi aynı zamanda av arkadaşım. Güler Sabancı, Oya Eczacıbaşı daöğrencim. Oya Eczacıbaşı’nın babasıyla Boğaziçi Üniversitesi’nde aynı odayı paylaşırdık, çok eski aile dostumuzdur. Hürriyet’ten Habertürk’e geçen, Merkez Bankası başkan yardımcılığı da yapan Ercan Kumcu da öğrencim. Türkiye’deki en iyi iktisatçılardan biridir.

        FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

        - Öğrencilerinize kızar mıydınız?

        Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun öğrencim olduğunu unutmuştum. O da benim öğrencimdi. Abdullah Gül dışişleri bakanı olduğunda ona kahve içmeye gitmiştim. Ahmet Davutoğlu da oradaydı. “Hocam, ben sizin öğrencinizdim, bana para banka dersinden AA vermiştiniz” dedi. O

        zaman hatırladım onu okuttuğumu. Öğrencilerime kızmadım hiç.

        - Peki İstanbullu olduğunuz halde neden Manisa’dan milletvekili adayı oldunuz?

        Süleyman Demirel’le dostluğumuz 70’lere kadar gider. Ona siyasetle iglili olmayan teknik konularda danışmanlık yaptım, bütçe nutuklarını falan da ben yazardım ama partiyle hiçbir alakam yoktu. En sonunda “Siyasette de yanımda olmanı istiyorum” dedi. Beni Manisa’dan kontenjan adayı yaptılar. O zamanlar Manisa’da Doğru Yol Partisi’nin birinci olma ihtimali çok yüksekti. Kolay seçilebilecek bir yer diye oradan aday oldum. Ama Doğru Yol değil, Anavatan birinci oldu.

        -Sonra Cumhurbaşkanı Başmüşaviri oldunuz değil mi?

        Tam özelleştirmeden sorumlu başkan yardımcısı olarak Amerika’ya giderken, Süleyman Bey Başbakan oldu. Bana “Seni Ankara’da yanımda istiyorum” dedi. Ben de “Teknokrat olarak yanınızda çalışırım” dedim. “Sana üçlü kararnameyle Başbakanlık başmüşavirliği, aynı zamanda büyükelçilik unvanı veriyorum” dedi. Sonra cumhurbaşkanı oldu. “Benimle beraber cumhurbaşkanlığına gel” dedi. Cumhurbaşkanı başdanışmanı ve büyükelçi olarak Çankaya Köşkü’ne gittim. Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde 1994’te ekonomik kriz çıktı. Çiller, “Sana çok ihtiyacım var, etrafımda bu işlerden anlayan hiç kimse yok. Herkes korkudan bir sipere sığınmış. Bu işi beraber çözelim” dedi. “Tamam da bunu önce Cumhurbaşkanı’na söyle, o müsade ederse gelirim” dedim. Bir akşam Tansu Çiller Cumhurbaşkanlığı’na geldi. Süleyman Bey, “Çankaya’da rüzgârlar hep serin esiyor. Aşağıda yangın var. Sen oraya lazımsın” dedi. Ben de ekonominin koordinasyonundan sorumlu Başbakan başdanışmanı ve büyükelçi oldum. Ekonomiyi kurtarmaya çalıştık. 2005 sonunda da çok iyi bir yere getirdik.

        DÜNYA BİZİ ALKIŞLIYOR

        - Dışişleri Bakanlığınız zamanında kaç kere yurtdışına gittiniz?

        Neredeyse her gün gidiyordum.

        - Bugünkü dış politikalar konusunda ne düşünüyorsunuz?

        Şu anda çok sağlam bir dış politika götürüyoruz. Yurtdışında yaptığım konuşmalarda da, Türkiye’de de bunu söylüyorum. Bir ayağımız doğuda bir ayağımız batıda. Dünya bizim bu misyonumuzu alkışlıyor. Komşularla aramızda hiç problem yok.

        - Şu an ne yapıyorsunuz?

        Işık Üniversitesi’nde iktisat ve Ortadoğu ekonomisi üzerine ders veriyorum. Bazı projelere danışmanlık yapıyorum.

        - Bilderberg Toplantısı’na katılmışsınız.

        Bilderberg’in daimi üyeleri, yürütme kurulu vardır. Ben onların arasında değilim ama üç kere davet edildim. Bilderberg konusunda etrafta neredeyse mit olmuş hikâyeler dolaşıyor. Oysa Bilderberg, dünyada ve memleketinde etkili insanların toplanıp serbest ve kapalı bir ortamda tartıştığı bir yer. İki-üç yıl önce İstanbul toplantısı olduğunda global kriz patlak vermemişti. Ama ben gelmek üzere olduğunu hissediyordum. Avrupa Birliği’nin Merkez Bankası Başkanı’na “Kriz geliyor, ne yapacaksınız, idari regülasyonlar koymak lazım” dedim. “Yaptırım düşünmüyoruz ama hazırız” dedi. “Nasıl hazırsınız” diye sordum, “Kriz çıkınca para basacağız” diye cevap verdi.

        - Bu bir çözüm mü?

        Çözümün bir kısmı. O olmadan olmazdı. Nitekim ondan sonra para basıldı. Üç sene önce “Denetim lazım” demiştim. ABD’ye yeni yeni denetim gelmeye başladı. Bunu anlatmam doğru değil ama berber sohbetinde bunu da söyledik. Şimdi üzerinde durulan konu ise bastığımız paraları nasıl toplayacağız meselesi.

        TERZİDEN NEFRET EDERİM

        - Çok şık giyiniyorsunuz. Özel bir terziniz var mı?

        Terziden nefret ederim, çünkü terziye gittiğimde dikilen elbisenin nasıl olacağı hiçbir zaman belli değildir. Onun için her zaman iyi bir yerden hazır almayı tercih ederim. İngiltere’de yaşarken çok iyi terzilere yaptırdığım bazı elbiselerim var. Artık çok eskidiler. Onları buradaki terzilere veriyorum, “Bunu sök, kalıbını çıkar, aynı kalıptan elbise yaparsın” diyorum.

        - Klasik otomobillere meraklısınız değil mi?

        Çocukluğumdan beri otomobil merakım var. Kızımla klasik otomobil rallisi yaptık. O da co-pilotum oldu.

        - İlk otomobilinizin markasını hatırlıyor musunuz?

        Austin Healey 3000’di. 1961 model, açık spor bir otomobildi, çok da süratliydi. Eşimle birlikte onunla Londra’dan İstanbul’a gelir giderdik. Bir kere İtalya’da arkamdaki otomobillerden biri flaşör yapıp duruyordu. “Kim bu ukala böyle benim hızıma kafa tutuyor” dedim. Bir baktım bir Ferrari. Sağa çektim, yol verdim ve şapkamı çıkardım.

        - Klasik otomobil merakınız devam ediyor değil mi?

        Evet. 1961 model bir Porche aldım. Onu uzun seneler kullandım. Ardından Mercedes 350 SL aldım. Rallilere de onunla girdim.

        - Rallide derece kazandınız mı hiç?

        Rodos Rallisi ve Türkiye-Bodrum Rallisi’nde derecelerimiz var.

        - Kızınıza araba kullanmayı siz mi öğrettiniz?

        O mektebe Amerika’da gitti. Orada kendi öğrendi. İki kızım var, ikisi de araba kullanmayı kendi öğrendi.

        AB’NİN İSTİKBALİNİ PARLAK GÖRMÜYORUM

        - AB’ye ne zaman gireriz sizce?

        AB’ye gireceğimizi zannetmiyorum. Bunu her yerde de söylüyorum. Bence beş-on sene sonra biz girmek istemeyeceğiz zaten. AB’nin istikbalini çok parlak görmüyorum. Onlarla yavaş tempolu tango yapıyoruz, sonuna yaklaştığımızda da “Teşekkür ederiz, siz siyasi birliğinizi sağlayamadınız, zaten ekonomi işbirliğine devam ediyoruz, yine devam ederiz” deyip bu işten vazgeçeriz gibime geliyor.

        SÜLEYMAN BEY NE ZAMAN TUVALETE GİDERSE BEN DE O ZAMAN GİDERDİM

        - Tansu Çiller’le çalışmak nasıldı?

        Tansu Çiller’le çalışmak iyiydi. Dinamik bir insandır. Bir şeye karar verdiği zaman ok gibi gidip onu yapar. Normal siyasetçilerin dışında o vasfı vardı. Gerek dış politikada gerek ekonomide yapılması gereken şeyleri takip ederdi. Bir danışman için bu hoş bir şey.

        - Çiller’le de çok anınız vardır değil mi?

        Çoğu siyaseten gizliliği kalması gereken şeyler. Bir tek şey anlatabilirim. Avrupa’da bir yere gittiğiniz zaman, konvoylar kortejler olur. Bu konvoyları kaçırmamanız lazım. Yetiştiniz yetiştiniz, yetişemediniz gitti. Bir de tuvalete gitme meselesi var. Toplantıda oturuyorsun, konuşuyorsun, tartışıyorsun sonra da fırlayıp gitmen lazım. Konvoyu kaçırmamak için Süleyman Bey ne zaman tuvalete giderse ben de o zaman giderdim. Ne zaman tuvalette karşılaşsak “O hoca yine burada mısın” derdi. “Efendim ne yapayım, korteji kaçırmamayım diye böyle yapıyorum” derdim.

        ERKEK TORUN BAMBAŞKA BİR ŞEY

        - Eşinizle nerede tanıştınız, kaç yaşında evlendiniz?

        Robert Koleji’ndeyken eşim de Kız Koleji’nde öğrenciydi. Sonra ben Amerika’ya gittim. 1961 yılında döndüm, evlendik. İngiltere’ye doktora yapmaya eşimle beraber gittik.

        - O zamanlar eşiniz de çalışıyor muydu?

        Antika restorasyonu üzerine çalışmalar yapıyordu.

        - Kızlarınızın ikisi de evli mi?

        Biri evli, biri boşandı. Büyük kızımın iki kızı, küçük kızımın da bir oğlu var.

        - Torunlarınızla aranız nasıl?

        Kızları çok seviyordum ama erkek torun bambaşka bir şeymiş. Daha on dört aylık, otomobillere çok meraklı.

        - Peki çocuklarınızı mı yoksa torunlarınızı mı daha çok seviyorsunuz?

        Çocuk sevgisi çok büyük tabii ama torun sevgisi her zaman öne geçiyor. Çünkü sorumluluğu olmayan bir şey, sadece keyfini sürüyorsunuz.

        BIYIKLARIMI KESMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM

        - Bıyıklarınız kaç yıllık?

        Ankara’ya gittiğimde 1991 ya da 92’de bıyık bıraktım. Boğaziçi Üniversitesi’ne dekanolduğum seneler, yani 1970’lerin ilk yarısında da hem sakalım hem bıyığım vardı. 1960’larda Londra’da yaşarken de bıyıklıydım. Macar asıllı bir profesörüm vardı, ne zaman odasına gitsem “Şu bıyıklarını kes, küçükken annemin beni korkuttuğu Osmanlılar gibi odama giriyorsun, bıyıklarından korkuyorum” derdi.

        - Kesmeyi düşünüyor musunuz?

        Yok. Çok alıştım. Düşünmüyorum.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ