Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar Deniz Seki de özür dileyecek mi

        HT PAZAR / AYŞE ÖZEK KARASU

        "Selülit ve vücuttaki sarkmalar özel hayata girer, objektife hazır güzel endam ise bilgi edinme hakkına.”

        Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel hayatı koruyan 8. maddesiyle, basın özgürlüğünü gözeten 10. maddesi arasındaki ince çizgiyi açıklayan çok yerinde bir tespit. Sarkastik de olsa öyle. Bu lafı eden şahıs ise medyada imaj yönetimi uzmanı İngiliz hukukçu Amber Melville-Brown. Paparazzilere defolu yakalanan, patavatsız bir cümleyle kamuoyunu ayağa kaldıran boşboğaz şöhretlere hasar giderme hizmeti veren bir uzman kendisi. İşte bizim şöhretlere de bu akıl hocalarından, “publicist” denilen imaj yönetim profesyonellerinden lazım. Son günlerin en hararetli iki tartışma konusuna bakılırsa, Gülben Ergen’e değil de daha çok Deniz Seki’ye lazım. Ergen kriz yönetimini iyi becerdiği için selülit handikapını ustalıklı manevralarla gayet güzel savuşturdu. Zamanında Hülya Avşar’ın selülitiyle dalga geçmesi bir yana, “Hepimizin kıçında selülit var” diyerek bir kız kardeş duygudaşlığı içinde sıyrılıverdi. Öncelikle konuşmak için, iç dünyasını, ruh halini ustalıkla yansıtacak Ayşe Arman’ı seçti. Sonra bütün kadın âlemiyle empati kurdu. Boşanma travmasından, nafaka meselesinden, çocukların 4+4+4 derdinden dem vurdu. Hayat gailesi içindeki kadınları ferahlattı, “Ben ruhumu iyileştirmenin derdindeyim portakal kabuklarını değil. Her şeyi halleden, herkese yeten bir görüntüm var. Tamam güçlüyüm ama o kadar değil” diyerek. Selüliti olan olmayan bütün kadınların gönlünü kazandı. Hülya Avşar’ın selülitine sataşmasına ifrit olanları bile yumuşattı. Bu yumuşatıcı etkisi, zekâ dolu bir kriz yönetiminin eseriydi. Aslen yumuşak hisler beslenen Deniz Seki de yürekleri yufkaya çevirebilirdi. Ama o tersini yaptı.

        BALİNA GAFI

        Hamile ya da yeni doğum yapmış kadınları aşağılamak bir şöhretin yapabileceği en vahim hatadır. Beş yıl kadar önce güzeller güzeli Charlize Theron, kurduğu iki cümleyle bütün kadınları yerinden zıplatmıştı. Dediği şuydu: “Çocuk sahibi olmayı çok isterim, bir gün ben de anne olacağım. Ama hamile kalıp balina gibi görünmek istemiyorum...” Bu sözlerini samimi bulanlar olsa da, hamileleri balinaya benzettiği için zehir zemberek eleştiriler aldı. Neticede balinaya benzeyeceğinden emin olsa gerek, gitti bir çocuk evlat edindi. Dünya tatlısı, Jackson diye bir bebek. Olayı Deniz Seki’ye bağlarsak; bizim Magazin ekinde “Deniz anası” diye sunulan bikinili fotoğraflardaki görüntüsünün şişirildiğini iddia etti ki, katiyen doğru değil! Bu tür bir savunma mekanizmasının devreye girmesi doğal da, devamı bir felâket: “O iğrenç şişko fotoğraflar benim değil, sizin ayıbınız. Kötü niyetlisiniz. Beni bebeğini emzirmiş, yatağına yatırmış, loğusa bir kadın gibi şişirip gösteremezsiniz.” Okuyucu yorumları da felaket oldu. “Ben de loğusayım ama senin kadar göbekli değilim” diyen de çıktı, şişmanlara iğrenç dediği için yerden yere vuran da. “O fotoğraflar İsrail’in işidir” diye dalgasını geçen bile oldu. Deniz Seki de, aynı Gülben Ergen gibi kendi başındaki dertlerden dem vursa, “Ben göbeğin değil, hapse girecek miyim onun derdindeyim” dese, empati uyandıracak bir kriz yönetimi sergilemiş olacaktı. Yorumlarda “loğusa avcısı”na kadar varan onca lafı işitmeyecekti. Bir mağdur olarak binlerce özrü de daha çok hak etmiş olacaktı. “

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ