23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na dair en eski anım 40 yıl öncesine ait! Üzerimde çiçekli basma bir entari, çırpı bacaklarımla sahnenin bir ucundan girip, tam ortada seyirciye arkam dönük (entarimin miniliğini umursamadan) imparatorun önünde eğilerek, "Türk prensi geldi hünkarım..." repliğimi söyleyip diğer taraftan çıkıyordum. Anne babalardan oluşan seyircinin en çok bana güldüğünü hatırlıyorum.

Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası, Türkiye’nin farklı konservatuvarlarında eğitim gören 800’den fazla çocuğu bir araya getiriyor. 

Dün bir grup gazeteciyle 23 Nisan Ulusan Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Doğuş Yayın Grubu işbirliğiyle düzenlenen Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası'nın konserini izlemek için 'Tarihin sıfır noktası'na, 12 bin yaşındaki Göbeklitepe'ye giderken zamanda yolculuk yapıp topu topu 40 yıl öncesine gidebildim; orada da Çin İmparatoru'nun habercisiydim işte...

2015 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'yla 20 yıllık bir anlaşmaya imza atarak bu büyüleyici bölgenin kazı, koruma ve araştırma sponsoru olan Doğuş Grubu'nun yaptığı ziyaretçi merkezindeki mini amfi tiyatrodaki yerime geçtiğimde karşımdaki 44 çocukta kendimi gördüm...

Şefliğini ve Genel Müzik Direktörlüğünü Prof. Dr. Rengim Gökmen'in yaptığı Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası üyesi 44 çocuk, Mozart, Beethoven, Bizet, Brahms, Andel, Dvorak, Ferit Tüzün'ün bestelerini seslendirirken ben de 'çiçekli mini entarimle' amfi tiyatroyu dolduran onlarca çocuğun arasında oturmuş onları izliyordum. Doğrusu uzun süredir bu kadar keyif aldığım bir konser izlemedim...

Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 22 farklı şehirde 71 konser gerçekleştirdi ve 100.000 izleyiciye ulaştı.

Türkiye'nin dört bir yanında birçok tarihi mekanda konser verdiğini belirten Prof. Gökmen, insanlık tarihinin yeniden yazılmasına neden olan Göbeklitepe'de ilk defa, hem de bir çocuk senfoni orkestrası ile sahnede olmanın heyecanının bir başka olduğunu söylüyordu konser öncesinde. Bu özel akşamda son nota çalındığında amfi tiyatrodaki yüzlerce kişiyle birlikte ayağa fırlayıp '44 harika çocuğu' alkışlayarak "Bir daha" diye tempo tutarken 40 yıl önceki benle göz göze geldim.

Orkestra Kaptanzade Ali Rıza Bey'in 'Denizde Akşam' adlı nefis eserini çalarken ben 12 bin yıl geriye gidip 'Tarihin sıfır noktası'nda durabilseydim eğer, yine 40 yıl önce çırpı bacaklarıyla sahnenin bir ucundan girip, çiçekli basma entarisinin kısalığına aldırmadan, seyirciye arkası dönük eğilerek imparatora kendisini ziyarete gelen prensi haber veren çocuk olmak isterdim diye düşünüyordum...

Uygarlığın başladığı, tarihin yeniden yazıldığı Göbeklitepe'den ben kendi tarihimden tek bir seneyi bile değiştirmezdim...

***

Piramitlerden 7500 yıl daha eski

Göbeklitepe sadece bir kült merkezi değildi, farklı pek çok sosyal ve ekonomik işlevi vardı.

Doğuş Yayın Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Nafiz Karadere, konser öncesi Göbeklitepe'yle ilgili bilgiler verdi. Göbeklitepe'nin insanlık tarihinde bugüne kadar keşfedilmiş en eski yapı olduğunu belirten Karadere şöyle devam etti: "Bu yapı Mısır Piramitleri'nden 7.500, İngiltere’deki dev taş heykeller Stonehenge’ten 7 bin yıl önceye tarihleniyor. İnsanoğlunun bilinen ilk tapınağı. Göbeklitepe’nin bulunuşu tarihi okumamıza ve anlamamızı da değiştirdi. Bugüne kadar yerleşik inanç, insanlığın kalıcı eser vermeye başlamasının Mısır’la başladığı yönündeydi. Ama Göbeklitepe ile tarihin sıfır noktası M.Ö. 12.000 yılına kadar geriye çekilmiş oldu."

 

Şanlıurfa’nın yaklaşık 12 kilometre kuzeydoğusunda bulunan bir dağ sırasının tepesinde bulunan Göbeklitkepe, ilk kez 1983'te fark edildi. 1995 yılından bu yana Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Dr. Klaus Schmidt, 2014'te hayatını kaybedene kadar, bin yılı aşkın bir süre boyunca birbirinin üzerine bu şekilde inşa edilmiş 6 yapıyı gün ışığına çıkarttı.    

Dr. Klaus Schmidt

Göbeklitepe bulunduğu yer itibarıyla “Bereketli Hilal” olarak bilinen Fırat ve Dicle Nehirleri ile filizlenen Mezopotamya’nın bir parçası. Yerleşim ve tarım kavramlarından çok uzak olan avcı ve toplayıcı insan toplulukları zamanında, şehir hayatına henüz geçmeden inşa edilen ilk anıtsal yapı olan Göbeklitepe, birçok bilim insanı tarafından da son yılların "en büyük arkeolojik keşfi" olarak gösteriliyor. Tarih öncesi insanın inanç dünyasını yansıtan, animist figürlerle zenginleştirilmiş yapılar Göbeklitepe’nin arkeoloji tarihinin en önemli keşiflerinden biri olmasını sağlıyor.

Yapının büyük bir kısmı üzerine vahşi hayvan resimlerinin kazılı olduğu T-biçimli sütunlardan oluşuyor.  

'T' biçimli dikilitaşlar boyutlarının büyüklüğüne rağmen tarihöncesi sanat ve zanaatkarlığın çarpıcı tanıklarıdır ve stilize antropomorfik heykeller olarak kabul edilirler.

İnsanlığın doğduğu yer olarak gösterilen Göbeklitepe, 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne de alındı. Haziran 2018’de ise UNESCO’nun listesinde daimi olarak yerini aldı.

Proje daha önceki kazı ekibinde yer alan uzmanlarla birlikte Şanlıurfa Müzesi müdürü Celal Uludağ yönetiminde ve Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Lee Clare ve ekibinin yaptığı kazılarla halen devam ediyor.