Macaristan Başbakanı Orban son 16 yılın en zorlu seçimine gidiyor
Macaristan Başbakanı Orban, iki gün sonra son 16 yılın en zorlu seçimine girecek. Yapılan son anket ise Orban'ın yıllardır süren AB karşıtı söylemine rağmen Macarların çoğunun AB ile daha iyi ilişkiler istediğini gösterdi. Seçim sonuçlarının, Macaristan'ın Brüksel ile ilişkilerinin yönünü doğrudan belirleyebileceği, aynı zamanda Avrupa'daki sağ hareketler için dönüm noktası niteliği taşıdığı değerlendiriliyor.
Macaristan son yılların en kritik seçimine hazırlanıyor. 2010'dan bu yana koltuğunu koruyan Başbakan Viktor Orban için 12 Nisan'da düzenlenecek genel seçim, anketlere göre "son 16 yılın en zorlu yarışı" olacak.
Seçimlere günler kala yayımlanan anket, Orban'ın koltuğunu kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, ülkenin AB ile ilişkilerini yeniden şekillendirme yönünde güçlü bir talep olduğunu ortaya koydu.
European Council on Foreign Relations (ECFR) tarafından yapılan araştırmaya göre seçmenlerin yüzde 77'si AB üyeliğini destekliyor, dörtte üçü AB'ye "güvendiğini" söylüyor ve yüzde 68'i Macaristan'ın AB ile ilişkilerinde en azından kısmi bir değişim istiyor.
Orban, AB ile yargı, göç ve Ukrayna'ya yardım gibi birçok başlıkta uzun süredir çatışma içinde. Ayrıca Rusya'ya yönelik yaptırımları ve Ukrayna'ya desteği sık sık engelledi.
AB liderleri seçimlere müdahale ettikleri suçlamasından kaçınmak için pazar günü yapılacak oylama hakkında yorum yapmaktan kaçınsa da, Avrupa'da aşırı sağın sembol isimlerinden biri olan Orban'ın seçimi bu yılın en kritiklerinden biri olarak görülüyor.
DEĞİŞİM TALEBİ
Değişim isteği, merkez sağ rakip Peter Magyar ve partisi Tisza'nın seçmenleri arasında yüzde 91 ile en yüksek seviyede ölçülse de, Orban'ın partisi Fidesz seçmenlerinin yaklaşık yarısı (yüzde 45) da AB ile ilişkilerde "yenilenme" istiyor.
Fidesz seçmenlerinin yüzde 65'i AB üyeliğini desteklerken, yüzde 64'ü AB'ye güvendiğini belirtiyor. Ayrıca yüzde 43'lük bir kesim Macaristan'ın euroya geçmesini de destekliyor.
Araştırmanın uzmanları, sonuçların "Orban'ın Avrupa'ya ve dünyaya sunduğu Macaristan'dan farklı bir tablo ortaya koyduğunu" belirterek, yeni bir hükümetin AB ile ilişkilerde "çok farklı bir yaklaşım" benimsemesi için güçlü bir yetki alabileceğini ifade etti.
SEÇMENLER İÇİN ÖNCELİK İÇ MESELELER
Bununla birlikte anket, seçmen davranışını belirleyen ana faktörün AB değil iç politika olduğunu da gösterdi. Tisza seçmenlerinin yüzde 40'ı oy tercihinin temel nedeni olarak "değişim isteğini" gösterirken, Fidesz seçmenlerinin yüzde 27'si "barış ve güvenliği" öne çıkardı.
En önemli sorunlar sorulduğunda Tisza seçmenleri yolsuzluk ve yönetişim (yüzde 31), kamu hizmetleri (yüzde 18) ve hayat pahalılığı (yüzde 17) derken; Fidesz seçmenleri enerji güvenliği (yüzde 22) ve enflasyonu (yüzde 20) öne çıkardı.
UKRAYNA VE RUSYA KONUSUNDA AYRIŞMA
Anket, Orban'ın AB karşıtı söyleminin seçmen mobilizasyonunda sınırlı etkisi olduğunu, ancak Ukrayna karşıtı söyleminin daha fazla karşılık bulduğunu gösterdi.
Tisza seçmenleri Ukrayna'yı daha çok "ortak" olarak görürken, Fidesz seçmenleri "rakip" olarak değerlendiriyor. Ancak her iki grup da Ukrayna'ya mali destek ve AB üyeliği konusunda temkinli.
Örneğin Fidesz seçmenlerinin yüzde 85'i Kiev'e ek mali yardımı reddederken, Tisza seçmenleri bu konuda ikiye bölünmüş durumda (yüzde 48 destek, yüzde 45 karşı). Benzer şekilde Ukrayna'nın AB üyeliğine Fidesz seçmenlerinin yüzde 83'ü karşı çıkarken, Tisza seçmenlerinde bu oran yüzde 50'ye yüzde 40 şeklinde bölünüyor.
Rusya algısında ise fark çok daha belirgin: Fidesz seçmenlerinin yalnızca yüzde 6'sı Moskova'yı "rakip" olarak görürken, bu oran Tisza seçmenlerinde yüzde 40'a çıkıyor.
"TAM BİR U DÖNÜŞÜ BEKLEMEYİN"
Araştırmacılar, Tisza'nın kazanması halinde Macaristan'ın Brüksel ile daha işbirlikçi bir çizgiye gelebileceğini, ancak özellikle Ukrayna konusunda dış politikada "tam bir U dönüşü" beklenmemesi gerektiğini vurguladı.
"Macaristan'ın AB ortakları, dış politikada köklü bir değişim beklememeli. Özellikle Ukrayna konusunda eski alışkanlıklar kolay değişmeyebilir" değerlendirmesinde bulundular.
Ayrıca yeni bir hükümetin öncelikle ülke içindeki sorunlara odaklanması gerekeceği, bu nedenle Avrupa liderlerinin "yeni normalin ne olacağını birlikte şekillendirmesi" gerektiği ifade edildi.