Habertürk'ten Kübra Par'ın sorularını yanıtlayan AK Partili Orhan Miroğlu'nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

Bu annelerin yalnız bırakılmaması lazım. Bir grupsal faaliyet olarak dağa götürülmüş çocukların trajedisi, dramı hep anlatıldı, konuşuldu. Bu her şeyden önce vicdan hareketidir. Bu da Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, bölge halkı tarihinin önemli bir safhası haline gelecek. Hem PKK'nin hem HDP'nin şiddet anlamında kendini bir sorgulama yaşamasına imkan vermez. Bu körlüğü biz bu eyleme benzer birçok hadisede gördük. Sivas katliamı hepimizin acısı haline bir türlü dönüşemedi. Böyle bir hadisede edebiyatçın, sinema yönetmeninin, her şeyden önce bu ülkede yaşıyorsa, buradaki hikayeler o kadar kıymetli ki, bırakalım vicdanı hareketi, insan kendi sanatı için bile bu eylemi olumlar. Bu büyük trajediyle bir türlü yüzleşemedik.

"HDP DAĞA GİDİŞLERDE BİR ARA İSTASYONDUR"

Şu an Beyoğlu'na gitseniz bir zamanlar dağda olan insanlarla görüşebilirsiniz. Bu işin gizemli yanı kalmadı. Bu bir şike savaşı ve bilinmeyen yanı kalmadı. Şapka düştü kel göründü. Ortada muazzam bir müktesebat var. Birbirimizi anlamaya, Kürt kadınını anlamaya, bu muhasebeyi hep birlikte yapalım. Gezi olayları masumane başladı. Ama iş o aşamada kalmadı. Bunu herhalde kabul ediyoruz. Burada da sıcağı sıcağına bir olay gelişiyor. Hacere ana gidip nöbet tutuyor. Bu kendiliğinden gelen bir şey. İki gün sonra oğluna kavuşuyor. 'Ne işi var bu annelerin HDP'nin kapısında?' diyemeyiz. Ben size HDP üzerinden dağa gidiş hikayeleri anlatayım. HDP dağa gidişlerde bir ara istasyon. Bunun gizlenecek, saklanacak bir tarafı yok.

"BU HALK GEÇMİŞTE ÇOCUKLARINI DEVLETTE ARIYORDU"

Kimlik meselesinden upuzun hikayeler çıkar karşınıza. 16 yaşındaki çocuk Suriye'deki kampa götürülmüştü. Sonra Suriye'den getirdik o çocuğu. Ara istasyon haline gelmek doğru ve iyi bir şey değil. Dağa giden çocukların bir kısmı malesef HDP'in il, ilçe örgütlerinden geçerek gidiyor. Bu konuda açılmış bir sürü dava var. Meral Akşener İçişleri Bakanı olduğu dönemde çocuklarını gözaltı merkezlerinde, emniyette arıyorlardı. O çocuklar kayıp oluyordu. Cumartesi annelerinin hikayesi budur.

"BU İŞ DİYARBAKIR'DA, VAN'DA, BATMAN'DA KONUŞULMALIDIR"

Bu ciddi bir problem. Bir parti dağa gidişte ara istasyon olamaz. 6 milyon oy alan partinin hedefi demokrasiyi güçlendirme olmalıdır. Bu örgütün gizlilik içinde yürüyen gruplarının gelip HDP üzerinden dağa geçişlerini kolaylaştırıyorlarsa, ki yüzlerce dava ve hadise var, o zaman buna herkesin dur demesi gerekir. O kadınların evlerine giderken neden önlerine silahlı insanlar çıkıp, tehdit ediyor? Bunu konuşalım. Hendeklere 8 bin insan gömüldü. HDP'li arkadaşlar bunu konuştular mı? Bu iş Diyarbakır'da, Batman'da, Van'da konuşulacak. Kadınlar ne diyor 'Amerikalılara teslim ediyorsunuz çocuklarımızı'. Eskiden bunu söylemeleri imkansızdı. Belediye başkanının oğlu dağa gidip bir iki ay sonra geri geliyor. Ama halkın çocukları geri gelmiyor. Aydın olmak, bilim insanı olmak bu acıya karşı sağlam durmaktan geçiyor. Bu bir siyasi durum değil. Hep birlikte karşı çıkmamız gerekiyor.

"BİZ KANDİL'E, ÖCALAN'A DEĞİL HDP'Lİ SEÇMENE SESLENİYORUZ"

Hiç kimse, siyasi parti ne Öcalan, ne HDP üzerinden Kürtlerle ilişki kurmasın. Her parti Kürtlere ne vaadediyora cevap versin. Biz HDP oylarına tabii ki talibiz. HDP seçmenini rasyonaliteden uzak seçmen gibi görmüyoruz. Biz HDP'li seçmenden 2 milyon oy almasaydık Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi'ni geçiremeyecektik. HDP'li seçmene derdimizi anlatırken HDP yöneticileriyle pazarlık yapmadık. AK Parti'nin Kürt toplumuna dönük siyasi temsilci olma iddiası var. CHP mi gidip örgütleyecek Hakkarilileri? Bizim iddiamız var ama CHP'nin bir iddiası yok. Biz seçime girerken HDP'li seçmene sesleniyoruz, Kandil'e veya Abdullah Öcalan'a seslenmiyoruz. Bizim mesajımız direk tabanadır. CHP iddiasını 90'lı yıllardan itibaren kaybetti.

"ONA DOKUNULSAYDI IĞDIR'LI AK PARTİLİLER DE AYAĞA KALKARDI!"

Kayyum ortamını bu arkadaşlarımız hazırlıyor. Hendekleri ne çabuk unuttuk. Her ilçede 300-400 silahlı militanın cirit attığı bir dönemden bu ülke. Ambulanslara ateş edildiği günlerden geçtik. Neredeydi bu arkadaşlarımız? Bu noktaya nasıl gelindiğini, hem Türkiye'nin hem de Kürt halkının anladığını düşünüyorum. Doktor arkadaşımız vardı Iğdır'da belediye başkanıydı. Hiç kimse dokunmadı. Dokunsaydı Iğdır'daki AK Partililer bile ayağa kalkardı.