Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Levent Özçelik, HT Cumartesi'de Heidelberg'i kaleme aldı. Heidelberg... Başlangıçta sadece okuduğum, bildiğim minik ama etkileyici şeylerden ibaretti. Bu gezinin asıl farklı yanıysa, kızım Gizem’in yorumlarıyla yapılan ilk yurtdışı gezisi olmasıydı. Uçakta bana “Almanya’yı anlat” dediğinde daha önce hiç gitmediğim Heidelberg’i anlattım: “Ortaçağ şatolarını, şehrin simgelerinden birini, büyük eski bir kaleyi göreceğiz. Şehrin içinden nehir geçiyor. Yani senin adın gibi ‘Gizem’li bir şehir burası.”

Eskiden Heidelberg, mesleki yakınlığımdan olsa gerek, sadece matbaa makine markasını ve onun üretildiği yeri çağrıştırırdı bana. Ancak son yıllarda Almanya seyahatlerimde şehrin geçmişinin çok eskilere dayandığını öğrendim, Avrupa’nın önemli üniversitelerinden Heidelberg Üniversitesi’nin ününü duydum. Ama bu şehrin beni ilk daveti, bir dergide gördüğüm fotoğrafla başlamıştı; Heidelberg Kalesi ve önündeki nehrin üzerindeki ihtişamlı köprünün aynı karede yer aldığı o büyüleyici görüntü...

ÇOKULUSLU ÜNİVERSİTE KENTİ

Heidelberg turumuz bir otomobil yolculuğuyla başladı. Almanya’nın geniş otobanlarında Wiesbaden, Karsruhe, Stutgart, Koblenz gibi onlarca tabelayı, Ortaçağ şatolarını geride bırakarak süren yolculuğumuz sonunda Heidelberg girişiyle son buldu. Şehir merkezinde ilk olarak “haupfbanhoff” (merkez istasyon) ile karşılaşıyoruz. Heidelberg’in yollarında tur yaptıktan sonra otomobili park edip Old Town’ın (Eski Şehir) dar sokaklarına atıyoruz kendimizi. Birazdan bir meydana ulaşacağımızdan emin atıyoruz adımlarımızı. Ve Üniverstatplatz yani Üniversite Meydanı’ndayız.

Avrupa’nın en önemli üniversitelerinden Heidelberg Üniversitesi, dünyanın her yerinden öğrenci çekerek çokuluslu minik bir kent yaratmış. Hemen her sokakta bisiklete binen, koşuşturan, bir köşede kitap okuyan ya da sohbet eden onlarca genç, şehrin enerjisini yansıtıyor. Bir yandan fotoğraf çekip diğer yandan çeşitli dillerdeki konuşmalara kulak kabarttığımda İspanyolca, Japonca, Rusça sesler uçuşuyor havada. Duyduğum ilk Türkçe cümle, “Duygu, bekler misin” oluyor. İki Türk öğrencinin okulun önünde yaptığı konuşma, benden önce Gizem’in dikkatini çekiyor zaten. Çok kanallı bir dünya radyosunda, çeşitli ülkelerin frekansları arasında geziniyor gibiydim.

KALE VE KÖPRÜ MANZARASI MÜTHİŞ

Üniverstatplatz’dan, Fischmarkt Meydanı’na doğru minik adımlarla uzanıyoruz. Farklı mimarisiyle kilise ve önünde şemsiyeleri, masalarıyla kafe ilk göze çarpan mekânlar benim için. Gizem ise tabii ki ilk önce İtalyan dondurmacıyı görüyor. Hemen yakınımızdaki Marktplatz, Fischmarkt’a göre daha irice bir meydan. İki meydanı birbirine bağlayan Heiligeist Kilisesi değişik yapısıyla dikkat çekiyor.

Her sokakta detaylara takıldığımızdan olsa gerek, bunca yürüyüşe rağmen Neckar Nehri’ne ve Heidelberg Kalesi’nin o belleğime kazınan görüntüsüne hâlâ ulaşmış değiliz. Sonunda önce Neckar, sonra şehrin en eski köprüsü Karl-Theodor ile buluşuyoruz. Gizem’in yorumu köprünün çok güzel olduğu. Heidelberg Kalesi ise tam ona uçakta anlattığım gibiymiş. Uçakta ne anlattıysam neredeyse sırasıyla görüyoruz, daha önce gelmiş gibiyim. Karl-Theodor Köprüsü’nden karşı tarafa geçip o kafama kazıdığım Heidelberg fotoğrafını oluşturmalıyım. Birkaç dakika sonra peşinde koştuğum kadrajla baş başayım.

MEYDAN KAFELERİ EĞLENCELİ

Akşamüstü, gezmekten yorulduğunu söyleyen Gizem’i burada yaşayan bir arkadaşıma bırakıyorum. Güneşin yavaş yavaş kayboluşuyla, meydanlardaki açık hava kafeleri kalabalıklaşmaya başlıyor. Marktplatz’da ben de kendime bir masa bulup geceyi bekliyorum. Çevremdeki masalarda yine çeşitli dillerdeki sohbetler sürüyor. Sonra genç müzisyenler bütün bu konuşmaların üstünü örtercesine çalmaya başlıyorlar ve ben kendimi bu gotik şehrin mimari büyüsüne bırakıyorum. Heidelberg geceleri birçok alternatif sunuyor.

Almanya’nın dünyaca ünlü Riesling üzümünden üretilen şaraplarıyla akşam yemeği, Irish Pub’da İrlanda müziği eşliğinde bira ya da viskiyle zenginleştirilmiş Britanya tatları, Hard Rock Cafe veya minimalist tarzlarıyla küçük kulüpler, barlar... Meydan kafelerinde şehrin ruhunu saatlerce içinize çekebilirsiniz. Heidelberg birçok milleti içinde barındırıyor ama kişiliğinden asla ödün vermiyor; her an zengin, mağrur, sade... Heidelberg’de her sokak, her meydan sizi başka bir geceye taşıyor. Loş ışıkların sızdığı minik pencerelerdeki dantelli perdeler, pencere önü çiçekleri, tahta kapılar ve sokak lambaları şehrin akşam manzaralarını oluşturuyor.