'Beyin ölümü' gerçekleştiği söylenen NATO, yeniden hayata mı döndü?
Kısa süre öncesine kadar 'beyin ölümü' gerçekleştiği söylenen NATO yeniden hayata mı döndü? Katılmayı düşünmeyen İsveç ve Finlandiya gibi ülkeler NATO'ya üye olabilir mi, yoksa bu Rusya ile müzakerelerde kullanılacak bir koz mu? Savaş NATO politikalarını nasıl etkiler? EDAM Güvenlik ve Savunma Araştırmaları Direktörü Dr. Can Kasapoğlu, Haberturk.com'dan İrem Kuşoğlu'na yanıtladı.
Çok değil 2019 yılında bizzat NATO üyesi Avrupa ülkelerinden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini söylemişti.
Macron Economist dergisine verdiği röportajda “Şu anda yaşadığımız NATO'nun beyin ölümüdür. ABD ile NATO müttefikleri arasında stratejik karar alma süreçlerinde hiçbir şekilde koordinasyon yok. Hiç” ifadelerini kullanarak 27 üyeli AB'nin ortak “Avrupa ordusu” hayalini de bir kez daha dillendirmişti. Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya saldırıları sonrası NATO ‘hiç olmadığı kadar önemli’ noktaya geldi. Ya da en azından Batı'da bu şekilde dillendiriliyor.
"NATO ÜYESİ ÇOĞU ÜLKE 45 BİN ASKERİ PERSONELE ULAŞAMIYOR"
Konuya ilişkin konuştuğumuz EDAM Güvenlik ve Savunma Araştırmaları Direktörü Dr. Can Kasapoğlu NATO'nun geri dönüp dönmediği ve geleceğine ilişkin soruya şu yanıtı veriyor: "NATO soğuk savaş sonrasında kendine bir rol aradı, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra ilk defa 5. maddesi işletildi. Eminim NATO'nun kurucu babaları 5. maddenin bir terör örgütü ve saldırısı karşısında kullanılacağını düşünmemişlerdi bunu kurgularken. Varşova Paktı Sovyetler üzerinde işlenmesi düşünülen madde terör örgütüne karşı uygulandı. Şimdi Ukrayna savaşının yaptığı şey, o alandaki ülkelerin milli güvenlik dökümanlarını hem de dökümanlarına bakarsanız , uzun zamandır devlet düzeyinde tehditlerin ve devletlerarası savaş tehditlerinin azaldığına ilişkin bir kabul vardı. Açıkçası Ukrayna'da Rus işgali bunu kırdı. Devlet düzeyinde tehditler ve devletlerarası savaş riski var. Dolayısyla bu NATO için belki soğuk savaş kodlarını, soğuk savaş DNA'sını uyaran ciddi bir tehdit oldu. Ama ikincisi, askeri ittifakı meydana getiren şey bunların da dışında askeri kapasite. İşte bu konuda NATO'nun sorun yaşadığını görüyoruz. Size rakamlarla açıklamak isterim: Rusya federasyonu Batı askeri bölgesinde birkaç yüz binlik bir potansiyel var. Yalnızca NATO ittifakı içerisinde değil, Rusya fedeyasonu batı askeri bölgesi içerisinde bunu geçen iki ülke var. Bunlardan birisi Türkiye diğeri ise ABD. Geri kalan bütün ülkelerin personel mevcudu Rusya'nın sadece batı askeri bölgesinin de altında. Daha da vahim bir tablo söyleyeyim NATO ülkeleri silahlı kuvvetlerinin üçte ikisinin mevcutları, bugün bizim Ukrayna'da yakından takip ettiğimiz, Rus Hava İndirme Kuvvetleri'nin personel mevcudundan daha az. Yani NATO üyesi ülkelerin büyük çoğunluğunun 45 bin personele dahi ulaşamıyor. İşte burada ciddi bir sorun var kanaatindeyim. NATO askeri bir ittifak ve birçoğunun askeri kıymet verilebilecek bir muharip kapasitesi yok. Dolayısıyla buradaki kritik husus, NATO üyesi ülkeler Ukrayna'nın işgali ile birlikte tehlikenin ciddiyetini anladılar Soğuk Savaş dönemindeki kurucu DNA bundan etkilendi. Ama bu ülkeler bu tehdit algısını askeri kapasite inşasına teşbih edebilecekler mi? Temel problem kanımca bu."
"NATO İÇİN KİMSE RUSYA'DAN İZİN ALMAK ZORUNDA DEĞİL"
Peki daha düne kadar katılmak istemediklerini belirten ancak Ukrayna-Rusya savaşı ile kararını yeniden düşünen İsveç ve Finlandiya NATO'ya gerçekten katılabilir mi? Yoksa Rusya'nın kırmızı çizgi olarak gördüğü bu durum müzakere masasında koz mu olur?
Dr. Kasapoğlu bu soruya "NATO'ya üyelikte Rusya'nın onayı gibi ön kabul hiçbir zaman yok" diyerek başlıyor ve ekliyor: "Ülkeler NATO'ya veya başka bir birliğe üye olmak için Moskova'dan izin almak durumunda değiller. Kanımca burada Rusya'nın Sovyetler Birliği'ni de aşan, Çarlık Rusya'sına daha çok benzeyen emperyal stratejik bir yaklaşımı var. Ama 21. yüzyılın gerçekleri böyle değil. Ne Estonya ne de Litvanya NATO'ya üye olurken Rusya'dan izin almadı. Bundan sonra NATO'ya üye olmak isteyen üyelerin de izin almak gibi bir zorunluluğu yok. Ki aynı örneği bizim için de teşkil etmek mümkün. Rusların bu konuda da düşünmesi lazım. Hemen yanı başımızda Ermenistan var. Ermenistan'da Rus üsleri var. Ermenistan'da İskender balistik füzeleri gibi, S-300 stratejik savunma sistemleri gibi silah sistemleri var. Ermenistan ile Rusya arasında bir ortak hava savunma anlaşması var. Bir adım ileri gidelim, Ermenistan'la Rusya arasında ortak bir muharip formasyon da var, askeri birlik de var. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'nde de tıpkı NATO'nun 5. maddesi gibi anlaşması var. Şimdi şablona bakalım ve Rusya'nın Ukrayna için kurduğu cümleleri Türkiye'nin Ermenistan için kurduğunu düşünelim: 'Biz Ermenistan'ı Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'nde görmek istemiyoruz, Ermenistan'da Rus füzelerini istemiyoruz' diyelim. Bu sözlerin Moskova için ne kadar anlamı varsa, uluslarası hukuki olarak ne kadar değeri varsa, Rusya'nın İsveç ve Finlandiya'nın üyeliğin de o kadar anlamı olabilir."
Dr. Kasapoğlu "İsveç ve Finlandiya'nı üyeliğinden konuşmak bundan 10 yıl önce bir ütopyayken artık değil" diyerek de artık bu ihtimalin tamamen dışlanamayacağını da bir kez daha vurguluyor.
AVRUPA ORDUSU HALA KURULABİLİR Mİ?
Peki Macron'un NATO'ya beyin ölümü gerçeleşti derken vurguladığı Avrupa ordusu hayali Rusya-Ukrayna savaşı ile canlanabilir mi?
Bu konuda Dr. Kasapoğlu "Avrupa Ordusu'na yönelik Fransa ve Avrupa'da birçok makale okuyacağız. Avrupalılar her zaman yaptıkları gibi bir araya gelecek ve konuşacaklar. Ama biz Avrupa Ordusu'nu kariyerlerimiz boyunca hiçbir yerde savaşırken görmeyeceğiz" diyerek net bir cevap veriyor.
Dr. Kasapoğlu bunun nedenini "Avrupa'da bunun için gerekli askeri sosyolojik ortam yok. Çok basit sorular soralım: Hangi dili konuşacaklar? Komutası hangi ülkede olacak? İkincisi temel problem, Nato'nun temel problemi, Avrupalı ittifak yelerinin yeterince savunma harcaması yapmamaları, yaptıkları savunma harcamalarının yüzde 20'sini de sizin kapasiteyi geliştirmeye ve askeri ekipmana harcamanız gerekir. Hangi NATO ittifak üyesi Fransa ile birlikte hareket edecek ve birdenbire bu kapasitesini genişletecek?" sözleri ile açıklıyor ve bunun konuşulmaya devam etse de asla gerçekleşmeyeceğini bir kez daha vurguluyor.