BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Doğu Demirkol karşıma oturup gözünü kırpmadan şöyle dedi: “Nuri Bilge Ceylan sineması sizin için ne ifade ediyor?” diye soruyorlar ama buna bir cevabım yok, çünkü bilmiyorum.” Bu röportajı filmi seyretmeden yapmak zorunda kaldığım için daha çok Ceylan’ın sinemasını sorgulamaya niyetliydim ancak Demirkol böyle söyleyince her şeye baştan başladık. Hazar Ergüçlü’yse Demirkol’un esprilerine belli ki alışmış, çoğu zaman sözü ona bırakıyordu. Detayları HT Dokun’da ve Gazete Habertürk Youtube kanalında seyredebilirsiniz. Bu hafta vizyona giren Ahlat Ağacı’nda memleketine döndüğünde ailesiyle yaşadığı zorlukları ve yazdığı kitabı yayınlatmaya çalışan bir adamın hikâyesi anlatılıyor. Filmde Doğu Demirkol, Murat Cemcir, Bennu Yıldırımlar, Hazar Ergüçlü, Serkan Keskin rol alıyor. Ergüçlü ve Demirkol ile filmi, alkış süresini ve kırmızı halı polemiğini konuştuk... HT Cumartesi'nden Ece Ulusum'un röportajı...

Gözler üzerinizde, dünyanın dört bir yanından filme ve size ilgi var. Nasıl hissediyorsunuz?

Hazar Ergüçlü: Herhangi bir Nuri Bilge Ceylan filminde rol alan oyuncu gibi çok şanslı hissediyorum. Cannes’a gitti, gerçekten büyük şans. Orada hiçbir şey göründüğü gibi değil, zor ama çok mutluyum.

Doğu Demirkol: (Hazar’ı taklit ederek) Çok şanslı hissediyorum. Zordu ama güzeldi. 

Ceylan “Bu rolün altından kalkabileceğine beni Doğu ikna etti” diyor. Nasıl oldu bu?

D.D.: Bana parça parça metni gönderdi, defalarca deneme yaptı. Metni ezberleyip gittim, ondan da etkilenmiş olabilir. Belki daha yakışıklı birini düşünmüştür ama ikna oldu.

Doğu nasıl bir oyuncuydu?

H.E.: Çok iyiydi, çok beğendim. Çok şanslı, inanılmaz şanslı. Bence sen durmadan şanslı olduğunu söylemelisin Doğu.

D.D.: Şanslıdan başka bir yorumu yok. Herkes şanslı yani.

H.E.: Nuri Bilge Ceylan filminde oynuyorsan şanslısındır.

Nuri Bey’in filmlerini hiç izlemiş miydin Doğu?

D.D.: İzlememiştim. Sonradan seyrettim. Başarılı buldum. Yaptığı işte güzel ilerliyor. Hepsi bir adımdır, göreceğiz. Ancak hevesli, öğrenmeye açık. Yolu da açık görünüyor.

Hazar, bu filmde oynamış olmak senin için ne ifade ediyor?

H.E.: Bilemiyorum, bakıp göreceğiz. Yine aynı şeyi söyleyeceğim ancak, şanslıyım! Bu film benim için bir level atlamak gibi oldu. Ben de düşünüyorum, bundan sonra ne yapacağım? Sanki hep daha iyi olmak zorundaymışım gibi bir his var. Kaygılandırıcı ancak hiç sorun değil.

‘DENEMEDİĞİMİZ BİR ŞEY KALMADI’

Endüstriyel sinemanın dışında bir iş yaptınız. Bu bir tatmin duygusu yaşattı mı?

D.D.: Bence Hazar kendini şanslı hissediyor! (Kahkahalar)

H.E.: Doğu ya! Bu söz ettiğiniz durumun kendisi başlı başına tatmin edici. Bir diğer yandan hoca (Ceylan) çok detaycı ve çok rahat çalıştık. Denemediğimiz hiçbir şey kalmadı. Yani kendimi hiç bu kadar tatmin olmuş hissetmemiştim. Setten mutlu ve içim rahat çıktım.

D.D.: Ben eğlenmeye baktım. İlk tecrübem olduğu için normali buymuş gibi geliyor. Yani sanki her yönetmen tüm detay sahnelerini 100 kere baştan çekiyor. Ben de yönetmen olsam öyle çekerdim. Hocanın aklına bir şey geliyor, mutlaka çekiyor ve her şeyi deniyor. Belki de karakterin her türlü duygu durumunu zorlamak bir oyuncu için tatmin vesiledir. 

Ceylan detaycıdır. Sizi zorlayan bir sahne oldu mu?

D.D.: Bir sahnede sadece bavul taşıyordum ve 80 kere tekrar edildi. Sadece yürüyordum... O gün programda başka bir set bile yoktu, sadece bu sahne çekildi. Güneş batana kadar çekti, akşama kadar yürüttü beni.

Neyi eksik yapıyormuşsun?

D.D.: Bilmem... Bir de başta bavul hafifti. Ben hissettiğim için seyirci de anlar diye düşündüm. Ben de hocaya “Bu ağırmış gibi durmuyor” dedim. Bu sefer bavulun içine tuğlalar, kum, toprak yığdılar. Yani sadece birkaç kere çekileceğini düşündüğümden başta dert etmedim ama 80 kere çekildi. Bayağı yorucuydu. Çanakkale’de askerlik yaptım! (Gülüyor.)

Canlandırdığınız karakterlerle gerçek hayatta benzediğiniz noktalar var mı?

H.E.: Benim yok. İstediğim her şeyi yapabiliyorum, o kısıtlanmış bir kadın.

D.D.: Benzeyen noktalarımız var; kendini kanıtlamak durumunda. Ben de öyle. Onun yerinde olsam kitabı çıkarmak için elimden geleni yapardım. Bunca zaman komedyen olmak için uğraştım. Hoca benim bir yarışma programında yuhalandığımı görmüş ve beğenmiş.

Doğu, filmdeki baba-oğul ilişkisinde kendi hayatına dair seni düşündürenler oldu mu?

D.D.: Oldu. Baba karakterleriyle benzer yanı var babamın. Toplumsal normların dışında bir adam. Otoriter değil, ailede dışlanan bir yanı var. Babam da kendi halinde biridir.

‘Sen neden kendini alkışladın ki?’

Cannes’da olmak nasıldı? Nasıl bir atmosferdi?

H.E.: Güzeldi ama bir anda olup bitti. Bir sürü prosedürü varmış, fotoğraf çekilirken bizi yönlendiriyorlardı.

O kadar uzun süre alkışlanacağınızı bekliyor muydunuz?

D.D.: Bana bir alkış olacak demişlerdi. (Kahkahalar...) “Film bittiğinde dişini kurcalarken falan gözükme, kameralar hocaya ve sana gelecek” diye uyardılar beni. Ama o kadar olacağını beklemiyorduk. Biz salondan çıkmaya çalıştık, oradaki önemli isimler hocayı durdurdu defalarca. Ona rağmen çıktık, çıkmasak daha alkış devam ederdi. Hakikaten!

Süre konusundaki tartışmalara ne diyorsunuz? Kimi 8 dakika diyor kimisi 15. Süre önemli mi ki?

D.D.: En iyisi ortalamasını almak. (Gülüyorlar.) Yok ya, ben ilk defa böyle bir tartışma duydum zaten bence komedi.

H.E.: Zaman söyleyemem ama alkışlamaktan bir süre sonra elim acıdı, siz düşünün.

D.D.: Sen neden kendini alkışladın ki?

Alkışlanmasaydınız nasıl hissederdiniz?

H.E.: Karşımızda öyle bir seyirci vardı. Beğenmediğinde tepkisini koyan.

D.D.: Ne yani hepsi aynı anda mı sevmiyor? Neyse, sizi de bekleriz bir gün Cannes’a.

Peki bu kırmızı halıda kadın oyuncuların arkada kalması hakkındaki tartışmaya ne diyorsunuz? İşin aslı nedir?

H.E.: Hep bu adam benim önümü kapattı! (Gülüyor.)

D.D.: Aslında orada bir yanlışlık oldu. Biz şöyle konuşmuştuk: Murat Abi Hazar’ı kapatacaktı, ben Bennu Abla’yı kapatacaktım, Bennu Abla da kendi içine kapanacaktı. Sıra karıştı. (Kahkahalar.) Bizi orada yönlendiriyorlardı ancak bir karışıklık oldu sayıca fazla kişi kırmızı halıya geldi. Cuma namazı gibi çok kalabalıktı ama halı yeşil değildi. Doğal olarak kimi arkada kaldı. Futbol takımı gibi poz verdik. İngilizler ana karakterin yürüyüşünü yapıyor, bebeğini elimize verip fotoğraf çektiriyor. Bizde konuşulana bak...

H.E.: Şaka bir yana, böyle değil de başka türlü gündeme gelmek isterdik. Çok üzüldük. Ortada bir film varken bunun konuşulması gerçekten üzücü. Orada fotoğraflar çekilirken bunları kimse düşünmedi. Bu arada Doğu’nun arkasına ben geçtim yol vermek için ama yanlış yorumlandı.

‘Hevesleri içine kaçtı’

Guardian’ın film eleştirmenleri filme 10 üzerinden 9.4 puan vermiş. Biliyorsunuzdur, Türkiye’de film eleştirmenleri detaycıdır, kolay beğenmez. Yurtdışında çok beğenilen bir filmin burada beğenilmeme ihtimaline hazır mısınız?

D.D.: Yani orada değişik şeyler gördük. Önümü bir ekip kesti filmden sonra, bana filmdeki bazı karelerde Çehov’dan, Hacı Bektaş Veli’den esinlenip esinlenmediğini sordu. Ben de “Bilmiyorum” dedim. Bayağı derin sohbet edeceğiz sanıyorlardı, hevesleri içlerine kaçtı. Ne yapayım, ben sadece senaryoyu ezberledim.

H.E.: Kötü şeyler duymak iyi değildir bence. Elbette beğenmeyen çıkacaktır. Gerçekten çok merak ediyorum yorumları.

D.D.: Konuşsunlar ya sorun olmaz. Türkiye bu konuda çok acımasız. Cannes’da kocaman bir tekneden Fransız bir adam koşarak yanıma geldi. Boynuma sarılıyor derdini anlatıyor. Bu adamlar kırmızı halıyı icat etmiş ama bizim takıldığımız yerlere takılmıyor. Ondan çok da kaale almamak lazım.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000