Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Kemoterapi gören ve hamilelik olasılığı olan kadın sayısı ile ilgili net bir oran vermek mümkün değil. Kanser veya kanser dışı; genetik, hematolojik ve bağışıklık sistemini ilgilendiren farklı hastalıklar nedeniyle doğurganlığını kaybetme riski ile karşı karşıya kalan hastaların sayısı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde giderek artıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Murat Sönmezer, bu durumla özellikle kanser tedavisinin daha etkili şekilde yapılması ile kanser tedavisi görmüş ancak bu tedavinin uzun dönem ciddi etkileri ile yaşamak zorunda kalan hastalarda daha fazla karşılaşıldığını söylüyor. Bu noktada en önemli yan etkinin doğurganlığın kaybedilmesi olduğu belirtiliyor. Bu konuda bazı ülkeler, kılavuzlarında doğurganlık yaşında kanser tedavisi alan ve buna bağlı olarak yumurtalık veya sperm fonksiyonlarını kaybetme riski bulunan hastalara doğurganlığın korunması teknolojilerinin önerilmesini zorunlu kılıyor. Türkiye'de multidisipliner yaklaşımın yaygınlaşması ile bu hastaların ilgili tedavilere ulaşımının daha kolay hale geldiğine dikkat çekiliyor.


KANSER TEDAVİSİ GÖREN KADININ HAMİLELİĞİNE ENGEL VAR MI?

Prof. Dr. Murat Sönmezer, " Meme kanseri gibi bazı kanser türlerinde gebeliğin olası bazı olumsuz etkileri nedeni gebeliğe bir süreliğine izin verilmiyor. Bunun dışında, tedavisi tamamlanmış kanser hastalarında gebelik için herhangi bir engel bulunmuyor" diyor. Ülkemizde hem hekimlerde hem de hastalarda doğurganlığın korunması ile ilgili farkındalığın yıllar içinde artış gösterdiği belirtiliyor. Özellikle kanser tanısı alan ve yaşamla ilişkili endişeleri bulunan bir hasta için gelecekte doğurganlıkla ilgili konuları değerlendirmek bazen zor olabiliyor. Ancak kanser sonrası gebe kalmak isteyen ve yaşamına sağlıklı şekilde gebe kalarak devam eden hastaların artması ile birlikte bu endişe büyük ölçüde ortadan kalkıyor.

YAPILMASI GEREKENLER

Bu konuda diğer tıp alanları ile multidisipliner çalışmanın son derece önemli olduğuna dikkat çekiliyor. Prof. Dr. Murat Sönmezer, "Fakültemiz uzun süreli çalışmalarımız sonucunda Türkiye'de doğurganlığın korunması alanında yıllar içinde ana merkez haline gelmiş durumda. Bu sayede ilişkili hastalar ülke genelinde çok sayıda hekim tarafından merkezimize yönlendiriliyor" diyor. Bu tür özel merkezlerde tedavi gören genç kanser hastalarının çocuk sahibi olma şansı ile normal kanser tedavisi gören ve doğru yönlendirilmeyen hastaların çocuk sahibi olma olasılığını sorduğumuz Sönmezer; "Bu soruya yanıt vermeden önce şu konunun çok iyi değerlendirilmesi lazım. Bu tür hastalarda tedavi öncesinde mevcut yumurtalık rezerv durumuna, verilen kemoterapinin içerdiği ilaç tipine, dozuna, süreye ve birlikte radyoterapi kullanılıp kullanılmaması gibi faktörlere bağlı olarak bir risk hesaplaması yapılması gerekiyor. Bu hesaplama sonucunda hastanın yumurtalık veya sperm fonksiyonlarını kaybetme riski yüksek çıkarsa; Embriyo, yumurta, sperm veya yumurtalık doku dondurma işlemlerinin mutlaka uygulanması öneriliyor. Örneğin kök hücre tedavisi planlanan bir hastaya çok yüksek doz kemoterapi verileceği ve bu hasta yüzde 95 oranla menopoza gireceği için, bu ve benzeri yüksek doz kemoterapi alan hastalarda doğurganlığın korunması dışında başka bir seçenek bulunmuyor" diyor.

AYNI ANDA BİRDEN FAZLA TEKNOLOJİ

Kanser tedavisi gören genç bir kadının çocuk sahibi olma şansını yitirmemesi için tedavi öncesi doğurganlık fonksiyonlarını kaybetme riski konusunda uzman bir merkez tarafından ayrıntılı olarak değerlendirilmesi ve ilişkili teknolojilerin en uygun olanından yararlandırılması gerekiyor. Bazen bu teknolojiler arasında birden fazla seçenek bir arada kullanılabiliyor. Bu aynı hastaya hem yumurta veya embriyo hem de yumurtalık dokusu dondurulma işlemi yapılabileceği anlamına geliyor.

DÜNYA ÇAPINDA BİR MERKEZ

Devlet Planlama Teşkilatı projesi ile kanser teşhisi konan yoğun kemoterapi ya da radyoterapi planlanan veya herhangi başka bir nedene bağlı olarak (yumurtalık cerrahisi, kan hastalıkları, genetik hastalıklar ve bazı immünolojik hastalıklar gibi) gelecekte doğurganlık şansını yitirme olasılığı bulunan hastalarda doğurganlığın korunması amacı ile Ankara Üniversitesi'nde başlatılan proje bu amaçla Türkiye'de gerçekleştirilen ilk proje olması açısından önem taşıyor. Bu merkezde, 2004 yılından bu yana doğurganlığın korunması amacı ile yumurtalık dokusunun dondurulması işlemi gerçekleştiriliyor. Bu bilimsel proje çerçevesinde şu ana kadar 300'ün üzerinde hastada yumurtalık dokusu dondurularak saklanıyor ve tedavisi bitip kanserden kurtulmuş 5 hastaya yumurtalık dokusu nakil işlemi gerçekleştirildiği belirtiliyor. Prof. Dr. Murat Sönmezer, "İlk işleme başladığımız zaman sadece kanserli hastalarda uyguladığımız bu yöntem, hematolojik, genetik, bağışıklık sistemini ilgilendiren ve kemoterapi ile tedavi planlanan kanser dışı hastalıklara da genişledi. Bu hastalar bize genellikle ilk tanılarını aldıkları erişkin ve çocuk hematoloji ya da onkoloji bölümlerinden gönderiliyor. Her ay 2-3 hastaya bu işlemi yapıyoruz ve vaka sayımız giderek artıyor" diyor. Bu işlemler ileri düzeyde deneyimli bir ekip ve iyi çalışan donanımlı bir embriyoloji laboratuvarı gerektiriyor. Prof. Dr. Murat Sönmezer, Ankara Üniversitesi'nin bu açıdan dünyada en çok işlem yapan merkezlerden biri olduğunu söylüyor.

DÜNYA GENELİNDE O YÖNTEMLE 150 GEBELİK

Yumurtalık hücresi (oosit) dondurulması ve çözülmesi ile elde edilen gebelik oranı, gelişen teknolojiler sayesinde embriyo dondurma ve çözme başarısı ile benzer hale geliyor. Bu oran taze embriyo transferi ile eşdeğer tutuluyor. Başarı oranı ise hastanın dondurma anındaki yumurta rezervi ile ilişkili olarak % 5-50 arasında değişiyor. Bundan farklı olarak yumurtalık dokusunun transplantasyonu ile hem menopoz geri dönüyor hem de gebelik elde ediliyor. Dondurulmuş çözülmüş yumurtalık dokusu nakli ile dünya genelinde (sadece çok gelişmiş belirli merkezlerde) 150 civarında gebelik elde edildiğine ve bu sayının her geçen gün arttığına dikkat çekiliyor.