Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı'nda (COP21) küresel ısınmaya karşı alınacak önlemler, 195 ülkenin oy birliğiyle kararlaştırılmasına karşın, Kyoto Protokolüne göre daha çok "gönüllülük" esasına dayanması ve hukuki yaptırım eksikliklerinin bulunması "zayıf nokta" şeklinde nitelendirildi.

Paris'te 30 Kasım-11 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen konferansta, ülke delegelerinin oy birliğiyle kabul edilen anlaşma metninde, küresel ortalama sıcaklık artış limitinin 100 yıllık süreçte 1,5 ila 2 derece arasında sınırlandırılması konusunda uzlaşıldı. Anlaşmada, küresel ortalama sıcaklık artışının sınırlandırılması, fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılması ve ciddi temiz enerji yatırımlarının hızlandırılmasını gündeme getirdi.

Anlaşma, sadece temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarının ülkelerin enerji sistemlerine dahil olmasını değil, global ölçekte insanoğlunun yaşantı şeklinde köklü bir değişikliğe gidilmesini de öngördü.

Geniş katılımla onaylanmasına karşın Kyoto Protokolü ile karşılaştırılan Paris Anlaşması'nın sonuçlarının sürpriz olmadığı, ancak sera gazı emisyonlarına katkı yapan ülkelere uygulanacak cezai yaptırımların açıkça belirtilmemekle birlikte uygulamanın ülkelerin gönüllülük esasına bırakılması, hukuki açıdan "zayıflık" olarak değerlendirildi.

ELEŞTİRİYE KONU İKİ NOKTA

Çevreci ve iklim bilimcilerinin zayıf bulduğu Paris Anlaşması, en çok iki yönden eleştiriliyor. Anlaşmada, "tüm ülkelerin beyan ettikleri ve söz verdikleri sera gazı indirimi toplamının aslında 2 derece hedefinden uzaklığı" eleştirilerin yoğunlaştığı ilk alan olarak öne çıkıyor.

Farklı disiplinlerden bilim insanları tarafından yapılan çalışmalarsa, 100 yıl sonuna kadar küresel ısınmanın 3 ila 4 derece artış göstereceğini ortaya koyuyor.

Hedef konusundaki iyimserlerin görüşü, "Paris Anlaşması'nın gelecek 5 -10 yıl içinde ülkelerin beyanlarını yenilemesiyle 2 derecelik hedefin tutturulabileceği" esasına dayanıyor.

Eleştirilerin yoğunlaştığı ikinci nokta ise önceki Kyoto Protokolü daha çok yaptırımlar rejimi olarak adlandırılırken, Paris sonrası oluşan yeni rejimde, "cezai yaptırımların eksikliği" olarak gösteriliyor. Ülkelerin taahhüt vermedikleri için cezai yaptırımlardan kaçınabilecekleri belirtiliyor.

CEZALAR YETERSİZ

Uluslararası Enerji Ajansı ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı gibi kuruluşlar Paris Anlaşmasını "Dönüm Noktası" olarak tanımlarken, çevreci örgütler de anlaşmayı olumlu ancak yetersiz buluyor.

Dünyanın önde gelen yenilenebilir enerji şirketlerinden anlaşmayı destekleyici açıklamalarda bulunurken, petrol şirketlerinden henüz herhangi bir açıklama yapılmadı.

Öte yandan, petrol, doğalgaz ve nükleer gibi enerji kaynaklarına muhalif tavırlar sergileyen Greenpeace Örgütü, resmi internet sitesinde anlaşmada fosil yakıtların kullanımının azaltılması konusunda güçlü bir mutabakat olduğunu duyurdu. Örgüt, anlaşmanın bağlayıcılığı ve ülkelerin ulusal iklim değişimi planının desteklenmesi konularında umut verici olduğunu, ancak küresel destek ve çevreyi kirletenlere karşı cezai uygulamaların anlaşmada oldukça yetersiz kaldığını savundu.

Sanayi Devrimi'nden sonra gelişen endüstriyel faaliyetler ve artan enerji ihtiyacı iklim değişikliği ve küresel ısınmayı tetikleyen sebeplerin başında gelirken, sera gazı salımına ilişkin mevcut anlaşmaların 2020'de sona erecek olması dolayısıyla, Paris'te en az 10 yıllık yeni taahhütlere girilmesi, sorunla mücadele noktasında yine de büyük önem taşıyor.

SICAKLIĞIN 2 DEERECE ARTMASI NE ANLAMA GELİYOR?

Dünya iklim bilim uzmanları, küresel iklim değişikliğinin nihai etkilerinin, 100 yıl sonunda ortaya çıkacak küresel yüzey sıcaklığı artışının, 2 derecenin altında olması gerektiğini savunuyor.

Uzmanlar, gelecek 100 yıl içinde ortalama 2 derecenin üzerindeki olası sıcaklık artışının, iklim değişikliği ile beraber eko-sistemler üzerinde geri dönüşsüz etkileri olacağını dile getiriyor. Ortalama 2 derecelik sıcaklık artış hedefi, iklim bilimcilerin ciddi uyarısını anlatan bir kavram olarak ön plana çıkıyor.

İklim değişikliği ve küresel sıcaklık artışını 2 derece ile sınırlandırma hedefini yakalayabilmek için iklim değişikliğine yol açan başta karbondioksit olmak üzere sera gazlarının havadaki konsantrasyonunun ciddi bir şekilde azaltılması gerekiyor. Bunun için fosil kaynaklı yakıtların aşamalı olarak kullanımının azaltılması ve giderek ortadan kaldırılması bir zorunluluk haline geliyor.

KARBON AYAK İZİ 

Karbon ayak izi, birim karbondioksit cinsinden ölçülen ve üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsü olarak tanımlanırken, bu ölçü hesaplanırken iki farklı yol izleniyor.

Birincil ayak izi, evsel enerji tüketimi ve ulaşım dahil olmak üzere fosil yakıtlarının yanmasından ortaya çıkan doğrudan karbondioksit emisyonlarının ölçüsüne deniyor. İkincil ayak izi ise günlük hayatta kullanılan endüstriyel tüm ürünlerin tüm yaşam döngüsünden, imalatından başlayarak bozulmalarıyla ilgili olan dolaylı karbondioksit emisyonlarının miktarı için kullanılan bir tabir.

İKLİM DEĞİŞİMİNİN TARİHİ 

İnsan nüfusunun 1980'lerden bu yana hızla artması, gelir seviyesinin yükselmesi ile artan enerji, ulaşım ve gıda talebi gibi endüstriyel faaliyetlerdeki yoğunluk iklim değişikliğini arttıran unsurlar oldu.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ilk 1992 yılında Rio Konferansı'nda gündeme geldi. Daha sonra, sırasıyla 1994 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve 1997 yılında Japonya'nın Kyoto kentinde toplanan üçüncü Taraflar Konferansı'nda önceki sözleşmelerde öngörülen sera gazı emisyonlarının 1990 yılı düzeyinde tutulması için yetersiz kalındığı açıklandı.

İklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyonlarının, 2008- 2012 bütçe yıllarını kapsayan dönemde, 1990 yılındaki emisyon düzeyinin en az yüzde 5 altına indirilmesi önerisi 38 gelişmiş ülkenin katılımıyla protokol hedefi olarak belirlendi.

TÜRKİYE'NİN KONUMU

Türkiye, sera gazı emisyonlarını azaltma konusuna sıcak bakmasına rağmen, Birleşmiş Milletler ve İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne (BMİDÇS),1992 Rio Konferansı'nda az gelişmiş ülkelere bu amaç doğrultusunda teknik ve finansal destek sağlama sorumluluğunu yerine getiremeyeceğini bildirerek imza atmadı. OECD üyesi olarak Türkiye, 24 Mayıs 2004'te 189. ülke olarak BMİDÇS'ne katıldı.

Türkiye 26 Ağustos 2009 tarihinde Kyoto Protokolü'ne de taraf oldu. Protokolün 2008-2012 yıllarını kapsayan birinci yükümlülük döneminde Türkiye'nin herhangi bir sayısallaştırılmış salım sınırlama veya azaltım yükümlülüğünde bulunmadı. Paris'te yapılacak konferans öncesi Ekim'de Türkiye, 2030 yılında yüzde 21'e kadar sera gazı emisyon azaltımı yapabileceğini bildirdi. Söz konusu ulusal katkı ekonomi genelinde, enerji üretimi, sanayi, tarım, atık, binalar, ulaştırma ve ormancılık sektörlerini kapsıyor.

Olağan senaryoda, Türkiye 2030 yılı itibarıyla 1 milyar 175 milyon ton olarak öngörülen toplam sera gazı emisyonlarını, yüzde 21'lik azaltımla 929 milyon ton olacağını taahhüt altına aldı. Türkiye'nin 2030 yılında erişeceği bu rakam, OECD ülkelerinin 2012 yılı ortalaması olan kişi başı 12,5 ton emisyon salımı değerinin dahi altında kalıyor.

AA