Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam ‘Erkekler, erkekleri deşifre ediyor’

        Heja BOZYEL/HT PAZAR

        Ayşe Akaltun’un derlediği, Nota Bene yayınlarından çıkan “Erkekler” kitabı, bize erkekleri tanıma, dinleme, okuma şansı veren bir kitap. Kitaba “Femme-n” adlı öyküsüyle katkıda bulunan Mert Fırat ve Ayşe Akaltun ile buluştuk, erkeklik iktidarını konuştuk.

        Bu Adem’le Havva’ya uzanan, penguenlerden aslanlara her canlıda olan cinsiyetler arası farklılığın sonuna geldiğimiz bir çağ. Androjenlik bir trend değil sadece. Çok cinsiyetlilik ise sadece bir komedi unsuru değil artık. Ayşe Akaltun “kadın başına” onlarca erkekle görüşmüş. Kimisinden öyküler almış, kimisinden büyük laflar içeren denemeler. Kimisiyle röportaj yapmış, kimisinin anılarını dinlemiş. Mesela Gündüz Vassaf bir erkeğin erkeklik anlarını yazmış kendi deneyimlerini anlatarak. Ve bizi hiç bilmediğimiz bir zorlukla “erkek olmakla” yüzleştirmiş. Mert Fırat ise “Yazmak kendini deşifre etmek, kendindeki zaafları kabul etmek gibi” diyerek anlatıyor senaryo tadındaki hikâyesini.

        ■■ Sizce de bu üzerine düşünülmesi gereken bir şey mi? Zaten her gün yaşadığımız ve karşılaştığımız bir şey değil mi?

        Mert Fırat: Bu sene, kadın birliklerinin genel teması aslında erkek üzerindendi. Evet kadına yönelik şiddet ama bir yandan da gücü elde edenin şiddetiyle ilgili bir durum vardı. Başka Dilde Aşk’ta öyleydi. Orada mesela annenin egemenliğinin erkek çocuk üzerinde yarattığı şiddet vardı. O çocuğu yetiştirme biçimi zaten onu ötekileştirecek şekildeydi. Sonra iki sevgilinin bir başkaldırısı söz konusuydu yönetime karşı. Atlı Karınca’da da aynı şey vardı. Aslında meseleyi egemen üzerinden düşününce yazması daha kolay oluyor, anlaması da. Erkeğin bakış açısını değerlendirmek de kolay oluyor bu sayede. Bana yazdıran şey bir anlamda buydu. Bu adaletsizlik, düzenin bu şekilde şekillenmiş olması. Sadece “Erkek” deyip oraya sıkıştırmamak lazım konuyu. Erkeklerin erkekleri yazıyor olması, kendini deşifre ediyor olması çok değerli bir şey aslında. 2015’in geneline de bakarsak bir özür dileme, bununla yüzleşme durumu var. Kolektif bilinç hepimizde var artık ve bu bilincin bizde yarattığı şey de bize yazdıran şey aslında.

        ■■ Kitabı hazırlarken sizi en çok etkileyen şey ne oldu? Konuştuğunuz kişiler, aldığınız tepkiler, duyduğunuz hikâyeler nasıldı?

        Ayşe Akaltun: İşin ilginci yazılanları düzenlerken yeni şeyler öğrendim erkeklerle ilgili. Mesela Mehmet Bozok’un bir yazısı var profeminizmle ilgili, onu okurken profeminist olduğuma karar verdim. Feminist diyemem kendime ama bu düşünceyi destekleyen birisiyim. Bunun dışında normal hayatta çok da dikkat edemediğim şeyleri gördüm. Sporun içindeki erkeği görme fırsatım oldu. Gündüz Vassaf’ın yazısında çocukluktan başlayıp ilerleyen basamaklar o kadar önemliydi ki. Ben de bir şeyler öğrendim aslında kitabı hazırlarken, bu da iyi bir şey. “Eğer ben de bir şeyler öğreniyorsam bu proje iyi bir proje demek ki” dedim.

        ■■ Siz kaç yaşında sünnet oldunuz?

        M.F.: 8-9 herhalde. Bir de şöyle bir şey var, bu erkeklik meselesi üzerine konuşuldukça meşrulaştırılıyor ya. Kitabın en önemli özelliği buradan kaçıyor olması. Çünkü suçlu tarafı erkek diye konumlandırdığında, hikâyeyi bunun üzerine yazdığın zaman, her şey bunun savunması ya da meşrulaşması süreci oluyor. Aynı Amerikan sinemasının Vietnam Savaşı sonrası savaşla ilgili yüzlerce eser vermesi gibi. Bu hem vicdan temizleme hem halkı rahatlatma. Bu kitapta öyle bir şey yok.

        ■■ Gelinen nokta hep “anne” gibi. Erkeği yetiştiren anne...

        A.A.: Toplum içerisinde hiçbir şey tek başına var olmuyor zaten.

        M.F.: Ama bir yandan da her anne babasına âşıktır. Dolayısıyla baba figüründe mi bir hata oldu acaba?

        ■■ Bu Adem’le Havva’ya kadar gider aslında.

        M.F.: Gider, sonunda da iktidara dayanır.

        ‘KADINLAR PASİF DİRENİŞİ İYİ YÖNETİYOR’

        ■■ Sizce kadınlarla ilgili en etkileyici şey nedir?

        M.F.: Pek onaylamıyor olsam da en etkileyici şey, pasif direnişi çok iyi bir biçimde yönetiyor olmaları. Kadınların bir fiziksel güç zafiyeti olduğunu biliyoruz. Erkeğin bu gücüyle baş etmeyi Sümerler’e kadar başarmış kadın. Sonra para devreye girmiş. Sistem demiş ki: “Barış içinde yaşamamız çok zor, bu yüzden savaşarak ve birbirimizi yok ederek; ganimeti elde ederek, gasp ederek, tecavüz ederek, öldürerek ancak var olup gücümüzü daha çok artırabiliriz, bunu da ancak egemen erkek yapabilir.”

        A.A.: Yükselen bir şiddet var ama ümitliyim. M.F.: Ben de ümitliyim çünkü toplu bir farkındalık var. Çıkar ilişkisi tarihsel bir süreçtir ve ancak bir noktaya kadar devam eder. A.A.: Evet, tarih hep aynı görünüyor ama o kadar ayrıntılarla ilerliyor ki. Mutlaka değişecek bu süreç.

        ‘BİZİ DEĞİŞTİRECEK OLAN CİNSİYETLERDEN SIYRILMA’

        ■■ Sizin “Düzeliyor” dediğiniz şey aslında yükselen bir feminizm dalgası değil mi?Herkes bilinçsizce savunuyor bunu. Özellikle erkeklerin “Ben feministim” demesi çok güzel. Ama bu bilinçsiz savunuş içini boşaltıyor algının.

        M.F.: Hoca ortaya bir tez atar ve der ki: “Bunu çürütelim.” Akademi böyle bir şey. Biz de böyle bir süreçten geçiyoruz. Kadınerkek başlıklı konular tartışılmalı, konuşulmalı. Yalan yanlış olsa da yapılmalı bu.

        A.A.: Bugün yükselen cinsiyetsizlik akımı çok önemli bence. Avrupa’da 80’lerde başlayan bir akım olsa da bu ülkede çok yeni. Bizi biraz değiştirecek olan cinsiyetlerden sıyrılmak olacak.

        M.F.: Ümitsiz olabiliriz ama bu ülkede cinsiyetine, cinsel tercihine bakılmaksızın saygı gösterilenler de var. Zeki Müren, Bülent Ersoy... Dinleme ve saygı gösterme algısı oluşturuyor bu modeller. Bizim kültürümüzde vardır bu. Köy seyirliklerde köçekler, kadın kılığındaki erkekler... Bununla komedi unsuru yapmak yaygın bir sanat öğemiz bizim. Bu kod bize başka şekilde işlense de unutmuşuz. Kimsenin üstüne kolay kolay yazamadığı bir tabu bu.

        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ