• Canlı Yayın
  • 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlık ve Spor Bayramı kutlu olsun
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ramazan ayı İslam alemi tarafından idrak ediliyor. Kadir Gecesi'ni de içerisinde barındıran Ramazan ayı oruç tutularak geçiriliyor. Sağlığı iyi olan, yaşı ve durumu el veren her müslümana farz olan Ramazan orucunu bazı nedenlerden dolayı tutamayanların kaza etmeleri veya fidye vermeleri gerekiyor. Peki, 2018 fidye ve fitre miktarı ne kadar? Oruç tutamayanlar ne kadar fidye vermeli? Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açıkladığı bilgiye göre, 2018 fidye ve fitre miktarı...

ORUÇ TUTAMAYANLAR NE KADAR FİDYE VERMELİ?

Hastalık nedeniyle oruç tutamayan müslümanların fidye vermesi gerekiyor. Oruç tutamaayanlar, her gün için başkalarına fidye öderler. Bu fidye miktarı da fitrenin miktarı kadardır. Bu sene fitre miktarı Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 19 TL olarak belirlendi. Oruç tutamayan kişi, kaç lira fitre veriyorsa, oruç tutmadığı gün için o miktarda bir fidye vermek zorundadır.

ORUÇ KİMLERE FARZDIR?

İslam dininin temel ibadetlerinden olan oruç, Müslüman olan, ergenlik çağına girmiş veya aklı eren ve oruç tutması için herhangi bir engeli olmayan her Müslümana farzdır. Oruç tutacak olan bir kişinin Müslümanlığı kabul etmesi gerekmektedir. Müslüman olmayan bir kimseye, oruç tutması farz değildir ve o kişi oruç tutması için zorlanamaz. Öte yandan ibadetlerin bir kişiye farz olması için o kişinin ergenlik çağında olması ve akli dengesinin yerinde olması gerekmektedir. Akli dengesi yerinde olmayan engelli kimseler, oruç tutmaya zorlanamaz. Aynı zamanda henüz ergenlik yaşına gelmemiş bir kimse oruç ibadetinden muaf tutulmaktadırlar.

KİMLER FİTRE VEREBİLİR?

Nisab miktarı malı olan bir müslüman, hem kendisi için, hem fakir olan çocukları için, hem de hizmetçisi için fitre verir. Zengin olan çocukların fitreleri, İmam-ı A'zam'a göre o çocuğun malından verilir. İmam-ı Muhammed'e göre ise, onu da babası verir.

FİTRE NE ZAMAN VERİLİR?

Fitre, Ramazan bayramından bir veya iki gün öncesi ile bayram namazı arasında ödenir. Böylece yoksullar bununla, bayram namazından çıkmadan önce ihtiyaçlarını karşılamış olurlar. Bununla birlikte fitre, Ramazan’ın girmesinden itibaren, hatta Ramazan ayı girmeden önce de ödenebilir. Bayram gününden sonraya kalırsa, yükümlülük düşmez ve ilk fırsatta ödenmesi gerekir.

FITIR SADAKASI (FİTRE) NEDİR?

Fıtr sözlükte “Orucu açmak”, fitre de “Yaratılış” anlamına gelir. Buna “Fıtır sadakası” denir ki, fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış atıyyesi demektir. Dini bir terim olarak şöyle tanımlanır: Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî bir ibadettir.

Fıtır sadakası, Ramazan orucunun farz kılındığı hicretin 2. yılı Şaban ayında, zekâttan önce meşru kılınmıştır. Bu bir yardımlaşma olup, orucun kabulüne, ölüm sırasındaki sıkıntılardan ve kabir azabından kurtuluşa bir vesiledir. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye ve onların da bayram sevincine katılmalarına bir yardımdır.

Fitre hadis deliline dayanır. İlgili hadisler aynı zamanda onun uygulama şartlarını da belirler.

NİSAB MİKTARI NE KADAR?

Hadislerde nisab miktarları şu şekilde gösterilmiştir:

Gümüşte nisab miktarı 200 dirhem, altında 20 miskal, hayvanlarda 5 deve, 30 sığır, 40 koyun, toprak ürünlerinde ise (cumhura göre) 5 vesktir (=buğdayda 653 kg.). Ebû Hanîfe’ye göre ise toprak ürünlerinin azı da çoğu da zekâta tâbidir. Toprak ürünlerinin zekâtında nisab aranmaz.

Nisab miktarlarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu açıktır. Nisabın bu mallar üzerinden belirlenmesi usulü, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ileriki dönemlerde de aynen korunmuş ve bu nisab miktarları “belirlenmiş şer‘î ölçüler” olarak nitelendirilmiştir. Kaynaklar yukarıda ayrı ayrı sayılan ve bugün için aralarında önemli bir değer farkı ortaya çıkmış bulunan nisab miktarlarının Hz. Peygamber döneminde birbirine denk olduklarını belirtir. O dönemde değişik mallar için belirlenen bu nisab miktarının bir ailenin yıllık ortalama harcamaları tutarı, âdeta asgari geçim standardı olduğu düşünülecek olursa, günümüzde nisab miktarının karı, koca ve çocuklardan oluşan en küçük bir ailenin yıllık asgari harcamaları tutarı olarak belirlenmesi ve böyle bir ölçünün esas alınması isabetli olur. Aylık ücretlendirmenin geçerli olduğu kesimler için yıllık ortalama yerine aylık ortalama geçim standardının esas alınması ve buna göre bir çözüm getirilmesi yerinde olur.

Zekât müslümanların zenginlerinden alınır, fakirlerine verilir. Böyle bir malî mükellefiyetin konabilmesi için toplumda zenginlik sınırının, daha doğrusu asgari hayat ve geçim standardının belirlenmesine ihtiyaç vardır. Modern vergi sistemlerinin, asgari geçim indirimleri tesbit ederek bunları vergi kapsamı dışında saymaları da böyle bir noktadan hareketledir. İslâm dini bu durumu kendine özgü ve âdil bir şekilde çözüme kavuşturarak toplumda nisab adı altında böyle bir belirlemeye gitmiş, nisabın üstünde gelir ve serveti olanlardan zekât alıp, nisabın altında gelir ve servet sahiplerini zekâttan muaf tutmuştur.